|
 |
3/5 |
 |
| Özgür Ruh |
|
|
|
| Özgür Ruh |
 |
Özgür Ruh Filminin Açıkları
|
. “Shrek”in başını çektiği teknoloji harikası çizgi filmlerin başarısı üzerine geleneksel animasyonun devrini tamamladığı görüşleri ağırlık kazanmaya başlamıştı. DreamWorks Pictures’ın en yeni çizgi filmi “Özgür Ruh” (Spirit: Stallion of the Cimarron) bu görüşü savunanlara cevap niteliği taşıyor.
Bilgisayarın keşfi sonucunda çizgi film alanında önemli bir devrim yaşandı. Tamamen bilgisayar kullanmak suretiyle yapılan çizgi filmlerin en kaydadeğer örneği ise bu yıl en iyi çizgi film dalında Oscar ödülünü kucaklayan “Shrek” oldu. Bilgisayarlar ayrıca geleneksel animasyon ya da kısaca 2D olarak bilinen çizgi film tekniği üzerinde de önemli etkiler yaptı. “Özgür Ruh”unun en önemli özelliği ise, DreamWorks bünyesinde teknolojik açıdan bugüne dek yapılan en komple çizgi film olması...
“Özgür Ruh”un yapımcısı Jeffrey Katzenberg, günümüz çizgi filmcilerinin klasik fırçadan daha çok bilgisayar mouse’u kullanmaya başladığını, en önemli araçlarının mouse haline geldiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Oysa bilgisayarlar geleneksel çizgi film sanatının belkemiği olan elle çizimin yerini alamaz. Daha doğrusu almaması gerekir. Geleneksel animasyonu özgün kılan yanı, çizgi film ustalarının karakterlere kendi elleriyle hayat vermesidir. Dünyada bunun eşi benzeri yoktur. Bunu e-mail ile elle yazılmış mektup arasındaki farka benzetebiliriz. Elle yazılmış mektuplar daha kişisel olduğu için etkileyiciliği daha fazladır. Geleneksel çizgi filmler de, hayatın bir kağıt ve fırça ya da kalem ile direkt olarak yaratılmasıdır. Bilgisayarlar bunu yapamaz. En azından şimdilik...”
Katzenberg sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunu söylerken bilgisayarların geleneksel animasyonun düşmanı olduğunu demek istemiyorum. Bu filmi yaparken amacım el çizimine dayalı animasyon sanatını alıp en son teknoloji harikalarıyla evlendirmek suretiyle iki farklı dünyanın en iyilerine ulaşmak oldu. Bunu ifade edebilecek bir sözcük arayıp durdum. Sonunda geleneksel animasyon sanatının yeniden keşfini simgelemek üzere ‘tradigital” sözcüğünü buldum. Bu sözcük geleneksel sözcüğünün İngilizce’deki karşılığı olan ‘traditional’ ile bilgisayar alanında kullanılan ‘digital’ sözcüklerini bir araya getiriyor. Bence en mantıklı tanımlama bu olabilirdi.”
2 BOYUTLA 3 BOYUTUN KAPSAMLI EVLİLİĞİ:
Bugüne dek geleneksel animasyon tekniğiyle kısaca 3D olarak bilinen 3 boyutlu çizim tekniğini birleştiren çok sayıda film yapıldı. Dolayısıyla “Özgür Ruh” iki farklı tekniği birleştiren ilk çizgi film değil... Ancak iki tekniğin en geniş boyutlarıyla “kapsamlı evliliğini” simgeliyor. Prodüksiyon ekipleri bunu “melez animasyon” tanımlamasıyla ifade ediyorlar.
