|
 |
2/5 |
 |
| İşaretler |
|
|
|
| İşaretler |
 |
İşaretler Filminin Açıkları
|
. PRODÜKSİYON NOTLARI
M. Night Shyamalan yeni filmiyle ilgili fikirlerini henüz “Unbreakable – Ölümsüz”ün prodüksiyon işlemleriyle uğraştığı sıralarda geliştirmeye başladı. 1999 yılında çektiği “The Sixth Sense – Altıncı His” ile dünya çapında adını duyuran Shyamalan’ın kendine özgü bir fikir ayrıştırma ve netleştirme yöntemi vardı. Ünlü yönetmen bu yöntemi şu sözlerle açıklıyor:
“Aklıma yeni bir fikir geldiğinde ‘Harika bir fikir bu, hemen yazmaya başlayayım!’ demek yerine sekiz aşamadan oluşan bir karar verme süreci uygularım. Senaryolarımı belirli kriterleri göz önüne alarak yazarım. Yeni oluşan bu fikrin herşeyden önce duygusal, insani anlamları olmalıdır. Ayrıca tüm insanlığın ilgisini çekebilecek evrensel bir mesajı bulunmalıdır. Bu mesaj var olduğu sürece filmin konusunun Hindistan, Japonya veya Philadelphia’da geçmesinin önemi kalmaz.”
Shyamalan, yönetmenlik ve yazarlık kariyerinde henüz çok yeni olmasına karşın çok özgün bir stil geliştirdi. “Signs”tan önceki iki filmi olan “The Sixth Sense” ve “Unbreakable”ın yapımcılığını üstlenen Sam Mercer, Shyamalan’ın klasik ile yeniyi birleştiren yepyeni bir senaryo yazarı olduğu görüşünde...
Onun bu görüşüne “The Sixth Sense”in arkasındaki yapımcı ekip olan Frank Marshall ile Kathleen Kennedy de aynen katılıyorlar. Shyamalan’ın stilini Hitchcock’unkine benzeten Kathleen Kennedy’nin bu şunları söylüyor: “Hithcock’u çağrıştıran bir tarzı olduğu kuşkusuz. Ancak henüz 31 yaşında olduğu için o tarza modern yaklaşımlar getirme gücüne sahip... Son çektiği filmler ile ‘Bu bir Night Shyamalan filmidir’ dedirtebilecek kendine özgü bir tarz oluşturmayı başardı. İnsanlar artık onun filmlerini hemen tanıyabiliyorlar.”
Yapımcı Sam Mercer bu düşünceye katıldığını ifade ederek şunları ekliyor: “Onun filmleri psikolojik gerilim çalışmasıdır. Hepsinin gerilim yüklü olduğuna kuşku yok. Ancak onu diğer yönetmenlerden ayıran unsurun kısaca ‘duygusal faktör’ adını verdiğimiz endişe unsurunu sıradan bir sinema seyircisi için kolaylıkla yükseltebilmesidir. Yazım tekniğinde birbirinden çok farklı elementleri kullanmak suretiyle öykülerinde değişik katmanlar oluşturduğunu görürüz.”
Shyamalan’ın diğer filmlerinde olduğu gibi “Signs”ta da öykü anlatımında doğaüstü unsurların önemli yer tuttuğu görülür. Yönetmen bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor: “Bence insanlığa ilişkin bir öykünün anlatımında doğaüstü unsurların hepsi birer metafor gibidir. Doğaüstü unsurların insanların test edilmesi için önemli bir araç hizmetini gördüğünü düşünüyorum.”
ÇİFTLİKTE PARÇALANMIŞ BİR AİLE
Kısmen aile draması, kısmen de gerilim filmi olarak tanımlayabileceğimiz “Signs”taki olaylar dizisi, annenin trajik ölümü sonucunda parçalanmış bir ailenin görüntüleriyle başlar. Yapımcı Sam Mercer’in anlatımıyla bu aile zor bir dönemeçten geçmektedir. Başlarına gelen felaket sonrasında yepyeni bir yapılanmaya girmek zorundadırlar. Özellikle de ailenin babası eski bir rahip olduğu için inancını sorgulama durumundadır. Bunu yaparken hayatındaki öncelikleri değerlendirir ve ilk aşamada ailesini korumanın birinci önceliği oluşturduğu kararına varır.
