Aşka İki Hafta

Aşka İki Hafta (Two Weeks Notice)

Puan : 6/10 107 oy
Yönetmen: Marc Lawrence
Oyuncular
:
Tür: Komedi, Romantik
Yapım Yılı: (100 dk)
Vizyon Tarihi: 28 Şubat 2003 Cuma
Senaryo: Writing credits, Marc Lawrence
Yapımcı Firma: Castle Rock Entertainment [us]
Yapım Ülkesi: ABD
Orijinal Dil: İngilizce
Orijinal Adı: Two Weeks Notice
Resmi Site: twoweeksnoticemovie.warnerbros.com/
Dağıtıcı Firma: Warner Bros

Aşka İki Hafta Filminin Özeti

YORUM YAP
Milyoner George Wade’in (HUGH GRANT) yeni bir baş danışmana ihtiyacı vardır. New York’un önde gelen emlak firmalarından biri olan Wade Corporation’ın karizmatik “sosyetik sima”sı George’un, kariyerlerindeki başarıları şüphe götüren çekici bayan avukatları işe alıp, onlarla yatmak gibi kötü bir alışkanlığı vardır... bu çekici avukatlar, çok pahalıya mâl olan hatalar yaptıklarında ise, George’un tutucu kardeşi ve şirketin asıl beyni olan Howard (DAVID HAIG) tarafından işten çıkarılırlar.

Howard sonunda George’a, işbilir bir baş danışman bulmadığı takdirde mal varlığına veda etmesi gerektiğini söyleyince, George sıkı bir çevreci olan Lucy Kelson’la (SANDRA BULLOCK) beklenmedik bir mülakat yapar.

Harvard mezunu, stratejik düşünen, sosyal bilinç sahibi parlak bir avukat olan Lucy’nin Wade Corporation’ın planlarına hizmet etmek gibi bir niyeti yoktur. Aksine, amacı George ve şirketini, oturduğu yerin yakınındaki Halk Merkezini yıkıp, toplu konut inşa etmekten alıkoymaktır. George, Halk Merkezi’ni yıkmayacağına dair söz verip, Lucy’yi Wade Corporation’ın yardım fonunun sorumlusu yapacağını ve bu konudaki kararları sadece ona bırakacağını söyleyince, Lucy istemeden de olsa işi kabul eder.

Aradan aylar geçer. Lucy, uykusuz geçen gecelere ve yeni baş gösteren ülserine karşın Wade’de olağanüstü bir iş çıkarır.

Onu bu duruma getiren şey işi değil, George’dur. Muazzam sorumsuz ve yadsınamaz derecede benmerkezci bir erkek olan George, Lucy’ye pek çok sorumluluğu olan bir baş danışman gibi değil, şahsi asistanı gibi davranmakta, üstelik, onun yardımı olmadan bir kravat dahi seçememektedir. Aylar boyunca, gecenin geç saatlerinde gelen telefonlarla ve giysilerinden, tenise ve boşanma anlaşmalarına kadar her konuda George’a tavsiyeler verme işiyle uğraşmak zorunda kalan Lucy, nihayet dayanamayarak istifasını verir. Ancak, anlaşması gereği iki hafta daha çalışmak zorundadır.

Fakat George, Lucy’yi bırakmamakta direnir. Aralarındaki anlaşma Lucy’nin elini kolunu bağlamanın yanı sıra, başkaları tarafından işe alınmasının da önüne geçmektedir. Sonunda, Lucy’nin gitmesine izin verir, ama bir şartı vardır: Lucy kendi yerine geçecek çok yetenekli birini bulmak zorundadır. Az deneyimi ama George’da epeyce gözü olan hırslı avukat June Carter (ALICIA WITT) işe başvuranlardan biridir. Lucy daha doğru dürüst bir mülakat ayarlayamadan, George, June’u işe alır.