2D olarak bilinen 2 boyutlu bir çizgi filmde karakter animasyonlarında bilgisayar kullanımı genelde arka planlarda sözkonusudur. “Özgür Ruh”ta bilgisayarlar daha geniş boyutlarda kullanıldı. Spirit de dahil olmak üzere baş karakterlerin çiziminde bile bilgisayarların yardımına başvuruldu. Hangi sahnelerde kullanılacağına gereksinimlere göre karar verildi. Bilgisayardan geleneksel animasyona geçişlerde en tecrübeli çizgi film ustasının bile kolay başaramayağı kesintisiz görüntüler elde edildi.
Bunun en belirgin örneklerinden birini “Özgür Ruh”un başlangıç sahnesinde Spirit’in sürüsüyle birlikte koştuğu sahnede görürüz. Sürünün koştuğu sahne 3D animasyon tekniğiyle hazırlandı. Burada sürünün yanısıra Spirit’in kendisi de bilgisayar animasyonuyla çizilmişti.
Ancak Spirit’in sürüden ayrılıp bir tepenin eteğine geldiği sahnede kamera ona ‘zoom’ yapar ve o andan itibaren geleneksel animasyon tekniğiyle hazırlanmış 2D sahneleri izlemeye başlarız. Kameranın tekrar geri çekilmesinden sonra ise 3D tekniğine geçilir. Bunların hepsi kesintisiz biçimde perdeye yansır. Bu sahne “Özgür Ruh”ta bilgisayar ve geleneksel animasyon tekniklerinin kesintisiz geçiş örneklerinden yalnızca bir tanesidir.
İster 2D, ister 3D olsun bir çizgi filmde atların çizimi çok zordur. Buna karşılık “Özgür Ruh”un en belirgin özelliği, baş karakteri bir at olan ilk çizgi film olmasıdır. Ayrıca bir başka zorluk da bu filmdeki atların konuşmamasıdır. Yapımcı Katzenberg, “Özgür Ruh”u yaparken benimsediği felsefeyi, “Bu filmi yaparken kuralları ihlal etmek istedik. Buradaki herşey bir atın bakış açısından anlatıldığı halde konuşmuyor. Aslına bakarsanız filmdeki hayvanların hiçbirisi konuşmuyor” sözleriyle açıklıyor.
HİÇ KONUŞMAYAN BAŞ KAHRAMAN:
Atların konuşmamasıyla ilgili karar, daha prodüksiyonun ilk aşamasında verildi. Yönetmen Kelly Asbury bu kararın gerekçesini şu sözlerle açıklıyor: “Bir gerçeğin farkına vardık. Çizgi filmde bir at konuşuyorsa, bunun adı komedidir. Bir atın konuşmasını ciddiye alamazsınız. Her ne söylerse söylesin komik bir durumdur. Bu yüzden tercihimiz hayvanları daha doğal kılma yönünde oldu. Bir başka deyişle, hayvanların animasyon aracılığıyla hareket etmelerini istedik.”
Hayvanlar arasında konuşmaya dayalı diyalog yoktu. Az sayıdaki insan karakterler arasında da çok fazla konuşma olmayacaktı. Buna rağmen “Özgür Ruh”un da John Fusco tarafından yazılmış bir senaryosu vardı. Çok az diyaloğun yer aldığı bir filmde senaryoya neden ihtiyaç duyulduğunu yapımcılardan Mireille Soria şu sözlerle açıklıyor:
“Bugüne kadar Vahşi Batı’yla ilgili çok sayıda senaryo yazmış olan John Fusco bu proje için ideal seçimdi. Kendisine ait atları olduğu için onları iyi tanıyordu. Ayrıca Oglala-Lakota kabilesinin onursal üyesi olduğu için kızılderilileri de biliyordu. Dolayısıyla konuyla ilgili her türlü altyapı ve bilgiye sahipti. Buna karşılık sıradışı bir yaklaşım getirdi. Öncelikle bir taslak yazdı. Ardından senaryo yerine bir roman yazmayı tercih etti. Böylelikle senaryonun çok ötesinde şiirsel duygu yakaladı. Sette yaptığı tarifler de sanatçılar için son derece yararlı oldu. Çok fazla diyalog yazmadığı halde John Fusco’nun filmin gelişim sürecinin önemli bir parçası olduğunu söyleyebilirim.”
