|
 |
3/5 |
 |
| Öldüren Oyun |
|
|
|
| Öldüren Oyun |
 |
Öldüren Oyun Filmi Çekim Bilgileri
|
. HAYALİNDE KORKU FİLMİ YAPMAK VARDI:
Marcus Adams’un önüne o günlerde gelen senaryo örnekleri üç belirli tarzın dışına çıkmıyordu. Konusu Londra’da geçen gangster filmleri, romantik komediler ve acılı dramaların dışında farklı senaryo örnekleriyle karşılaşmayan genç yönetmenin hayalinde korku filmi yapmak vardı.
Korku filmlerine duyduğu ilgiden yola çıkarak “Öldüren Oyun”u çektiğini belirten Marcus Adams, filmin ana temasının ruh çağırma seanslarında kullanılan ve “Ouija” adı verilen özel tahta üzerinde geliştiğini vurgulayarak şu açıklamaları yapıyor:
“Filmin konusu bu tahtayı kullanan bir arkadaş grubunun yol açtığı olaylar çevresinde odaklanıyor. Aksiyonun çıkış noktası olarak bu tahtayı kullanmak çok cazip geldi. Ruh çağırma seansları herkesin bildiği, birçok insanın da denediği olaylardır. Diyebilirim ki, hemen hemen her insanın bunları kullanmakla ilgili anısı vardır ama şimdiye kadar bir sinema filminde merkezi rol oynadığını hiç görmedim. Geriye dönük bir araştırma yaptığımda bu ruh çağırma tahtalarının 1975 yıllarında oldukça yaygın bir oyun olduğunu, insanlara yabancı gelmeyeceğini keşfettim.”
Filmin yapımcısı James Gay-Rees ise son beş yıldan beri Amerikalıların gençlere yönelik korku filmlerini adeta yeniden keşfettiğini vurgulayarak, İngiliz yapımı “Öldüren Oyun”un Amerikan filmlerinden farkını şu sözlerle açıklıyor:
“Çok istisnai birtakım örnekler dışında o filmlerin hemen hepsi konusu itibariyle kent dışında geçen yapımlardı. Bizim amacımız aynı genç izleyici kitlesine daha katıksız bir korku filmi sunmak oldu. Ancak mekan olarak Londra kent merkezinde gerçeküstü bir ortam kurarak farklılık getirmeyi hedefledik. Seçtiğimiz karakterlerin ayağının yere basmasına, hepimizin bildiği gerçek dünya içinde yaşamalarına özen gösterdik. Kimsenin göremediği doğaüstü bir güç tarafından takip ediliyorlar. Ancak insanların birbirine yabancı olduğu büyük kentte yaşamaları nedeniyle hiç kimsenin onlara inanmayacağını da biliyorlar. Kalabalık içindeki bu yalnızlık ve yalıtılmışlık duygusunu genç izleyicilerin hissedebileceğini, bu yolculuğa bizimle beraber çıkmak isteyeceğini umuyorum.”
SEKİZ ÖĞRENCİ ARANIYOR:
Filmdeki sekiz öğrenciyi canlandıracak genç oyuncuların bulunması, Adams ile Gay-Rees’in altı ayını aldı. Oyuncuları seçerken nasıl bir yöntem izlendiğini Adams şöyle anlatıyor:
“En başarılı Amerikan gençlik dizilerini çekmiş olan yapımcı Aaron Spelling’in bir sözünü hiç aklımdan çıkartmam. Filmleri için oyuncu seçerken adayları bir odaya koyar ve gerçekten arkadaş olup olamayacaklarına bakar. Biz bu açıdan şanslıydık. İngiltere’de 20 yaşlarında çok az sayıda genç oyuncu vardı. Bunların çoğunu da yakından tanıyorduk. Dolayısıyla beraber çalışabileceklerini düşündüğümüz oyuncuları bir araya getirme şansımız vardı.”