George’un Wade Corporation’ın imkanlarını iyi amaçlar uğruna kullanmasını sağlayan Lucy’nin tersine, June, onun serveti, gücü ve yüzeyselliği konusunda kendisini iyi hissetmesini sağlar. Howard, George’un Lucy’nin sevgili Halk Merkezi’ni koruma konusunda verdiği sözden June’a söz eder. June buna aldırmaz, çünkü patronuyla çıkma fikrinden böyle bir çıkar çatışması yüzünden vazgeçmek niyetinde değildir.

Bu arada, Wade Corporation’un haftada 7 gün 24 saatlik sorumluluğundan kurtulmuş olan Lucy dikkatini tekrar yararlı işlere yöneltir ve mutsuzca George’dan sonraki yaşamını değerlendirir. June’u George’un yeni enerjik baş danışmanı olarak görmek, eski patronuna olan duygularının profesyonelden kişisele dönüşmüş olduğunu fark etmesine yol açar. Belki de June, Lucy’nin yerini fazlaca iyi dolduruyordur.

Öte yandan, George, güvendiği bir sırdaş, çok yönlü bir danışmanı ve kendindeki iyi yönleri ortaya çıkaran bir dayanak olan Lucy’yi yitirmenin yarattığı müthiş boşluk duygusuyla baş etmeye çalışmaktadır. Her ikisi için de “Seni seviyorum” demek için acaba çok mu geç kalınmıştır?

Çekim Bilgileri

MEKANLAR, SETLER ve KOSTÜMLER:
NEW YORK ŞEHRİNE BİR AŞK MEKTUBU

Şubat 2002’de, Lawrence, Bullock, Grant ve şirket...
Devamı için tıklayın...
MEKANLAR, SETLER ve KOSTÜMLER:
NEW YORK ŞEHRİNE BİR AŞK MEKTUBU

