8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de.

14.10.2002



T.C. Kültür Bakanlığı, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ve Europa Cinemas 'ın katkılarıyla Ankara Sinema Derneği tarafından gerçekleştirilen 8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival,11-17 Ekim'de Ankara'da Ankapol Sineması'nda (Basladı) ,18-24 Ekim'de Bursa'da Tayyare Kültür Merkezi'nde,25-31 Ekim'de de İzmir'de İzmir Sanat salonunda gösterimlerini sunacak. Festivale Bursa'da Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı, İzmir'de de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Sanat ev sahipliği yapacak. Festivalde bu yıl YÖNETMEN: ÖMER KAVUR başlığı altında Kavur'un Anayurt Oteli, Kırık Bir Aşk Hikayesi ve Gizli Yüz adlı filmlerinden oluşan bir toplu gösterim yer alıyor. Ayrıca Agah Özgüç, Aslı Selçuk, Atıf Yılmaz, Atilla Dorsay, Barış Pirhasan, Burçak Evren, Feride Çiçekoğlu, Füruzan, Macit Koper, Nazan Özcan, Necip Sarıcı, Orhan Pamuk, Rıza Kıraç, Selim İleri, Serra Yılmaz, Şükran Kuyucak Esen, Tunca Arslan, Türkan Şoray ve Zuhal Olcay'ın yazılarıyla katkıda bulunacağı 'Yönetmen: Ömer Kavur' adlı bir kitap yayına hazırlanıyor. Avrupa Avrupa bölümünde çoğu uluslararası festivallerde ödül almış, ünlü yönetmenlerin imzasını taşıyan 2001 - 2002 yapımı uzun metrajlı filmlerin Türkiye'deki ilk gösterimleri gerçekleştirilecek. Aki Kaurismäki'nin bu yıl Cannes Film Festivali'nde üç ödül alan filmi Geçmişi Olmayan Adam / The Man Without A Past, Istvan Szabo'nun Taraf Olmak / Taking Sides, Jean-Luc Godard'ın Aşka Övgü / Eloge de l'Amour, Jan Sverak'ın Mavi Dünya / Dark Blue World, Ulrich Seidl'ın Cehennem Sıcağı / Hundstage, Eugenie Jansen'in Yalnızlık Ülkesi / Tussenland, György Palfi'nin Hıçkırık / Hukkle, Vladimir Michalek'in Sonbahar İlkbahar / Autumn Spring, Dragan Marinkovic'in Bumerang ve Fatmir Koçi'nin Tiran Sıfır Yılı / Tirana Year Zero filmleri bu bölümde yer alıyor. Bu yıl Cannes Film Festivali'nde 3 ödül birden alan Aki Kaurismäki'nin güçlü komedisi Geçmişi Olmayan Adam filminde, saldırıya uğrayıp hafızasını kaybeden bir adam, Helsinki'nin bir kenar mahallesinde barakalarda yaşayan işsiz ve fakir insanların yanında yeni bir yaşama başlar. Çalıntı elektrik kullanan, çok ilkel ve zor koşullarda yaşayan bu insanlar 'Geçmişi Olmayan Adam'ı dostluk, sevgi ve insancıllıkla aralarına kabul ederler. Küçük insanların bu rengarenk dünyasında herkes birbirine sevgiyle yaklaşmaktadır. Kaurismäki, kendine özgü toplumsal gerçeklik anlayışıyla, insanın para ve hırsa sahip olmaksızın da değerli bir varlık olabileceğinin altını çiziyor. Gerçek anlamda komik, hoş eğlendirici, düşündüren, zekice kotarılmış bir filmle karşılaşmanın çok zor olduğu günümüzde Karismäki'nin kendi düşlediği Finlandiya'yı anlattığı Geçmişi Olmayan Adam gerçek bir şölen.. Tiran-Sıfır Yılı: 45 yıl diktatörlükle yönetildikten sonra, güya özgürlüklerine kavuşan; ancak kendilerini büyük bir kaosun içinde bulan Arnavutların günlük yaşamlarından kesitler sunuyor ve herkesin silahlandığı, devletin var olmadığı, kanunların uygulanmadığı bir ülkenin nasıl kendi kendini yok etme sürecine girdiğini anlatıyor. Filmin karakterleri yönetmenin tanıdığı gerçek insanlar. Enver Hoca döneminde yapılmış bir koruganı satın alıp ülkesine götürmeye çabalayan Alman, her şeye burnunu sokan Fransız gazeteci, Stalin heykelleri satan heykeltıraş, ekonomik krizde işini ve bütün birikimlerini kaybeden anne, hala Stalin döneminde yaşayan baba filmin renkli kişiliklerini