Filmin başrolünde oynayan Joe Absolom, İngiliz izleyicilerin popüler pembe dizi “Eastenders” sayesinde yakından tanıdığı bir oyuncu… Filmde portresini çizdiği Rob karakteri için “Sürekli şaka yapmayı, gülmeyi seven bir tip. Ancak arkadaşlarının ölümünden duygusal anlamda en çok etkilenen o oluyor” tanımlamasını yapan genç aktör sözlerine şöyle devam ediyor: “Kızlar ondan hoşlanıyorlar ama büyülendikleri söylenemez. Liam’ın en iyi arkadaşı olan Rob, arkadaşının neden yalan söylediğini bir türlü anlayamıyor.”
Filmde oynamadan önce ruh çağırma tahtasını hiç kullanmadığı halde insanlardan çok tuhaf öyküler duyduğunu belirten Joe Absolom, izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Oldukça endişe verici bir andı. Nasıl kullanıldığını daha önce hiçbir filmde görmemiştim. Bu sahneyi çekmek için koskoca bir gün boyunca uğraştık. Hatta sahneyi bitirmek için toplam kaç çekim yapılacağı konusunda bahse bile girdik. Neyse ki yönetmenimiz Marcus Adams hepimizle kolay iletişim kurabilen bir yönetmendi. Böylelikle sette yaşanan herşey keyif verici bir eğlenceye dönüştü.”
“Öldüren Oyun”un önemli karakterlerinden Stella rolünü Lara Belmont üstlendi. Bir önceki filmi olan “The War Zone”dan tümüyle farklı bir deneyim yaşayan Lara Belmont, filmde portresini çizdiği Stella karakterini şöyle tanımlıyor: “Stella sanat öğrencisi. Hayatı seviyor, herşeyi dolu dolu yaşamaya çalışıyor. Setteki herkesin harika fikirler ortaya attığı bir ortamda oyunculuğun bu kadar eğlenceli olabileceğini hiç tahmin etmezdim. Yönetmenimiz Marcus Adams bendeki deneyim eksikliğini bildiği için fazlasıyla destek verdi. Oyuncularıyla kolay iletişim kurması ve olağanüstü sabırlı davranması sayesinde hepimiz istenen başarıya ulaşabildik.”
HAYAL GÜCÜNÜN SINIRLARINI ZORLAMAK:
Filmde Liam’ın kız arkadaşı Annie rolünü oynayan Melanie Gutteridge, bundan önce “Greenwich Mean Time” adlı filmde Alec Newman ile birlikte kamera karşısına geçmişti. “Öldüren Oyun”un prodüksiyon ekibiyle de o filmin çekimleri sırasında tanışma fırsatını bulan Melanie Gutteridge, bu filmde neden oynamak istediğini şöyle açıklıyor:
“Gerçeküstü dünyaya her zaman ilgi duymuşumdur. Hayal gücünün sınırlarının sonuna kadar zorlandığı böyle bir filme katılmayı çok istedim. Korkmuş insanı iyi oynadığım için bu filmdeki Annie rolü tam bana göreydi. Ayrıca ben de onun gibi astımlıyım. Filmdeki tüm oyuncuları yıllardır tanıdığım, bildiğim eski arkadaşlarım gibi yakın hissettim. Birbirimize kolayca ısındık. Çünkü yönetmenimiz Marcus provalardan sonra bizi alıp içki içmey götürüyordu. Marcus Adams’ın iletişim gücünün yüksek ve aktörlerine cesaret verici yapıda olması bizim başarı düzeyimizi çoğalttı.”
Amerikalı aktör Lukas Haas,filmin kadrosundaki oyuncular arasında en tecrübelisiydi. 1984 yılında henüz yedi yaşındayken “Witness” adlı filmde Harrison Ford’a karşı oynayarak sinemaya başladı. Londra’da tanıştığı bir ajans sahibinden “Öldüren Oyun”un senaryo taslağını aldığını belirten Amerikalı aktör, bu filmde oynama isteğinin sebebini, “Senaryodaki karakterizasyon çok iyiydi. Entrika düzenlemesi açısından baktığımda da aynı tarzdaki birçok Amerikan filminden daha iyisine sahip olduğunu gördüm. Daha karanlık ve ilginç dönüşümler vardı” sözleriyle açıklıyor.