Şubat 2002’de, Lawrence, Bullock, Grant ve şirket Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta’nın çekimlerine Manhattan’ın finans bölgesinde başladılar. “Bu filmi hep New York’a bir aşk mektubu olarak gördük” diyor Bullock ve sözlerini sürdürüyor: “Mimariyi seviyorum; bu filme mümkün olduğunca çok New York manzaraları ve bu şehre özgü binalar koymak, ama bu öğeleri daha önce hiç yapılmamış bir şekilde tasvir etmek istedik. Bu yüzden, şehri binaların tepelerinden göreceğiniz, normalde fark etmediğiniz ayrıntıları fark edeceğiniz şekilde çektik.... Sinemaseverler, George ve Lucy’nin helikopterde Chrysler Building’in tarihçesini tartıştığı sahnede New York’un mimari hazinesinin muhteşem görüntülerini izleyecekler. O sahneyi izlerken gerçekten duygulanıyorum. İnsan şöyle düşünüyor: ‘Vay canına, bu şehir tüm başından geçenlere karşın, hâlâ öylesine güçlü, öylesine nefes kesici ve öylesine ilham verici ki.’”
Yapım tasarımcısı Peter Larkin’in rehberliğindeki sanat departmanı, New York’un canlılığını ve farklı dokularını yansıtan bir arka plan hazırladılar. Larkin, Wade Corporation’ın dış görüntüsü için Lucent Building’i kullandı. Binanın girişindeki devasa “W” harfi Wade şirketinin logosunu temsil ediyordu.
“Wade Corporation, Trump gibi çok güçlü bir organizasyon ve şehirde büyük prestiji var” diyor Larkin ve ekliyor: “George ve Howard Wade oldukça fazla sayıda gayrı menkule sahipler ve ‘W’ logosunu her yere koyuyorlar; binalarının ön cephesinden, modern yapılar yapmak üzere yerle bir etmekte kullandıkları araç gereçlere kadar.”
George’un göz kamaştırıcı çatı katı Sky Stüdyoları’nda 3 katlı Greenwich tarzı havuzlu ve bahçeli bir evde çekildi. Larkin, New York’un bu gözde bekarı için yaptığı ev tasarımını şöyle tanımlıyor: “George Wade tembel, ama çok zeki ve zevkli bir erkek ve dairesi bunu yansıtmalıydı. Hugh, Sansasyonel adı verilen bir grup İngiliz sanatçının çalışmalarına bakmamızı önerdi; izin aldıktan sonra grubun eserlerinden bazılarını George’un dairesine astık.”
Lucy Kelson’ın daha mütevazı evi için, Larkin ve ekibi Brighton Beach’teki bir daireyi kullandı. “İlk önce, Lucy’nin evini darmadağınık bir yer yapmaya karar verdik ve her şeyi alt üst ettik; böylece, çok çalıştığı için eve vakit ayıramadığını vurgulamak istedik.” diyen Larkin sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama Sandra, Lucy’nin çok daha düzenli biri olduğunu düşünerek, evi oldukça toplu bir hâle getirdi.”
Bullock bunu şöyle açıklıyor: “Dairesinin Lucy’nin manik özelliğini göstermesini istedim; O, uyurken bile ‘Yapılacak işler’ listesi yapan biri. Peter’dan dizüstü bilgisayarı, cep telefonu gibi elektronik iletişim araçlarını koyabilmek için yatağın yanına bir sehpa koymasını rica ettim. Evinde hiçbir şeyin yaşamak için olmadığını vurgulamak istedim; banyo, mutfak ve çalışma masası Lucy’nin, George’a her an amade olabilmesini sağlayacak şekildeydi. Dairesindeki her şey kendisinin değil George’un hayatı için düzenlenmişti.”
Filmin belki de en can alıcı mekanı Fulton’s Landing adıyla bilinen Brooklyn Heights lokaliydi. Burası Lucy’nin George’la ilişkisinde dönüm noktası olan sirk temalı partinin yapıldığı yerdi. Brooklyn Köprüsü’nün altındaki bir iskelenin üzerine kurulmuş, romantik bir ortamı olan River Café’nin yanı başındaki Fulton’s Landing, Larkin ve ekibi tarafından bembeyaz tentelerden yapılmış ve binlerce lambayla ışıklandırılmış şık bir sirk çadırı hâline sokuldu.
