|
Sıkıysa Yakala Filmi Çekim Bilgileri |
|
|
|
Sıkıysa Yakala |
 |
|
| |
|
|
|
|
|
|
.
ÇEKİM MEKANLARI
Filmin “Catch Me If You Can – Sıkıysa Yakala” şeklindeki ismi bile direkt olarak “kaçma ve kovalama” olgularını çağrıştırdığı için çekim takviminin buna uygun olması kaçınılmazdı. Son derece yoğun geçan 56 iş gününde tamamlanan çekimlerin büyük bölümü Los Angeles, New York, Montreal ve Quebec City’deki 140’tan fazla mekanda gerçekleştirildi.
Kimi zaman tek gün içinde üç ayrı mekanda çalışma yaptıklarını belirten Steven Spielberg, “Sürekli hareket halindeydik. Hayatımda bu kadar hızlı tempoda çalışmamıştım. Ancak bana öyle geliyor ki, bu kadar hızlı tempoda çalışmamız sayesinde oyuncu kadrosunun ve teknik ekiplerin de heyecan ve enerji düzeyi arttı” diyor.
Prodüksiyonun hızlı temposu aynı zamanda öykünün geçtiği 1960’lı yılların kendine özgü havasını yansıttı. Tom Hanks bu etkiyi şöyle açıklıyor: “O yıllar insanların jet hızıyla hareket ettiği yıllardı sanki. Uçağa atlayıp birkaç saat sonra dünyanın başka bir köşesinde olmak vazgeçilmez bir tutkuydu. Benim kuşağım açısından baktığımda 60’lı yılların göz kamaştırıcılık olgusun zirveye çıktığı yıllar olduğunu söyleyebilirim. Herşey rengarenkti. Çizgiler keskin ve stilizeydi.”
60’lı yılların keskin ve renkli stilini yakalamak isteyen Spielberg, daha önce birçok filmde işbirliği yaptığını yaratıcı ekibini tekrar bir araya getirdi. “Catch Me If You Can”in görüntü yönetmenliğini Janusz Kaminski’ye; kurgusunu Michael Kahn’a; müziklerini John Williams’a bıraktı. Spielberg ile ilk kez bu filmde çalışanlar ise prodüksiyon tasarımcısı Jeannine Oppewall ile kostüm tasarımcısı Mary Zophres oldu.
Çekim takviminin son derece hızlı tempolu olmasında yönetmen Spielberg ile görüntü yönetmeni Kaminski’nin yıllar öncesinden gelen uyumlu çalışmasının büyük rolü oldu. İkisi arasında öylesine güçlü bir iletişim sözkonusuydu ki, çoğu zaman konuşmaya bile gerek kalmadan bu iletişimi başarıyla sürdürebiliyorlardı.
Spielberg bu iletişimin nasıl gerçekleştiğini şu sözlerle anlatıyor: “Janusz Kaminski ile en üst düzeyde işbirliğimiz vardır. Ben sadece kameranın yerini ve sahneleri belirlerim. Janusz ise her sahneyi boyayan bir ressam gibidir. O ayrıca bir ışık ustasıdır. ‘Catch Me If You Can’in çok canlı bir temposu olması nedeniyle ışık unsurunun da buna uygun olmasına karar verdik. Herşey parlak ve renkli oldu.”
Görüntü yönetmeni Kaminski ise bu görüşe şu sözlerle katılıyor: “Görsel yaklaşımımız çok basitti: Eğlenelim; oldukça idealist bir dünya yaratalım ve çok ciddi olmayalım. Işıklandırma da bunları yansıttı. Tıpkı bir kadeh şampanya gibiydi.”
60’LI YILLAR YENİDEN YARATILDI
Filmdeki çekim mekanlarının sayısının fazla olması ve hepsinin de 60’lı yılların özelliklerini taşımasının gerekmesi yüzünden prodüksiyon tasarımcısı Jeannine Oppewall ve ekibi oldukça zor anlar yaşadı.