Filmde Amerikalı bilgisayar dahisi Webster rolünde kamera karşısına geçen Lukas Haas, bu karakterin özelliklerini şöyle anlatıyor: “Elektronik alanında uzmanlaşmış bir Amerikalı olan Webster, Londra’da yaşamaktan çok hoşnut görünüyor. Esrarengiz olayların gelişmeye başlamasından sonra tüm bunların bir ruh çağırma tahtasından kaynaklanacağına inanmadığı için daha mantıklı sebepler bulmaya çalıştığını görüyoruz.”
Sinemaya ilk kez “Öldüren Oyun” ile başlangıç yapan James Hillier ise portresini çizdiği Spence karakterinin özelliklerini şöyle anlatıyor: “Spence’in gruptaki diğerlerinden önemli bir farkı var. Diğerlerinden biraz daha yaşlı… Öğrenci gençlerle ilişkisi ise, kız arkadaşı Lucy’nin o grupta olmasından kaynaklanıyor. Spence herşeyi uç boyutlarda yaşamak isteyen, hiçbir şeyi ciddiye almayan bir insan. Uyuşturucuya, rock’n roll müziğe ve her tür eğlenceye ilgi duyuyor. Ancak Stella’nın ölümüyle başlayan dehşet ortamıyla yüzyüze kaldığı andan itibaren o rahatlığından ve kayıtsızlığından eser bile kalmadığını görüyoruz.”
“Öldüren Oyun”daki olayların merkezinde İskoçyalı genç aktör Alec Newman’ın canlandırdığı Liam yer alır. Bilimkurgu türünün klasikleri arasında yer alan “Dune” adlı kitaptan uyarlanan Amerikan mini dizisinde başrol oynayan genç aktör, “Öldüren Oyun”da kendisine çekici gelen unsurları şu sözlerle açıklıyor:
“İnsan kişiliklerinin karanlık yönünü daima ilginç buldum. Bu açıdan bakıldığında Liam oldukça bunalımlı ve dengesiz bir karakter… Hiçbir şeyden kesin olarak emin olamadığı için genelde kara kara düşündüğünü, çözüm bulmaya çalıştığını görürüz. Bu filmdeki öykünün akışında o güne kadar
kendisi hakkında bildiği herşeyin koskoca bir yalan olduğunu keşfeder. Yaşadığı birtakım olayları hafızasından silen korkunç bir olay yaşamış. Dolayısıyla asıl gerçeği çok daha sonra fark edebiliyor. Liam bir matematik öğrencisi. Bu yüzden denklemlere ve sayılara karşı ilgisi var. Olup bitenlere de rasyonel bir açıklama getirmeye çabalıyor. Ayrıca arkadaşlarından destek arıyor. Buna karşılık diğerleri ona kuşkuyla yaklaşıyorlar. İnançsızlık karşısında doğasının hızla bozulduğunu görüyoruz.”
Genç aktörün “Öldüren Oyun” ile ilgili görüşleri ise şöyle: “Burada korku filmi formüllerine uygun olarak çalıştık. Ama bir yandan da seyirciye daha gerçekçi bir deneyim yaşatmayı hedefledik. İnsanlar artık filmlere geçmişe oranla çok daha eleştirel gözle bakıyor. Filmde verilen bilgilerin duygularla da ifade edilmediği durumlarda kendisini ihanete uğramış gibi hissediyor. Yönetmenimiz Marcus Adams bu konuda dikkatli davrandı ve karakterlerin içine düştüğü durumun korkunçluğunu bilinen yöntemlerden uzak, gerçekçi biçimde vermeye özen gösterdi. Bu sayede ‘Öldüren Oyun’ diğer korku filmlerinden çok farklı boyutlar kazandı.”
