40'ından sonra sinemacı olan Müge Bayraktar'ın hikayesi

12.12.2009
40'ından sonra sinemacı olan Müge Bayraktar'ın hikayesi


Üniversitede işletme okumuş, narenciye işi yapan iki çocuk annesi bir kadın, 40'ından sonra en çok yapmak istediği şeyin 'sinema' olduğunu fark eder. Sinema eğitimi alır ve sonunda çektiği belgeselle uluslararası festivallere katılır... İşte Müge Bayraktar'ın sinema tutkusunun hikâyesi Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu, iki çocuk annesi ve narenciye işiyle meşgul bir kadınken, 40'ından sonra sinemacı olmaya azmetti Müge Bayraktar. Bir oğlu Los Angeles'ta sinema eğitimini tamamlamış, bir prodüksiyon firmasında stajını yapıyor. B.Ü'de tarih okuyan ve okulun Amerikan futbolu takımında oynayan diğer oğlu Ayhan ise annesinin, Boğaziçi'nin Sultanları adlı belgeseli çekmesine vesile olmuş. Müge Hanım şimdi o belgeselle uluslararası festivallere katılıyor, hatta Pekin'de, FICTS Festivali'nde, 'spor ve toplum' dalında ödül alıyor. 'Oğullarım büyüyüp üniversite çağına gelince durup bir düşündüm, 'Ben hayatta en çok ne yapmak istiyorum? ' diye. Cevap, sinemaydı,' diyor Müge Hanım. 2004 yılının ocak ayında Türsak'taki sinema seminerine başlamış. Önceleri aklında film çekmek yokmuş tabii, bilinçli bir sinema seyircisi olmayı amaçlıyormuş. Nitekim 10 yıl içinde binden fazla film izlemiş Müge Bayraktar. O sırada Hilmi Etikan Film Atölyesi'ni keşfetmiş. Bu dört aylık kursta da işin teknik kısmını ve uygulamasını öğrenmiş. 'Peki o aşamaya geçmeye nasıl karar verdiniz? ' sorusuna şöyle yanıt veriyor: 'O tamamen içten gelen bir şey. 'İlk defa bir şey beni bu kadar avucunun içine aldı, çok mutlu hissediyorum kendimi bu işle uğraşırken, bunu bırakamam,' dedim.' Bu arada, teknolojinin ilerlemesiyle kameraların küçülmesinin ve maliyetlerin ucuzlamasının kendisinin en önemli şansı olduğunu da belirtiyor. Çünkü çektiği filmlerin montajını da kendisi yapıyor. TEMİZLİK SOPASINDAKİ MİKROFON Hilmi Etikan'ın atölyesindeyken, 15 kişilik bir grup arkadaş ilk kısa filmlerini çekmişler. İşte ondan sonra bu işten hiç vazgeçmemeye karar vermiş Bayraktar. O gruptan altı-yedi arkadaş daha sonra da bir araya gelmiş ve üç sene, küçük bir kamerayla çeşitli kısa filmler çekmişler. Yeri gelmiş, 20 liraya aldıkları mikrofonu temizlik fırçasının sopasına bağlayıp kullanmışlar. Müge Hanım, 'Bu süreçte ben şunu anladım: Bir sanatı anlamanız için onun tarihini bilmeniz lazım. Ve kendimi Mithat Alam Film Merkezi'nde buldum. Burada çok sayıda kurs açıldı, ben bunların hemen hepsine gittim. Film tarihi, film analizi, senaryo yazımı, montaj, yönetmenlik...' diyor. Sinema tarihinde onu en çok etkileyen isim ise Orson Welles: 'Pek çok kişi gibi ben de bugüne kadar yapılmış en önemli filmin Yurttaş Kane olduğunu düşünürüm. Ama son dönemlerde Quentin Tarantino'ya çok hayranım. Genele baktığımda ise İngiliz sinemasını çok sevdim.' O altı-yedi kişilik gruptan yıllar içinde sadece iki kişi kalmış. Müge Bayraktar ve ödül alan filmi Boğaziçi'nin Sultanları'nın da görüntü yönetmeni olan Sinan Muter. Bu filmin ortaya çıkışı ise şöyle olmuş: 'Bu belgesel benim kucağıma düşmüş gibi oldu. Oğlum antrenman yaparken ben de o sahada yürüyüş yapıyordum. Ben Amerikan futbolunu yadırgamadım. Ama Amerikan futbolunun yadırgandığını, bu çocuklara da 'Amerikan özentisi,' dendiğini duydum. O zaman sorular sormaya başladım. Yani bu kültürel etkilenme nereye kadar gelişme, nereden sonra yozlaşmaya giriyor. Bütün mağazaların ismi neden İngilizce. 'Peki o zaman Ayhan'ların takımına neden Amerikan özentisi deniyor? ' diye düşündüm. Filmdeki bir çocuğun dediği gibi, 'O zaman neden Starbucks'a gidiyorsunuz da Türk kahvesi içmiyorsunuz? '



Kaynak: Sabah

En Son Haberler


>> >> 40'ından sonra sinemacı olan Müge Bayraktar'ın hikayesi

Haberler


Vizyondaki Filmler