Buna ek olarak, Larkin’in elde çizdirdiği sirk görüntülerini gösteren rengarenk illüstrasyonlar iskeleyle River Café arasındaki koridora asılarak canlı bir manzara oluşturuyordu.
Bullock bu mekandaki bir olayı şöyle anıyor: “Fulton’s Landing’de bir akşam çekimindeydik ve ancak bir dizi yakın çekim yapmamızdan sonra fark ettim ki görüntü yönetmenimiz Laszlo Kovacs bütün Brooklyn Köprüsünü ve adanın tepesini ışıklandırmış. Gerçekten çok güzel bir görüntüydü.”
Lucy’nin gala sahnesinde giydiği kıyafeti Gary Jones tasarladı. Bu gece kıyafeti Yves St. Laurent ve Valentino kreasyonlarından esinlenen siyah şeritli beyaz bir elbiseydi. “Lucy’nin profesyonel, dişi ama sportif tarzına uygun, klasik çizimde bir elbise düşündük. Bu elbise 1930’lu ve 40’lı yılların çizgileri kadar, Audrey Hepburn ve Katherine Hepburn’ün havasını da taşıyordu” diyen Jones açıklamalarını şöyle sürdürüyor:
“George’un içgüdüleri çok güçlü. Filmde giydiği John Tudor takımlarının hepsinde İngiliz kanını vurgulayan güçlü omuz çizgileri hakim. Hugh Grant gala sahnelerinde elde dikilmiş bir John Tudor smokini giydi. Sirk partisinde ona bahriyeli mavisi bir smokin giydirdik, çünkü bu renk, fotojenik açıdan siyahtan daha romantik bir hava taşıyor.”
Lucy’nin Wade Corporation’daki hırslı halefi June Carter için bu parti hem profesyonel, hem de kişisel platformda atılım yapmak için iyi bir imkan sunuyor. Aktris Alicia Witt’e o canlı atmosferde bile hemen dikkatleri üstüne toplayan siyah bir Armani elbise giydiren Jones bunu şöyle açıklıyor: “June kendinden çok emin bir kadın; tarzı, mesai arkadaşları kadar resmi değil ve gardırobu da bunu yansıtıyor.”
Wade ailesinin varlığını ve nüfuzunu yansıtabilmek için, çekim ekibi Seven Springs’deki Westchester Bölgesi’ni seçti. Trump Organizasyonu’nun mülkiyetinde olan bu yer daha önce hiçbir filmde mekan olarak kullanılmadı.
Ekip, Shea Stadyumu’nda, George ile Lucy’nin birlikte izlediği Mets ile Giants arasındaki beysbol maçında da çekim yaptı. Maçtan sonra, koyu bir Mets taraftarı olan Marc Lawrence beysbolun yıldız oyuncularından Mike Piazza’yı kısa bir rol için filme dahil etme zevkine erişti.
Bu mekanların yanı sıra, New York’un en gözde yerleri de filmde mekan olarak kullanıldı. Bullock bu konuda şunu belirtiyor: “Bu filmin sevdiğim bir başka ilginç yönü Coney Island’ın yanı sıra, New York’un uzun zamandır filmlerde görülmeyen efsanevi mekanlarını göstermemiz oldu. Bu yerler çok önemli, çünkü hikayede can alıcı bir rol oynuyorlar.”
Aksesuar sorumlusu Jim Mazzola, sanat ekibiyle birlikte çalışarak, her bir karakteri tek tek inceledi ve her birinin kişisel eşyalarını bu kimliklere uygun bir şekilde seçti. Bu kişisel eşyalar arasında arabalar da vardı: “Lucy Kelson çok para kazanan bir avukat, ama karakter olarak ayakları yere basan bir kadın ve gösterişi sevmiyor” diyen Mazzola şöyle diyor: “Onun lüks bir Mercedes kullanması doğal görünmezdi, o yüzden onun bir Volvo kullanmasına karar verdik. Öte yandan, George her şeyin en iyisine sahip. Patek Philippe marka bir saat takıyor ve Almanya’dan özel olarak getirtilmiş 250,000 dolarlık Mercedes Pullman model bir limuzinle geziyor.”