Senaryo yazarı John Fusco ise bu konuda şunları söylüyor: “Açıkça söylemeliyim ki, DreamWorks’ten teklif gelinceye kadar çizgi film senaryosu yazmakla ilgilenmemiştim. DreamWorks yetkilileri bana “Spirit” sözcüğünü tanımlayacak tek bir cümle verdiler. Bu filmin bir atın bakış açısından anlatılan Amerikan Vahşi Batı öyküsü olduğunu söylediler. Cevabım, ‘Ne zaman başlayayım?’ şeklinde oldu.
Fusco sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu basit cümle bendeki ilham perisini harekete geçirmeye yetti. Batı’nın nasıl kazanıldığı veya kaybedildiğine dair birçok öykü duymuştuk. Ancak onların hepsi insanların perspektifindendi. Hiç kuşku yok ki, Vahşi Batı’nın keşfedilmesinde hayati rol oynayan
canlılar atlardır. Bugüne kadar onların gözünden hiç anlatılmıştı. İlham perisi çok güçlüydü ama bir o kadar da zor olacaktı.”
Filmin yapımındaki ilk ve en ürkütücü zorluk, öykünün tamamının bir atın bakış açısından anlatılacak olmasıydı. Yapımcı Jeffrey Katzenberg bu zorluğu şu şekilde tanımlıyor:
“Atlar bu gezegende en çok sevilen, en güzel yaratıklar arasındadır. İnsanoğlunun atlarla daima bir bağlantısı olmuştur. Bu bağlantı binlerce yıl geriye kadar gider. Tüm bu nedenlerden dolayı atlar üzerine bir çizgi film yapma fikrini en başından beri çok sevdim. Ancak bu yola çıkarken atlar kadar çizimi zor başka bir hayvan olmadığının da bilincindeydim.”
ATLARIN ÇİZİMİ ZOR OLDU:
Bugüne kadar atları animatörlerin çizim masasından uzak tutan birçok etken vardı. Bunların başında uzun ve esnek olmayan belkemiğine sahip olmaları, her hareketlerinde kaslarının şekilden şekile girmesi geliyordu. Ayrıca çok çeşitli koşma stilleri vardı. Yüz yapıları da bir başka zorluğu beraberinde getiriyordu. Gözleri yüksekte ve büyük, buna karşılık çeneleri küçük kalıyordu.
Tüm bu problemlerin bilincinde olan Katzenberg, animatör ekibinin başına kimi getireceğini çok iyi biliyordu. “Günümüzün en büyük animatörlerinden” sözleriyle tanımladığı James Baxter ile anlaşma yaptı. Projeye büyük heyecanla sarılan Baxter da kendisini bekleyen zorlukları biliyordu. İlk birkaç hafta boyunca odasına kapanarak konsantre olmaya çalıştı. Çünkü at resimleri çizmeye başladığı ilk andan itibaren bu hayvanlar hakkında ne kadar az bilgisi olduğunun farkına varmıştı.
Baxter’a bağlı çalışan animatör ekiplerinin de fazla bilgisi yoktu, ancak öğrenmeye istekliydiler. Tüm ekipler öncelikle atlarla ilgili anatomi, hareket, gezinme ve davranış konularında yoğun kurs aldılar. DreamWorks Animasyon Kampüsüne bir mil mesafede olan Los Angeles Binicilik Merkezine giden animatörler, orada gerçek atlara bakmak suretiyle saatlerce çizim yaptı. Bu arada atlar konusunda dünyanın en saygın otoriteleri arasında gösterilen Dr. Deb Bennett ile Dr. Stuart Sumida, filmin at danışmanları olarak görev yaptılar.