Öykülerindeki doğaüstü unsurların varlığına karşın Shyamalan’ın filmlerinde gerçekçilik olgusu hayati önem taşır. Yapımcı Kathleen Marshall, Shyamalan filmlerindeki belirleyici özelliği şöyle anlatıyor:
“Night’ın filmlerinin bence en ilginç yanı, farklı temaların birbirine paralel biçimde ilerlemesidir. ‘The Sixth Sense’ten örnek verecek olursam, ilk izleyişinizde bunun bir hayalet filmi olduğunu düşünürsünüz. Ancak aynı filmi ikinci izleyişinizde aslında bir aşk öyküsü olduğu ortaya çıkar. Aynı durum ‘Signs’ için de geçerlidir. Evet, bu bir bilimkurgu filmidir ama aynı zamanda inançlar ve spritualizm üzerine ciddi bir dramadır. Başka cümlelerle söylersem, bu film doğaüstü bir olay karşısında yeniden biçimlenen insani duygular üzerine bir çalışmadır diyebilirim.”
Bu noktada sözü devralan Shyamalan, imzasını attığı filmlerin amacını şu sözlerle dile getiriyor: “Doğaüstü konuları ele alan filmlerin başlangıcında ‘Bu filmde göreceklerinizin hiçbirisi gerçek değildir’ şeklinde bir ibareye yer verilir. Ben böyle bir uygulama yapmamaya çalışıyorum. Amacım çok kötü koşullar altında kalan bir insanın nasıl davranacağını olabildiğince derinlemesine incelemek. Seyirciye, ‘Bunlar gerçekten olsaydı neler hissedirdin?’ sorusunu yöneltmek isterim. Böylelikle öykünün içinden duygusal gerçekliğin ta kendisi zaten çıkacaktır.”
SHYAMALAN USULÜ ÇEKİMLER
Shyamalan’ın yazarlık ve yönetmenlik yönlerinin yanısıra görsel stilinin gücü de çok iyi bilinir. Storyboard sanatçısı Brick Mason, Shyamalan’ın senaryolarında görsellik unsurunun çok yüksek olduğunu özellikle belirtiyor. Yönetmenin ikinci filmi olan “Wide Awake”den bu yana sürekli Shyamalan ile çalışan Brick Mason, storyboard işleminin Shyamalan için büyük önem taşıdığını, tek tek sahnelerin çekiminden önce filmin genelini önceden görselleştirdiğini sözlerine ekliyor.
Shyamalan’ın storyboard sürecini çok iyi kullandığını belirten Brick Mason sözlerine şöyle devam ediyor: “İstediği storyboard’ları sürekli olarak gözden geçirerek bunlardan tüm departmanların yararlanmasını sağlar. Böylelikle insanlar bunlara bakarak kendilerinden ne beklendiğini, görevin ne olduğunu daha iyi anlayabilirler. Ayrıca storyboardlar sayesinde hangi çekimlerin ne zaman yapılacağı konusunda teknik ekiplerle iletişim de sağlanmış olur.”
Brick Mason sözlerini şöyle noktalıyor: “Çekimlere başlamadan önce yorucu bir hazırlık aşamasını mutlaka uygulayan Shyamalan’ın, film yapımında uzun yılların süzgecinden geçmiş temel tekniklerine yürekten bağlı olduğunu düşünüyorum. O geleneksel yöntemlere göre hareket eden bir yönetmendir. Storyboardlarında bilgisayar kullanmaz. Sadece kalem, kağıt ve silginin yer aldığı klasik tarzı uygulamayı tercih eder. Shyamalan’ın film yapımında modern deneyimlere biraz kuşkuyla yaklaştığını, geleneksel yöntemlerden uzaklaşmadığını gördüm.”
“Signs”ın başrol oyuncularından Joaquin Phoenix de Shyamalan’ın vizyonundan etkilendiğini belirterek yönetmenin uyguladığı yöntemler konusunda şunları söylüyor:
“Shyamalan’a göre film çekmek bazı bilimsel teknikleri uygulamayı gerektirir. Ancak bunu yaparken filmdeki karakterlerin duygusal özünü asla kaybetmez. Aslında bu zor bir dengedir. Tekniğe fazla ağırlık verirseniz, örneğin dikkatinizi kamera hareketi, ışıklandırma gibi konulara yöneltirseniz filmin insani niteliğini kaybetme tehlikeniz var demektir. Ya da tam tersine dikkatinizi insani boyuta verirseniz bu kez de teknik yanı zayıf kalabilir. Sonuçta bu dengeyi sağlamak kolay iş değildir. Shyamalan bu filmi çekerken öylesine harika bir atmosfer oluşturdu ki, bütün oyuncular için esin kaynağı olması kaçınılmazdı.” |
|
|
|