Açıklar

YAPIM HAKKINDA BİLGİLER

Dünya çapında tanınmış iki oyuncu olan Sandra Bullock ve Hugh Grant Two Weeks Notice/Aşka İki ...
Devamı için tıklayın...
YAPIM HAKKINDA BİLGİLER

Dünya çapında tanınmış iki oyuncu olan Sandra Bullock ve Hugh Grant Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta’da ilk kez bir araya geliyor. Oyuncu-yapımcı Bullock ünlü filmleri Miss Congeniality/Güzel Dedektif ve Forces of Nature/Fırtınalı Aşk’ı da yazan senarist Marc Lawrence’la ise üçüncü kez birlikte çalışıyor. “Komik bir aşk hikayesinde oynamak hem korkutucu, hem de zorlu bir iş” diyor Bullock ve devam ediyor: “Komik olmak zaten yeterince zor, bir de bunun üstüne diğer oyuncuyla doğru elektriği yakalamak hiç kolay değil”. Bu projenin hayata geçmiş olması ve bana hayran olduğum iki erkekle, Marc ve Hugh’la birlikte çalışma fırsatı vermesi çok sevindirici”.
Bu film, ayrıca, Bullock ile aktör-yapımcı Grant’in uzun zamandır süregiden birlikte çalışabilecekleri bir proje arayışına da son verdi. About a Boy/Bir Erkek Hakkında, Bridget Jones’s Diary/Bridget Jones’un Günlüğü ve Notting Hill/Aşk Engel Tanımaz filmlerinin başarılı aktörü Grant bunu şöyle anlatıyor: “Sandy’yle çalışmayı hep istemişimdir, çünkü aklım, gözlerim ve kulaklarım bana onun bu tür komediler için en doğru oyuncu olduğunu söylüyor. Sandy aynı anda hem çekici, hem seksi, hem inandırıcı, hem komik, hem de romantik olabiliyor. Aslında, birkaç yıl önce bir araya gelip birlikte bir projede çalışabilme olasılığını değerlendirmiştik. Ona kaldığım otel odasının yanındaki odayla ilgili iğrenç bir hikaye anlatmıştım. Herhalde toparlanması 3 yıl sürdü”.
İyi mizacıyla tanınan Sandra’nın buna yanıtı ise şöyle oluyor: “Aksine. Hugh sadece yetenekli bir komedyen değil, aynı zamanda çok başarılı bir sinemacı ve her açıdan çok kabiliyetli bir aktör. Kimse Hugh gibi olamaz.”
Miss Congeniality’nin post prodüksiyonu sırasında, Marc Lawrence, Bullock ve Grant için düşündüğü orijinal bir senaryo üzerinde çalışmaya başladı. Lawrence bunu şöyle anlatıyor: “Birbirleriyle yakın bir çalışma ortamında olup, yoğun bir ilişki paylaştıkları halde, bir türlü birbirlerine karşı duydukları romantik duygularla başa çıkamayan bir çift hakkında bir film yazma düşüncesi hoşuma gitti.”
Bullock kendi yapımcılık firması Fortis Films’le çekeceği ve baş rolünde oynayacağı bu projeye farkında olmadan katkıda da bulundu. “Sürekli olarak Marc’ın tepesinde duruyor ve bilgisayarında yazmakta olduğu senaryodan sahneler okuyup bazı replikler ekliyordum. Ama benim için yazmakta olduğu bir senaryoya eklentiler yaptığının farkında değildim.” diyor Bullock gülerek ve sözlerini sürdürüyor:
“Marc’ın Lucy Kelson ile George Wade arasında yarattığı dinamiğe bayıldım. Birbirlerini deli ediyorlar, ama görünüşte imkansız olsa bile, aralarındaki ilişkinin yürümesini istiyorsunuz. Sonuçta, Lucy ve George’un kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor: ‘Ona sevdiğimi söylemek için çok mu geç?’. Peki ya karşınızdaki kişinin ne hissettiğinden emin değilseniz böyle bir riske nasıl girersiniz?