ATLAR AKILLI HAYVANLARDIR:
Atların karmaşık duygusal yaşamı ve zeka düzeyiyle ilgili sağlıklı bilginin animatörlere aktarılması büyük önem taşıyordu. Bu konuya özellikle dikkat ettiklerini belirten Bennett, “Atlar aslında son derece akıllı ve dikkatli hayvanlardır. Hiç ummadığınız ölçüde duyguya sahiptirler. Ayrıca olağanüstü dürüsttürler. Kendi duygularını tam doğru olarak aktardıkları gibi insanlara nasıl tepki vereceklerini de bilirler. Bu yüzden animatörlerin herşeyden önce bir atı ‘okuyabilmesi’ ve bu bilgiyi ekrana aktarabilmesi önemliydi. Atların her türlü duygu ve düşüncesini vücut dili ve yüz ifadeleri yoluyla seyirciye iletmemiz gerekiyordu. Bunu başardığımıza inanıyorum” diyor.
Filmin animasyon süpervizörlüğünü üstlenen Kristof Serrand da, vücut dilinin önemine dikkat çekerek şunları söylüyor:”Çizgi filmlerdeki karakterleri seslendiren aktörler sözkonusu olduğunda işiniz kolaydır. Çünkü seslendiren aktörün sesini başlangıç noktası olarak alırsınız. Ancak bu filmde olduğu gibi karakterler konuşmuyorsa herşeyi vücut dili ve pandomim aracılığıyla vermek zorundasınız. Bu da büyük bir zorluk anlamına geliyordu”
Kristof Serrand bu zorlukları şu sözlerle ifade ediyor: “Pandomim sanatında eller kullanılır. Oysa atların elleri yoktur. Ayrıca beden hareketleri de son derece kısıtlıdır. Pandomimde ayrıca gözlere ve kaşlara da büyük görev düşer. Buna karşılık atların kaş olarak adlandırılabilecek bir vücut parçası da yoktur. Gözleri başlarının iki yanındadır. Bu yüzden aynı anda iki yana birden bakamazlar. Animatörlerimiz bu zorluğu aşabilmek için atların gözlerini biraz daha büyük çizerek beyaz kısımlarını da genişlettiler. Böylece en azından kaş benzeri bir görüntü elde edebildik”
Aynı özen ses konusuna da gösterilerek, “Özgür Ruh”taki atların seslerinin otantik olması yoluna gidildi. Bu konuda ses tasarımcısı Tim Chau devreye girerek çok çeşitli kişneme seslerini kaydetti. Böylelikle baş karakterlerin farklı kişneme biçimlerinin olması sağlandı. Daha sonra yönetmen Lorna Cook, her karakter için ayrı bir kişneme tayin ederek doğru karakterleri elde etti.
MÜZİKLER BRYAN ADAMS VE HANS ZIMMER’DAN:
“Özgür Ruh”un baş karakterlerin konuşmadığı bir film olması nedeniyle çekimler de sessiz film kalıplarına uygun şekilde gerçekleştirildi. Anlatım, müzik ve şarkı gibi unsurlar ise çekimlerin ve animasyon işlemlerinin tamamlanmasından sonra eklendi.
Filmin iki yönetmeninden Kelly Asbury, nasıl bir yöntem uygulandığını şu sözlerle anlatıyor: “Öyküyü görsel yollarla anlatmaya ağırlık verdik. Ancak filmde az miktarda anlatım ve karakterlerden
kaynaklanan bazı diyaloglar da var. Bunlar özenle seçilmek suretiyle öyküyü desteklemek amacıyla filmin belirli noktalarına özenle yerleştirildi. Sözünü ettiğim bu tür diyalogların işlevinin eski sessiz filmlerde bölüm arasında ekrana gelen afiş benzeri yazılar gibi olduğunu söyleyebilirim”
“Özgür Ruh”un baş karakteri Spirit’in birinci elden anlatımını Matt Damon yaptı. Genç aktör bu projeye katılışının öyküsünü şu sözlerle açıklıyor:
“Katılma kararını vermemin ilk nedeni, filmin bitmiş halini görmemdir. Jeffrey Katzenberg bu projeye katılmamı rica ettikten sonra filmi izlememi istedi. Gösterim odasına girip oturdum ve filmi izlemeye başladım. Karşımda bir animasyon harikası vardı. Ekranda gördüğüm karakterlere bayılmıştım. Bu projede yer almayı çok istediğimi hemen o anda Katzenberg’e söyledim.”