oluşturuyor. Ancak yoksulluk, şiddet ve karmaşaya karşın Tiran-Sıfır Yılı karamsar bir film değil. İnsanların yaşama sevinci ve ortaya çıkan tuhaf ve komik durumlar filmi aynı zamanda son derece eğlenceli kılıyor. Tiran-Sıfır Yılı, Selanik Film Festivali'nde Altın İskender Ödülü'nü ve Namur Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü'nü almıştı. Godard'ın 35 yıl aradan sonra Paris'te çektiği Aşka Övgü, tarih, politika ve aşk üzerine bir meditasyon ve diğer filmleri gibi değerlendirilmesi çok zor bir yapıt. İzleyicilere bir öykü anlatmaktan çok düşünceler sunmayı yeğleyen Godard'ın yeni filmi iki bölümden oluşuyor. İlk yarı siyah-beyaz çekilmiş ve aşkı inceliyor. Aşk, karşılaşma, fiziksel tutku, kavga ve uzlaşma bölümlerine ayrılıyor. Video ile çekilen ve renklerin baskın olduğu ikinci bölümde ise yoğun bir Amerikan karşıtlığı egemen. Amerika 'adı olmayan bir ulus' olarak nitelendiriliyor ve bu yüzden 'başkalarının efsanelerini çalmak' ve 'yabancı öykülere tecavüz etmekle' suçlanıyor. Jenerik doksan üçüncü dakikada akmaya başlıyor, ancak film jenerik bittikten sonra da devam ediyor. Bir Godard filminin daima kendine özgü bir 'şey' olduğunu unutmayın. İzlediğinizde onu ya sever ya da ondan nefret edersiniz. Godard asla uzlaşmaz, eğer düşüncelerini benimserseniz, sonsuza dek onlardan kurtulamazsınız. Film, Valladolid Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülünü almıştı. Hıçkırık: Yaşlı bir adam bir banka oturmuş sürekli hıçkırmakta, sarhoş bir adam arabanın üzerinde sızıp kalmış horlamaktadır. Kibar, yaşlı bir bayan çayırdan zambak toplamakta, kadınlar dikiş dikmekte, erkekler bowling oynamakta, bir biçerdöver tarlayı sürmekte ve bütün bu olaylar geçip giderken polis bir cinayeti araştırmaktadır. Yönetmen György Palfi'nin ilk filmi olan Hıçkırık, bir belgesel gibi başlamakta ve bir köyden görüntüler birbirinin peşi sıra akıp gitmektedir. Yaşlı adamın hıçkırıkları filmin ritmini oluşturmakta ancak öykü geliştikçe yaşlı adam sanki bir öykü anlatıcısına dönüşmektedir. Birbiriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünen sahnelerde yavaş yavaş bir kadın dayanışmasına tanırk oluyoruz. Köyün kadınları sessizce ve inanılmaz bir örgütlenmeyle erkeklere karşı büyük bir komplo hazırlıyorlar ve köydeki hiçbir erkek bu komplodan kurtulma şanısına sahip değil. Neredeyse hiçbir sınıflamaya uymayan ve diyalog içermeyen Hıçkırık, son derece özgün, olağanüstü çekimleriyle sinemanın görsel bir sanat olduğunu kanıtlayan ve kendine özgü bir mizah içeren bir film. Hıçkırık,2002 Macar Film Haftası'nda En İyi İlk Film ve Yabancı Eleştirmenler Ödülü'nü almıştı. Sonbahar: İlkbahar 75 yaşında olmasına karşın, gençlik dolu, hayal aleminde yaşayan, yaşlılığa teslim olup ölümü beklemek yerine son derece renkli ve farklı bir yaşam sürmek isteyen ve bir maceradan diğerine koşan Fanda'ya kendisine eşlik eden eski bir arkadaşıyla değişik kişiliklere bürünerek eğlenceli bir yaşam sürmeye çalışmakta, karşısına çıkan insanlara küçük oyunlar oynamaktadır. Fanda'nın hayatındaki en büyük yardımcısı ve kendisine en fazla engel olan kişi ise 44 yıllık karısıdır. Çek sinemasının en ünlü oyuncularından Vlastimil Brodsky'nin başrolünde oynadığı bu komedi yaşlıların dünyasına ışık tutmakta, yaşlanmak olgusuna hem komik hem de hüzünlü bir öyküyle yaklaşmaktadır. Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo dalında dört Çek Aslanı kazanmış, Cleveland Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü almıştı. Dünyanın en kendine özgü belgeselcilerinden biri olan Ulrich Seidl'ın filmi Cehennem Sıcağı bir Viyana varoşunda, yılın en sıcak hafta sonunda gelişen altı öyküden oluşuyor. Terli ve pişmiş insan eti görüntülerinden anlaşılmaktadır ki evde veya sokakta sıcaktan kaçmak mümkün değildir. Bu bunaltıcı ortam karakterlerin davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Seidl filmindeki altı 'amaçsız' öyküyü, laboratuar fareleri gibi gözlemlediği, birbirini fiziksel, cinsel ve ruhsal açıdan taciz eden karakterleriyle kuruyor. Film boyunca mizahi öğeler de var; ancak gülsek bile daha iyi günlerin beklentisi içinde olmayan, hayat tarafından sersemletilmiş ve bozguna uğratılmış sıradan insanların trajik ve umutsuz varoluşlarına tanık olduğumuzun farkına varıyoruz. Fantasporto Film Festivali'nde Yönetmenler Haftası Jüri Özel Ödülü'nü, Venedik Film Festivali'nde ise Jüri Özel Ödülü'nü alan Cehennem Sıcağı'nı içerdiği bazı sahneler nedeniyle 16 yaşın altındaki izleyicilere önermiyoruz. Eugenie Jansen'in ilk uzun metrajlı filmi Yalnızlık Ülkesi, seksen yaşındaki aksi bir ihtiyar ile genç bir Sudan'lı sığınmacının çizgi dışı dostluğu ve bu dostluk sonucunda kendilerini tanıma olanağı elde etmeleri üzerine kurulu. Tam bir ırklar mozaiği görünümündeki günümüz Hollanda'sında, bir sığınmacıyla bir sömürge savaşı gazisi arasındaki dostluğu anlatan filmde, bu olanaksız dostluk, iki yalnız insanın dayanışması sonucu doğuyor. Film, bu yıl Rotterdam Film Festivali'nde Kaplan Ödülü'nü kazanmıştı. Senaryo yazarı ve oyuncu Zdenek Sverak ve oğlu yönetmen Jan Sverak, 1997'de ortak çalışmaları Kolya ile En İyi Yabancı Film Oscar'ını kazanmışlardı. Baba-oğul bu kez klasik anlatımlı, destansı bir İkinci Dünya Savaşı öyküsü ile karşımızdalar: Mavi Dünya. Mavi Dünya'da zor da olsa İngiliz yaşam tarzına alışan, göklerde sürekli Alman uçaklarıyla dalaşan, her an ölümle burun buruna gelen ve aynı kadına aşık olan iki arkadaşın bazen komik, bazen hüzünlü gelişen öykülerini izliyoruz. Mavi Dünya bir aşk ve arkadaşlık öyküsü olmaktan öte, dramatik savaş sahneleri ve kullanılan özel efektler ile görsel açıdan da oldukça başarılı. Film ayrıca ülkelerini Nazi işgalinden kurtarmak için kahramanca savaşan; ama savaştan sonra ihanete uğrayan Çek pilotlara bir saygı duruşu niteliğinde. Film, ülkesinde izleyici rekorları kırmış ve Çek Aslanları'nda, En İyi Yönetmen, Görüntü Yönetmeni, Kurgu, Müzik, İzleyici ve Eleştirmenler Ödüllerini kazanmıştı. Bumerang: 'Birkaç savaş, iki deprem, büyük bir sel felaketi ve dünyadaki diğer ülkelerle küçük bir anlaşmazlıktan sonra Sırbistan'a nihayet barış geldi. Acaba sıradan insanlar bu oldukça monoton döneme nasıl uyum sağlıyorlar? ' Taksi şoförlüğü yapan bir kadın doğum uzmanı, umumi tuvalette çalışan eski bir politikacı, sanatsever bir mafya babası, patlayıcı maddelere meraklı bir sinema tutkunu, ellisini aşmış şuh bir kadın, düğün günü kafasına kurşun yiyen bir gelin... Bütün bu 'sıradan' insanlar, silah karaborsacısı ve sıkı bir ayyaş olan Bobby'nin işlettiği Bumerang Kafe'ye gelirler. Gelin alnındaki kurşun deliğine karşın ölmemiştir, çünkü Sırplar için beyin hayati bir organ değildir. Savaş sonrasının sakinliğini yaşayan Belgrad'da geçen bu hızlı tempolu kara komedi, çılgın ve gerçeküstü gelişen olay örgüsüyle ve karakterleriyle Yugo (Güney) Slavya'da yaşayan insanların kendilerine özgü yaşam tarzlarını ortaya koyuyor. Hem komik hem de toplumsal eleştiri dozu çok yüksek Bumerang, Tropfest'te Üçüncülük Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ödüllerini