Lawrence’ın Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta senaryosu en çok aranan erkek oyunculardan biri olan Grant’in de tam kalbine isabet etmiş. Aktörün bu konudaki yorumu şöyle: “Senaryoyu Londra’daki en samimi arkadaşlarıma gönderdim ve sordum: ‘Ben içki ya da uyuşturucunun etkisi altında mıyım, yoksa bu hikaye gerçekten düşündüğüm kadar komik mi?’. Bana senaryoyu geri gönderip, ‘Evet, gerçekten komik’ dediler”. Grant sözlerini şöyle sürdürüyor: “Marc çok keskin bir zekayı, oldukça insani bir yaklaşımla birleştiriyor. Senaryolarından birinde yer almayı her zaman istemişimdir. Bu projede bana özellikle çekici gelen şey, inanılmaz yoğun bir samimiyet ve ilişki içinde olan iki kişinin, neredeyse çok geç olana dek aşık olduklarından tamamen habersiz olmaları.”
Bullock ve Grant, Lawrence’ın senaryosuna inanç duymanın yanı sıra, yazarın yönetmenliği de üstlenmesi için direttiler: “Oyuncuları ilk kez yönetmenlik yapan biriyle çalışmaya ikna etmek zordur, ama ben Marc’la çalışmaktan memnunum” diyor Grant ve ekliyor: “Projeyi tartışmak üzere Londra’da buluştuk ve Marc’ın oyuncuları yönetebilmek için gereken tüm içgüdülere sahip olduğunu anladım.”
Bullock da Grant’in görüşüne katıldığını şu sözlerle ifade ediyor: “Marc oyuncularla inanılmaz iyi. Bir şey yerine oturmadığında bana söylemekten çekinmiyor. Ve bazı yazar-yönetmenlerin aksine, senaryosunda anlık değişimler yapmaktan hiç mi hiç rahatsız olmuyor.”
Lawrence bu zorlu görev değişiminin üstesinden çabucak geldi. “Yazarlık oldukça yalnız bir meslek, ama eğer yönetmenseniz, etrafınızda sürekli olarak sizi kollayan birileri var. Setten ayrılıp tuvalete gidecek olsanız, 40 tane telsiz bu haberi yayınlar ki bence bu her zaman da heyecan verici bir şey değil. Ama, çekim ekibinden ışıkçıya, yüzlerce insanla birlikte çalışmanın getirdiği sıcak ortamı ve enerjiyi gerçekten sevdim.”
Lawrence gibi, yapımcı Bullock da projede çifte görev üstlenmekten hoşnuttu. Bunu şöyle ifade ediyor: “Kendimde bulunan birden fazla özelliği kullanmaktan hoşlanıyorum. Bazen yapımcılığı oyunculuktan bile çok seviyorum, çünkü daha fazla işbirliği gerektiriyor.”
Ayrıntılara takıntılı, eylemci avukat Lucy Kelson’ı canlandırmak Bullock’a repertuarını geliştirme fırsatı vermiş: “Lucy süper zeki, güçlü bir hafızaya sahip, çok yönlü sosyal bilinç sahibi bir avukat. Daha önce hiç bu kadar kapsamlı bir rol canlandırmamıştım. Kısacası, Lucy son derece çok yönlü bir tip ve böyle bir karakteri canlandırmak çok eğlenceli.”
Lucy’nin demokratik idealleri, patronu George Wade’in ün salmış umursamaz yaşam tarzıyla çakışırken, aralarında hem romantik, hem de başka türlü kıvılcımlar çakıyor: “Lucy’nin annesi ve babası eylemci birer avukat; bu yüzden de, George’un yanında çalışmakla onlara ihanet ediyormuş hissine kapılıyor. Bundan kurtulmak için de elinde olan güç, para ve imkanlarla dünya için çok daha fazla iyilik yapacağı düşüncesine sarılıyor. Ama muazzam bir iç çatışması yaşıyor; çünkü Wade Corporation’ın yasal işlerini yürütmenin yanı sıra, George’un kravatlarından, mobilyalarına pek çok şeyi seçmek ve aşk hayatını düzenlemek zorunda kalıyor” diyor Lawrence.
Bullock ise canlandırdığı karakteri şöyle anlatıyor: “Lucy’nin tüm dünyası George’u rahat ettirmek üzerine kurulu. George’un hayatının kendi hayatının önceliği olmasına izin veriyor ki kendisininkiyle uğraşmak zorunda kalmasın. George bunu biliyor ve bu fırsattan istifade ediyor. Lucy patronunun istismarlarına çok fazla izin verdiğini fark ettiğinde, nihayet kendine asıl soruyu sormak zorunda kalıyor: Neden George’un bunu yapmasına müsaade ediyor?”
Lawrence buna esprili bir cevap veriyor: “Benim teorime göre, Lucy tanıştıkları andan beri George’a aşıktır. Bence ona hemencecik bir çekim duydu ve o andan itibaren çok büyük bir içsel çatışma yaşamaya başladı. ‘Saygı duymadığım bir herif için nasıl böyle duygular besleyebilirim?’”