Matt Damon filmle ilgili düşüncelerini ise şu sözlerle dile getiriyor: “Senaryo son derece güzel yazılmıştı. Şiirsel niteliklere sahip olduğunu söyleyebilirim. Dengeler doğru kurulmuş, anlatım olgusuna gerektiği zamanlarda yer verilmişti. Görüntüler zaten yeterince açık ve net olduğu için fazla konuşma yoktu. Ben daha önce de çizgi filmlerde seslendirme yapmıştım. Ancak burada yaptığım hepsinden tamamen farklıydı. Filmin mesajını da çok sevdim. Çocuklarımızı yanımıza alıp onlara açıklamak zorunda kalmadan izleyebileceğimiz net bir mesajı var. Bu aynı zamanda yetişkinler için de sözkonusu... Amerika’nın batısına doğru ilerlediğimiz eski zamanları kutsayan bir yapısı var. Ayrıca özgürce dolaşan birbirinden güzel at görüntüleri de son derece büyüleyici...”
MÜZİKLERLE İFADE EDİLEN DUYGULAR:
Yapımcıların konuşma unsurunu sınırlı biçimde kullanması nedeniyle Spirit’in düşüncelerinin izleyiciye müzik aracılığıyla yansıtılması yoluna gidildi. Tüm bu duygular, ünlü rock şarkıcısı Bryan Adams’ın şarkıları ve Hans Zimmer’in müziğiyle ifade edildi.
Bryan Adams, “Özgür Ruh”un müziklerini hazırlarken nasıl bir yöntem izlediğini şu sözlerle açıklıyor: “Genel anlamda bakacak olursak bir atın duygularının şarkılar aracılığıyla ifade edildiği bir müzikal yapmaya çalıştık. Ancak öykünün müziklerden önce bitirilmiş olması nedeniyle şarkıların belirleyiciliği ön plana çıkıyordu. Filmde şarkı sözü yazarı ve şarkıcı olarak iki ayrı görev üstlendim. Şarkı sözü yazarı olarak benim için sıradışı bir durumdu. Şarkıcı olarak ise görevim, Spirit’in duygularını sesim aracılığıyla hayata geçirmekti.”
“Özgür Ruh”un bir başka özelliği de, yapımcı Jeffrey Katzenberg ile besteci Hans Zimmer’ı kısa bir aradan sonra yeniden biraraya getirmesi oldu. Zimmer – Katzenberg ikilisi ilk olarak “The Lion King”de işbirliği yapmışlar, o film müzikleriyle Oscar ödülünü kucaklamıştı. İkili daha sonraki yıllarda DreamWorks’ün “The Prince of Egypt” ve “The Road to El Dorado” adını taşıyan çizgi filmlerinde birlikte çalışmaya devam etti. Bununla beraber Zimmer’ın müziğinin öyküyle en çok bütünleştiği film hiç kuşkusuz “Özgür Ruh” (Spirit: Stallion of the Cimarron) oldu.
Ünlü besteci bu projeye katılışının sebeplerini şu sözlerle açıklıyor: “Bu filmin ‘The Lion King’den tamamen farklı bir yapısı vardı. O filmde besteleri prodüksiyon işlemlerinin başlamasından çok önce hazırlayıp bitirmiştim. Jeffrey bu projeyi bitirdikten sonra beni arayıp, ‘Vahşi Batı’da özgürce dolaşan bir atın öyküsünü anlatan bir film yaptım. Hiç konuşmayan bu atın öyküsünü müziklemek ister misin?’ diye sordu. Jeffrey ile çalışmanın tadına doyum olmaz. İnsanı en çılgın serüvenlere çıkartmakta üstüne yoktur doğrusu. Zaten benim de felsefem aynıdır. Eğer çılgınca bir serüven yaşamayacaksak sabahları neden uyanıyoruz ki diye düşünürüm. Çizgi film dünyasında bir ilk yaşanacaktı. Bestelerimle o filmin sesi olacaktım. Böyle bir teklif kaçırılmazdı elbette...”
Projeye sonradan katılan Bryan Adams ile Hans Zimmer’ın müzikler konusunda yaptığı işbirliği sonucunda ortaya çıkan şarkıların en başta geleni “I Will Always Return” adlı şarkı oldu. Yönetmen Lorna Cook’un, “Evinden uzun süreler ayrı düşüp sonradan geri dönmeyi başaranların şarkısı” olarak tanımladığı bu şarkı, filmin ana teması olarak çeşitli bölümlerinde yer almasının yanısıra finaldeki jenerik sırasında da kullanıldı.
Film için yazılan ilk şarkı “I Will Always Return” olduğu halde ilk sahnelerde “Here I Am” adlı melodiyi duyarız. Spirit’in dünyaya gelişi ve henüz küçük bir tay olarak dolaştığı günlerin görüntülendiği sahnelerde kullanılan bu şarkı da en az “I Will Always Return” kadar önemlidir.
Spirit’in insanoğluyla ilk kez karşılaştığı sahnede ise “You Can’t Take Me” adlı şarkının melodisi duyulur. O güne kadar kendi sürüsündeki atların dışında bir canlıyla karşılaşmayan Spirit, ilk kez olarak kendisinden daha büyük ve güçlü bir canlı türüyle, insanoğluyla yüzyüze gelmiştir. İnsan karşısında özgürlüğünü koruyabilme mücadelesi bu dramatik şarkıyla anlatılır.
Daha sonra Spirit’in bir süvari birliğine satıldığını görürüz. Götürüldüğü kalenin komutanı olan süvari albay, emrindeki adamlarına, “Bu atı terbiye edin” komutunu verir. Askerler onun sırtına binmeye çalışırlar ama özgür ruhlu atın cevabı, sinema salonuna “Get Off of My Back” adlı şarkının yayılmasıyla gerçekleşir. Spirit bu sahnelerde “Sırtıma binebilirsiniz ama fazla duramazsınız. Ne kadar denerseniz deneyin hep aynı şey olacak, kendinizi çamurun içinde bulacaksınız” der gibidir.
Spirit’in direnişi devam edince albay farklı bir taktik deneyerek onu bir direğe bağlatarak aç susuz bekletme cezası verir. Spirit bu noktada çok farklı bir “iki bacaklı” ile tanışacaktır. Little Creek adlı bu kızılderili gençte Spirit’in özgür ruhunun benzeri vardır. O da albay tarafından esir edilmiştir. Birbirlerine yardım ederek oradan kaçmayı başarırlar. Little Creek onu kendi köyüne götürür. Spirit orada Rain adlı kısrakla tanışır. İkisi birbirlerine kur yapmaya başlarlar.
Ancak Spirit’in mutluluğu kısa sürer. Köye düzenlenen bir baskın sırasında Rain ölümcül derecede yaralanır. Bu arada Spirit yeniden esir düşer ve bir tren kompartımanına konularak bilinmeyen yerlere götürülür. Spirit tekrar ele geçmiştir ama ruhunun özgürlüğü devam etmektedir. Bindirildiği tren onu evinden uzaklaştırırken “Sound the Bugle” adlı şarkının tınılarını duyarız. |
|
|
|