Prodüksiyon tasarımlarını yaptığı “L.A. Confidential” adlı filmde de epeyce zorlandığını, orada 40-50 farklı mekanda 93 set hazırladığını belirten Jeannine Oppewall, “Catch Me If You Can”de nasıl bir tabloyla karşılaştığını şöyle anlatıyor: “Okumak için senaryonun başına oturduğumda ilk etapta 100’den fazla set saydım. Sonrasında paniğe kapılmaya başladığım için saymaya devam edemedim.”
Filmdeki çok sayıda mekan arasında belki de en zorlu olanlarından birisi, New York’taki JFK Havaalanındaki TWA Terminal binasıydı. Açılışı 1962 yılında yapılan bu terminal binası uzun zamandır kullanılmayan bir alandı. ABD’nin batı kesiminde ise Kaliforniya’daki eski Ontario Havaalanı kullanıldı. Burada da Frank’in birbirinden güzel hostesler arasına gizlenerek FBI ajanlarını atlattığı Miami Uluslararası Havaalanıyla ilgili çekimler yapıldı.
“Catch Me If You Can”in mekanları sadece ABD ile sınırlı kalmadı. Ülke dışındaki bazı mekanlar da set olarak kullanıldı. Örneğin FBI ajanı Carl Hanratty’nin Frank’i ülkesine geri götürmek üzere geldiği Fransız hapishanesiyle ilgili çekimler, Kanada’nın Montreal kentindeki terk edilmiş bir hapishanede gerçekleştirildi. Ayrıca Kanada’nın Quebec City kentindeki bir meydanda da Montrichard adlı Fransız köyüyle ilgili çekimler yapıldı.
Strong ailesinin New Orleans’taki eviyle ilgili çekimlerin ise Kaliforniya Altadena’daki Victoria tarzında bir evde yapılması yoluna gidildi. Kaliforniya’nın Downey bölgesinde kurulu bulunan Boeing fabrikası da, FBI ofisleri olarak kullanıldı. Ayrıca her ikisi de Los Angeles’ta bulunan Ambassador Hotel ile Union İstasyonunda da çekimler yapıldı.
KOSTÜMLER NASIL HAZIRLANDI
Prodüksiyon tasarımcısı Jeannine Oppewall, 60’lı yılları simgelemek için renk unsurunun da dikkatle kullanıldığını belirterek bu konuda kostüm tasarımcısı Mary Zophres ile yakın işbirliği içinde çalıştığını söylüyor. Oppewall’ın bu konudaki düşünceleri şöyle:
“Renk unsurunun öykü akışında çok önemli bir yeri var. Frank’i ilk gördüğümüzde sıradan bir yaşamı vardır. Bu nedenle çevresi de yumuşak ve monokromatik renklerle kaplı gibidir. Ancak dolandırıcılık oyununda giderek daha çok başarı kazandıkça renk paleti de değişmeye başlar. Oyunun zirvesine çıktığında artık portakal rengi, sarı, kırmızı ve pembe gibi canlı ve keskin renkler ağırlıktadır. Daha sonra oyunun sonlarına doğru bürokrasinin ağırlık kazanmasıyla herşey yeniden monokromatik hale gelir. Bir karakterin gelişimini renkler aracılığıyla vermek gerçekten heyecan vericiydi.”
Leonardo DiCaprio’nun portresini çizdiği Frank Abagnale karakterinin sürekli kılık değiştirmesi nedeniyle bu karakter için 100’ün üzerinde farklı giysi kullanıldı. Abagnale’in sürekli değişen giysilerine karşılık Tom Hanks’in canlandırdığı FBI ajanı Carl Hanratty karakterinin giysi çeşitlemesi daha az oldu.
Filmin kostüm tasarımlarını hayata geçiren Mary Zophres, iki baş karakter için nasıl bir çalışma yaptığını şu sözlerle açıklıyor:
“Leonardo DiCaprio için çok farklı giysi modelleri hazırladık. Buna karşılık Tom Hanks neredeyse hemen her gün birbirine benzer giysilerle kamera karşısına geçti. Aslında Tom’un giydiği elbiselerin sayısı da 20’yi buldu ama izleyiciler bunu zor fark edecekler. Çünkü terzilerimizden ayrıntılarda belirli bir tarz tutturmalarını istedik. Birbirine benzer kesimler, omuzlar ve düğmeler… Sadece kumaş cinsinde ve renklerde farklılık oldu. Ayrıca film boyunca aynı stilde gömlek giydi. Aslında bizim kullandığımız gömlek modeli, 60’lı yıllarda FBI ajanlarının üniforması gibiydi. Sonradan, yani 70’li yıllarda daha özgür giyinmeye başladılar ama 60’larda katı bir kıyafet modeli vardı.”