almıştı. Bu yıl festivalde yer alan 'SANATÇI VE İKTİDAR' adlı bölümde Macar yönetmen Istvan Szabo'nun iki filmini izleyeceksiniz. Szabo,1981'de yönettiği Mefisto ve 2001'de yönettiği Taraf Tutmak 'ta, sanatçının baskıcı bir iktidara karşı tutumunun ne olması gerektiği sorusunu soruyor. Sanatçı, onurunu ve sanatını nasıl koruyacak, rejimin baskısına nasıl karşı koyacak ve sanatçı sorumluluğunu nasıl savunacaktır? Szabo yirmi yıl arayla çektiği iki filminde de Nazi Almanya'sındaki sanatçı-iktidar ilişkisini ve çelişkisini incelemektedir. Klaus Mann'ın 1936 yılında sürgünde yazdığı ve oyuncu olan dayısı Gustaf Gründgens'i anlattığı romanı Mefisto, Gründgens'in varislerinin başvurusu üzerine 1966'da Almanya'da yasaklanmıştı. Romandaki tiyatro sanatçısı, sol düşüncelere sahip olması ve bir işçi tiyatrosu kurmayı düşlemesine karşın ünlü olabilmek ve yükselebilmek için ruhunu Nazilere satar. Filmin sonunda hata yaptığını anladığında artık çok geç kalmıştır ve şeytanla işbirliği yapmanın bedelini ödemek zorundadır. Szabo'nun sanatçı-iktidar ilişkisini ustaca incelediği Mephisto özellikle Klaus Maria Brandauer'in olağanüstü oyunu ve filmin görsel olarak dönemi yansıtmadaki başarısıyla büyük ilgi uyandırmıştı. Film, En İyi Yabancı Film Oscar'ı, Cannes Film Festivali En İyi Senaryo ve FIPRESCI Ödülü, David Di Donatello En İyi Yabancı Oyuncu, En İyi Yabancı Film ödülleri, İtalyan Ulusal Film Eleştirmenleri Sendikası En İyi Yönetmen Ödülü, Londra Film Eleştirmenleri En İyi Yabancı Film Ödülü, ABD Ulusal Eleştirmenler Birliği En İyi Yabancı Film Ödülü'ne sahip. Gerçek bir olaydan yola çıkan Taraf Tutmak,1946 yılında Berlin'de geçiyor. Savaştan sonra müttefiklerce başlatılan 'Almanya'yı Nazilerden Arındırma' operasyonu çerçevesinde, Binbaşı Steve Arnold, ünlü orkestra şefi Dr. Wilhelm Furtwängler'in Nazi geçmişini araştırmakla görevlendirilir. Binbaşı'ya, ne olursa olsun Furtwängler'i suçlu bulması gerektiği söylenir. Sivil hayatta sigorta müfettişi olan Binbaşı'nın, müzikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Furtwängler'in hiçbir zaman Nazi Partisi'ne üye olmadığının ve birçok Yahudi'ye yardım ettiğinin ortaya çıkması Binbaşı'nın işini zorlaştırır. Istvan Szabo'nun sanatçının toplumdaki yeri, sanat ve politika arasındaki ilişki, suçluluk duyguları ve Avrupa ile Amerika arasındaki kültür çatışmasını konu alan filmi Taraf Tutmak Harvey Keitel ve Stellan Skarsgard'ın üstün performansıyla dikkat çeken bir film. Film, Mar del Plata Film Festivali'nde En İyi Yönetmen, En iyi Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, Kodak ve OCIC Ödülleri'ni ve Uluslararası Aksiyon ve Macera Filmleri Festivali'nde Jüri Ödülü'nü almıştı. AVRUPA'NIN EN İYİLERİ bölümünde Seni Sevmeyeceğim ve Ekmeksiz Toprak (Luis Bunuel) , Çığlıklar ve Fısıltılar (Ingmar Bergman) , Ayrı Odalar (Bertrand Blier) , Arabulucu (Joseph Losey) , Tito ve Ben (Goran Markovic) ve Bir İdam Mahkumu Kaçtı (Robert Bresson) adlı filmler yer alıyor. Seni Sevmeyeceğim / Tristana: 18 yaşındaki yetim Tristana,40 yaşlarındaki zengin Don Lope'nin vesayetine verilir. İkiyüzlü bir aristokrat olan Don Lope Tristana'ya tecavüz eder. Tristana başka bir adama aşık olup evi terk eder; ancak bir süre sonra hastalık nedeniyle bir bacağı kesilmiş olarak geri döner. Artık yalnızca intikam almak için yaşamaktadır. Burjuvaziye ve Katolik Kilisesi'ne ağır eleştiriler getiren Tristana, yönetmenin yaratıcılığını ve dehasını en iyi ortaya koyan filmlerden biridir. