|
 |
4/5 |
 |
| Şeref ve Cesaret |
|
|
|
| Şeref ve Cesaret |
 |
Şeref ve Cesaret Filminin Açıkları
|
. Yazar John Katzenbach kitabını babası Nicholas Katzenbach'ın anılarından esinlenerek yazmıştı. Babası II. Dünya Savaşı sırasında Stalag III Kampında esir düşmüştü. Kamptan kurtulduktan sonra Amerikan Hükümetine hizmet etmeye devam etti.
“Babam yaşlandıkça onunla aslında esir kampında geçirdiği günler hakkında hiç konuşmadığımı farkettim" diyor John Katzenbach. “Bu yüzden hayatının bu dönemi hakkında ona sorular sormaya başladım. Bir yazar ve bir anlatıcı olarak anlattığı bazı olayların geliştirilerek muhteşem bir gerilim ve bilinmezlik taşıyan hikayeler haline getirilebileceğini gördüm. Ve oturup Hart's War romanının ilk sayfalarını kaleme almam uzun sürmedi"
Katzenbach esir kamplarına ait çok güçlü hikayeler olduğunu, orada yaşayan insanların egrçeğin yanı sıra dramatize edilmiş yeni öyküler de yaratabildiklerine şahit olmuş. Katzenbach kitabının kahramanlık ve cesaret üzerine yazılmış olduğunu babasının yaşadıklarının ona tüm hayatı boyunca ilham kaynağı olduğunu da ekliyor.
Film yapımı sırasında set ekibinin bir çoğunun ailesel bağlarla bu savaşı yaşamış oldukları ortaya çıkmış. Kostüm tasarımcı Elisabetta Beraldo’nun büyük babası bir İtalyan savaş esiridir. Yapım amirlerinden biri olan Wolfgang Glattes'in babası ise Alman hücum botlarından birinin kumandanı iken müttefikler tarafından esir alınmıştır. MGM stüdyo şeflerinden Chris McGurk’ün babası da bir savaş esiridir. Teknik ekip danışmanlarından biri olan Yüzbaşı Hal Cook ise yazarın babası Nicholas Katzenbach ile aynı esir kampında yaşayanlardan biridir.
Hart’s War 'ın film versiyonunun oluşması ise yapımcılar David Ladd ve David Foster'ın Katzenbach’ın romanını ayrı ayrı incelemeleri ile başlar. Her ikisi de bir birlerinden habersiz romanın daha ilk bölümlerini okur okumaz MGM yetkilileri ile görüşmeye başlarlar. Proje hakkında o kadar heyecanlılardır ki güçlerini MGM Başkanı olan Michael Nathanson'ı bu konuda ikna etmek ve bu filmin yapımcılığını birlikte üstlenmek konusunda birleştirirler.
“Böylesine muhteşem detaylar ve gerilim ağı ile örgülenmiş bir kitabı iki saatlik bir film haline getirmek için; geniş içerikli, zengin karakter örgüsü ve kitabın kendi ruhunu taşıyan bir yapım gerçekleştirmek zorundaydık.” Diyor yapımcı Ladd.
“Bu proje bizim için vatanını seven bir askere açık bir sevgi mektubu gönderme şansıydı. II Dünya Savaşında tüm bunları yaşayan her asker sinemada yaşatılması gereken bir karakter olarak karşımıza çıkıyor."diyor Billy Ray. Ray savaştaki askerlerin yaşadığı zorlukları anlatan bir çok kitabı incelemiş . Bunlar arasında Tom Brokaw'un The Greatest Generation, W. Manchester'ın Goodbye, Darkness, ve Arthur Durand'ın Stalag Luft III: The Secret Story s sayılabilir.
Yapımcı David Foster bir Kore gazisidir ve senaryonun ülkelerinin onurunu taşıyan bu büyük kahramanlara adanması konusunda senaristlerle hem fikirdi. “Ben ordudayken Pasifik Amerikan Ordusu kumandanı Mike Daniels'ın konuşmalarını kaleme almakla görevliydim. Bize Avrupa'da olan savaşla ilgili korkunç, komik ve inanılmaz hikayeler anlatırdı. Bir keresinde Amerikan askerlerinin kaldığı bir esir kampında özgürlüğüne kavuşan askerlerin birbirlerine sarılarak nasıl ağladıklarını anlatmıştı. Bu hikaye ve hayal ettiğim görüntü ömrüm boyunca hafızamda kazılı kalmıştır."
Ellerinde muhteşem bir senaryo ile bu senaryoyu hayata geçirebilecek bir yönetmen bulmak için hazırlanan yapımcılar tüm yapımcıların çalışmak istedikleri Gregory Hoblit'e teklif götürmüşler. Yönetmen Hoblit; Edward Norton’ın kariyerinin dönüm noktası olan Primal Fear filmini ve NYPD Blue ve Hill Street Blues gibi şovları da yönetmiştir.
“Greg'in erkeklerin nelerden hoşlandığını, iç çatışmalarını sinemaya aktarmak konusunda inanılmaz bir yeteneği vardı. Bu kesinlikle bir erkek filmiydi” diyor Ladd. (43 oyuncudan hiçbiri erkek değildi.) “Onun aynı zamanda mahkemelere ait dramalarda da tecrübesi olması ve başarıları (Primal Fear ve L.A. Law) bizim Greg ile çalışmak istememizin diğer nedenleriydi. Hikayeyi bu gözle irdeleyecek ve sinema haline dönüştürecek tecrübeli ellere ihtiyacımız vardı."
Hoblit Frequency ve Fallen filmlerinin de yönetmenidir. Ve bu filmi yönetmeyi kabul etmesinin sebebi ise projenin mükemmel bir senaryoya ve kadroya sahip olmasıdır. “her zaman bir II. Dünya Savaşı filmi yapmak istemiştim.çünkü bu dönem sadece savaş değil; politik ve sosyal bir çöküşü sergileme olanağı sağlar. Hart’s War bir çok insanın bu savaş hakkında bilmediklerini ya da görmezden geldiklerini ortaya hiç çekinmeden koyan bir film olacaktı.
Aynı zamanda hikaye muhteşem karakterlerle örülmüş gerçek ötesi olmayan canlı kanlı insanlardan müteşekkildi. Onların hayatları bence bu savaşta asıl anlaşılması ve araştırılması gereken konulardı. Elbetteki bu filmde de patlayan bombalar, ıslık çalarak geçen uçaklar vardı. Ama tüm bunların ardında yaşadıkları herşeye başkaldırmayı sessizce bekleyen erkeklerin çok özel hikayesi vardı.Benim için bir yönetmen olarak filmin en güzel yanı buydu. Mükemmel oyuncularla, harika bir senaryo ile çalışmak ... İşte bu bir yönetmen için gerçek şanstır.”
Michael Nathanson senaryoyu ilk okuduğunda Bruce Willis'i Albay William McNamara olarak gözünde canlandırmış. Arnold Rifkin'e senaryonun bir kopyasını göndermiş. Rifkin Willis’in yapımcı şirketinde ortağıydı.O da senaryoyu okuyunca Nathanson'a gönülden hak vermiş.
“Bu harika bir senaryoydu ve Bruce için McNamara rolü mükemmel bir seçim olacaktı.Bu kalitede bir materyal bulmak gerçekten çok zordur. Benim de Bruce'un da bu projede yer almaktan mutlu olacağımız kesindi..” diyor Rifkin. Rolde kendisini neyin cezbettiğini ise Willis şöyle anlatıyor; "Bu savaşı uzun zaman hatırlayacak insanların arasında ben de vardım. Öğrenciliğimden bu yana hakkında devamlı bir şeyler okuyup öğreniyordum. Öylesine bir dille yazılmıştı ki hem çok sıkı bir projeydi hem de çok heyecan verici. Hayır demeyi düşünmedim bile." Hoblit ise başrol oyuncuları için şunları söylüyor:" Bu rolü kabul ettiği için ona minnettarım. Sahip olduğu liderlik ruhunu perdeye aktarabilen yegane oyunculardan biridir. Bu rol olarak yapılabilecek bir şey değil. İçinizde böyle bir kalitenin olması gerek. O gerçek hayatta da üniforma giyip yüzlerce insanı peşine takabilecek karizmaya sahip bir insan.
McNamara karakterini doğru adreste bulan yapımcılar bu kez teğmen Tommy Hart karakteri için kolları sıvadılar.Bu filmin diğer kilit rolüydü. Joel Schumacher’in Tigerland filmini izledikten sonra ise genç İrlanda'lı oyuncu Colin Farrell'ı bu rolün adamı olduğuna karar verdiler.Bir Vietnam Savaşı draması olan filmdeki çok başarılı oyunculuğu ile göz dolduran Farrell'ı Willis ve Rifkin'e de seyrettiren yönetmen onlarında olurunu alarak teklifini yapar.
Hart’s War sinemaya aktarılırken yapımcılar bu gerçek hayata çok yakın senaryoyu ve tüm olayların geçtiği kampın herşeyi ile gerçeğe uygun şekilde canlandırılmasını istiyorlardı. Yapım amirlerinden Lilly Kilvert, Stalag kampının toplam 130 Alman kampının içinde en disiplinli ve en zor yaşanır kampı olduğunu göz ardı etmeyerek hazırlanması gerektiğini düşünüyordu.
400 akre arazi üzerinde, düzinelerce barakanın ve nöbetçi kulesinin inşa edildiği çekim seti çamur ve karla kaplıydı. Altı hafta süren çekimler çoğunlukla geceleri dondurucu soğukta yapılmış. Çek Cumhuriyeti'nde Prag'a bir saat uzaklıktaki Rus ordularının eskiden karargahı olan Milovice kasabasında kurulmuş set.
“Ne kadar iyi bir ruh halinde olursam olayım, Milovice'ye varmamıza 20 dakika kala depresif bir hale gelmiştim bile.” diyor Bruce Willis. “Kampın kendisini görmeden neden böyle olduğumu anlayamamıştım. Kamp öylesine perişan ve kötü gözüküyordu ki...Fiziksel güce en çok ihtiyaç duyduğum rollerden biriydi.” |
|
|
|