MÜZİKLERİ DE ÇOK ÖZEL
“Catch Me If You Can”in 60’lı yılların tadını veren unsurlarından birisi de müzikleri oldu. Steven Spielberg’in yönettiği filmlerde genellikle popüler şarkılara yer verilmediği halde bir değişikliğe gidildi ve 60’lı yıllara damgasını vurmuş popüler şarkılar kullanıldı. Bunlar arasında Frank Sinatra’nın seslendirdiği “Come Fly With Me” adlı ünlü şarkı da vardı. Bu şarkının özelliği ise Steven Spielberg’in en sevdiği şarkılardan biri olmasıydı. Bu şarkılar, John Williams’ın hazırladığı fon müziklerinin arasına serpiştirildi.
“Catch Me If You Can”in özelliklerinden birisi, Steven Spielberg ile John Williams’ın birlikte çalıştığı 20. film olmasıydı. Ancak bu 20. filmde müzik anlayışı yönünden birtakım değişiklikler yapıldı. Örneğin John Williams tarafından 1950’li ve 60’lı yıllarda çok popüler olan progressive jazz tarzında müzikler hazırlandı.
John Williams bu film için hazırladığı müzik çalışmalarını şöyle tanımlıyor: “Geçmişte Steven ile yaptığımız çalışmalarda genellikle büyük orkestraların yorumladığı geniş kapsamlı temalar kullandık. Ancak burada farklı bir yöntem izledik. Filmin öyküsü kimi zaman hafif ve eğlenceli, kimi zaman da oldukça ciddiydi. Bu yüzden müziklerin de farklı özelikler taşıması yerinde olacaktı. Birçok sahnede hafif ve eğlenceli tınılar kullanırken özellikle FBI ajanlarının Frank üzerinde yoğunlaştığı sahneler için gergin müzikler hazırladık.”
“YAŞADIKLARIMDAN DERS ÇIKARDIM”
Ancak izleyicinin yakından ilgileneceği asıl temanın Frank W. Abagnale’in yaşam öyküsü olacağına kuşku yok. Gerçek Frank W. Abagnale, “Catch Me If You Can”de anlatılan yaşam öyküsünü şu sözlerle özetliyor:
“Benim öyküm sadece genç olmak ve oradan oraya kaçmakla sınırlı değildir. Yakalandım ve hapishanede yattım. Ancak hükümetim için 25 yıl çalışarak borçlarımı ödemiş oldum. Ayrıca son derece başarılı bir şekilde ilerleyen kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Bazen insanlar bana, ‘Yaşamından çıkarabileceğin en önemli ders nedir?’ diye soruyorlar. Ben de onlara hep aynı yanıtı veriyorum: ‘Gençlik yıllarımda inanılmaz deneyimler yaşadım. Bunlardan ders çıkarıp devletime hizmet etmek ve kendi işimi kurmak için yararlandım.”
Filmin yapımcısı Walter Parkes’ın bu konuda düşüncesi ise şöyle: “Frank’in yaşam öyküsü için ‘hayat üniversitesi’ tanımlamasını kullanabiliriz. Onun yaşamındaki en büyük ironi, uzun yıllar boyunca kılıktan kılığa girerek, değişik kimliklere bürünerek FBI’dan kaçtıktan sonra en sonunda kendi kimliğini bulabilmesidir. Filmin sonunda çok önemli bir ders olduğunu göreceksiniz: Başınıza ne gelirse gelsin herşeye yeniden başlamak mümkündür.”
|
|
|
|
|
|
|
İNTERSİNEMA
PUANI:
0,0
0 kişi
puanladı |
|
|
|
|
|