Grant de bu düşünceyi şu sözlerle doğruluyor: “Lucy’nin içsel çatışmaları, sonunda, yaşamını değiştirecek bir karar vermesine neden olur. Hayatını sorumsuz bir hergelenin, yani benim, boş işleriyle harcayamayacağına karar veriyor ve istifa ediyor. O zaman, George, onu durdurmak için elinden geleni yapıyor; çünkü o noktada, hayatıyla ilgili her konuda Lucy’ye güvenir hâle gelmiş durumda.”
George kendine ister itiraf etsin, ister etmesin, Lucy’nin gitmesine gönülsüz davranmasının ardında başka bir neden daha vardır. Lawrence bunu şu sözlerle açıklıyor: “George çevresinde kendisinin duymak istediği şeyleri söyleyen insanların olduğu bir dünyada yaşamaktadır. Lucy ona gerçekleri söyleyen tek kişidir ve George’un böyle birinden vazgeçmeye niyeti yoktur. Övgüler, para ve güzel kadınlarla olmak her ne kadar hoşuna gitse de, içindeki iyi yan ona, yaşamında Lucy gibi neyin doğru, neyin ahmakça olduğunu söyleyecek birine ihtiyaç duyduğunu fısıldamaktadır.”
Yine de, Lucy, George’un gizli vicdanı rolünü oynamaktan sıkılır ve istifa edeceğini George’a bildirir; ama istifasının kabulü için, iki haftalık zaman zarfında kendi yerine “kendisinden bile daha iyi” birini bulma sözü vermek zorunda kalır. Bu görev için başvuran June Carter (ALICIA WITT), kuşku götürür kariyerine karşın, George’la aralarında inkar edilemeyecek bir elektriklenme olan, bilmiş ve genç bir avukattır.
“June karakterini canlandıracak olmak beni heyecanlandırdı, çünkü şurası değişmez bir gerçektir ki, romantik komedideki ‘üçüncü şahıslar’ ya fettan ya da buzdan kraliçe tiplerdir. Marc’ın senaryosu belli bölümlerde çok zekice, çünkü June bunlardan ikisi de değil.” diyor aktris Alicia Witt. Sinemaseverler kendisini The Sopranos adlı ünlü televizyon dizisinde canlandırdığı Hollywood yöneticisi rolüyle olduğu kadar, Playing Mona Lisa ve Cecil B. DeMented isimli sinema filmlerindeki başarılı performansıyla da hatırlayacaklardır.
“June paranın kesinlikle iyi bir şey olduğuna inanıyor ve bunu inkar eden insanların ikiyüzlü olduğunu düşünüyor” diyen Lawrence sözlerini şöyle sürdürüyor: “Lucy, George’un böylesine varlıklı olup, ihtiyacı olanlara daha fazla yardım etmediğini söyleyerek suçluluk hissetmesine sebep olurken, June’un George’a karşı tavrı, ‘Harikasın. Bunu hak ediyorsun. Bunun tadını çıkarmalısın’ şeklindedir. Kendisinin mükemmel olduğunu söyleyen güzel ve zeki bir kadın ise George’a inanılmaz cazip gelmektedir.”
Aslında, bu çekim karşılıklıdır. Witts canlandırdığı karakterin karizmatik patronuna duyduğu çekimi şu sözlerle ifade ediyor: “Konu sadece George’un zengin, seksi ve sofistike olması değil; bence June saf biri. Aralarındaki ilişkinin yürüyebileceğine gerçekten inanıyor. Öte yandan, bence George için, hakkında hiçbir şey bilmediği bir kadına çekim hissetmek, Lucy’ye olan gerçek duygularıyla yüzleşmekten çok daha kolay.”
George ve Wade Corporation’a karşı sorumluluklarından kurtulduğu için mutlu olsa da, Lucy gerçek duygularından kaçamadığını fark eder. Lawrence’ın dediği gibi, “June’dan önce, George’un hayatındaki hiçbir kadın Lucy için tehdit oluşturmamıştır. Ama bu kez karşısında 18’lik bir budala ya da kaçamak yapan evli bir kadın yoktur. June çekici, zeki ve iyi eğitimli bir kadındır. Bu yüzden, Lucy, George’un June’a kapılmaya başladığını gördüğünde, ikisinin arasında, George’un önceki birlikteliklerinden çok daha gerçek bir ilişki olduğunu düşünür. ”