“Öldüren Oyun”da ilk kez bir sinema filminde kamera karşısına geçen oyuncularından birisi de İngiltere’nin tanınmış tiyatro ve televizyon aktörlerinden Mel Raido’ydu. Genç aktör filmde Rob’un kolejden tanıdığı arkadaşı Joe rolünü üstlendi. Mel Raido, filmde portresini çizdiği Joe’nun nasıl bir karakter yapısına sahip olduğunu şu sözlerle tanımlıyor:
“Joe gruba yeni katılmış. Onlarla birlikte gece kulubüne gider ve ruh çağırma seansına katılır. Dehşet ortamının başlamasıyla paranoyaya kapılır. Gruba dışarıdan katıldığı için hepsi Joe’nun kendilerini yanlış yöne sevketmeye çalıştığından kuşkulanır.”
Genç aktör, Marcus Adams gibi bir yönetmenle çalışmanın getirdiği avantajları şöyle sıralıyor: “Marcus daima rahat ve sakin bir atmosfer yarattı. Böyle bir ortamda deneyim eksikliği asla problem olarak görülmedi. Daha önce başka filmlerde rol almış arkadaşlarımdan çok şey öğrenme fırsatını buldum. Marcus yapmamazı istediği herşeyi en basit terimlerle anlattı. Prova çalışmalarımızda da herkesin mutlu olacağı sonuç alınıncaya kadar denemelerimize devam ettik.”
Filmin genç oyuncularından birisi de İngiliz televizyon seyircisinin “Playing the Field” ve “Where The Heart Is” gibi dizilerden tanıdığı Marsha Thomason’du. İlk kez bir sinema filminde boy gösterdiğini belirten Marsha Thomason, filmde canlandırdığı Lucy karakterini şu sözlerle tanıtıyor:
“Korku filmlerinin çok fazla hayranı değilim. Doğruyu söylemek gerekirse korku katsayım normalin çok üzerindedir. Bu nedenle bu tür filmleri oturup seyredemezdim. Ancak bu filmin senaryosunu okuduğumda beni sardığını hissettim. Canlandırdığım Lucy karakterinin gruptaki en spritüel kız olduğunu söyleyebilirim. Ruh çağırma seansını yöneten de Lucy olur. İşler kötüye gittiğinde kontrolü eline alır. Doğaüstü güçlerle nasıl başa çıkılabileceğini iyi bildiği için de ortalıkta psikopat bir katilin olduğu, cinayetlerin o katil tarafından işlendiği fikrine kesinlikle karşı çıkar.”
YÖNETMEN NELER DEDİ?
İlk kez bir sinema filminin yönetmenliğine soyunan Marcus Adams’ı bekleyenen zor görevlerden birisi, filmdeki karakterlerin duygularını en doğru biçimde yansıtabilmekti. Genç yönetmen bunu başarmak için nasıl bir yol izlediğini şu sözlerle açıklıyor:
“Aktörlerde yaygın görülen bir eğilim vardır. Üstlendikleri rolleri en gerçek biçimde oynamak isterler. Ancak bunu yaparken Amerikan korku filmlerinde oynayan aktörler gibi davrandıklarının farkına varmazlar. Bizim filmimizde aksiyon unsurunun yanısıra psikolojik gerilim unsuru da üst çizgide ilerliyor. Filmi olayların akış sırasına uygun çekmediğimize göre her bir karakterin duygusal grafiğini kafamda oluşturmak zorundaydım. Bir başka deyişle her karakterin korkusunun izini sürmem gerekiyordu. Bu türde bir dramayı çekmek için belli bir el kitabı mevcut olmadığına göre herşeyi olabildiğince hızlı yapabilmek için içgüdülerimin sesini dinlemeyi öğrenmek zorundaydım.”
Yönetmen Marcus Adams’ın izleyicilere son mesajı ise şöyle: “İzleyici bizimle birlikte bir yolculuğa çıkmaya hazırlansın. Bu film, duygusal iniş-çıkışların filmidir. Umarım ki, sunduğumuz herşey inandırıcı olmuştur. İnsanlar Londra’da gençlik kültürünü ararlar. Biz de bu filmde günümüzün 20’li yaşlardaki gençliğinden oluşan bir çevrede o kültürü yansıtmayı hedefledik. Karakterlerin içine yeterince gerçek enjekte ettiğimiz için izleyiciler onlarla birlikte yaşayacak ve onların korkusunu iliklerine kadar hissedebilecekler.” |
|
|
|