Bu arada, hayatında dürüst davranan tek kişiyi kaybetmiş olmak George’u gerçeklerle yüzleşmeye iter. Grant canlandırdığı karakterin içinde bulunduğu bunalımı şöyle açıklıyor: “George kalbinin derinliklerinde Lucy’ye aşık, ama Lucy şirketten ayrılana kadar bunu tam anlamıyla fark etmiyor.”
“Hayatının aşkı aylar boyunca koridorun öbür ucunda, limuzininde ve hemen onun yanı başındadır, ama George bunu iş işten geçene dek fark etmez” diyen Lawrence gözlemini şöyle sürdürüyor: “Acaba iş işten geçmiş midir? Hayatında bir kez olsun, sonuçları ne olursa olsun, yüreğinin sesini dinleyecek kadar cesur olup olmadığına karar vermek zorundadır.”
George gibi, Lucy’nin de kendi doğrularını ve davranışlarının sonuçlarını değerlendirmesi gerekmektedir. Bullock bunu şöyle açıklıyor: “Lucy nihayet George’a karşı olan gerçek duygularını fark ettiğinde, ‘Wade’de kalsaydım, George’a bu konuda bir şey söyleseydim, acaba bazı şeyler farklı olur muydu?’ diye düşünmeye başlar.”
Bu karakterler ve onların hayat, aşk ve romantizm adına yaşadıkları üzerinde çalışmak, ilk kez yönetmenlik yapan Lawrence için eşsiz bir deneyim olmuş: “Hugh Grant’in rol yapışını izlemek, Willie Mays’in beysbol oynamasını izlemek gibi. Olağanüstü bir zamanlaması var; performansı son derece ayrıntılı ve umarsız olmadan gerçek komediyi izleyiciye hissettirmeyi biliyor. Ayrıca, bir yazar gibi düşünebiliyor ki, böyle ortak çalışmalarda bu, özellikle önemli bir katkı.”
Bullock’un Grant’in oyunculuğu hakkındaki görüşü ise şöyle: “Hugh’un en hayran olduğum yönü inanılmaz çalışma ahlakı ve sonsuz mükemmeliyet anlayışı. Sürekli olarak bir sahneyi nasıl iyileştirebileceğini düşünüyor ve çevresindeki herkese yardım edip, onları destekliyor. Ayrıca, büyük resmi de görüyor; kendini sahnenin dışına çekip, o sahneyi filmin gereklerine göre değerlendirmeyi biliyor; sadece kendi rolünün gereklerine bakmıyor. Üstelik çok da komik bir insan.”
Filmin yardımcı kadın oyuncusu Witt ise “Hugh ve Sandy’yle birlikte çalışmak muazzam bir şey. Bu yapım benim için şimdiye kadarki en stresten ve egodan uzak çalışma ortamıydı” diyor.
Grant’e göre de, Bullock neredeyse fazla rahat bir set ortamının oluşmasına yardımcı oldu: “Bende yarattığı etki, göz temasından kaçtığınız arkadaşların üzerinizde yarattığı etkiyle aynı; hani gözlerine baktığınızda sizi güldüren arkadaşlarınızla. Bu filmde çok ciddi kıkırdama sorunlarımız oldu. Çekim ekibini çileden çıkardık.”
Lawrence da bu görüşe şu sözlerle katılıyor: “Sandy hem bana, hem çekim ekibine, hem de diğer oyunculara sette inanılmaz bir enerji verdi. İnsanlar yaptığı işe bakıp, kolay olduğunu düşünüyor, ama aslında inanılmaz zor. Herhangi bir sahneyi komik ve gerçek kılabiliyor. Komedi için muazzam içgüdüleri olan, doğuştan yetenekli bir komedyen. Hem yazar, hem de yönetmen olarak onunla çalışmak muhteşem bir deneyimdi.”
Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta’nın yardımcı oyuncuları ise şöyle: Lucy’nin sol eğilimli, eylemci ebeveynleri Ruth ve Larry Kelson rolünde Dana Ivey ve Robert Klein, George Wade’in son sözü söyleme meraklısı kardeşi Howard rolünde David Haig; Lucy’nin en yakın arkadaşı Meryl rolünde Heather Burns, ve George’un görmüş geçirmiş şoförü Tony rolünde Dorian Missick.

Aşka İki Hafta Filminin Oyuncuları


Aşka İki Hafta Filmi Kullanıcı Yorumları

İlk yorumu siz yapın...

Aşka İki Hafta Filmine Yorum Yap



 
>> >> Aşka İki Hafta

Vizyondaki Filmler

Hangi Film Nerede Oynuyor


Diğer Filmler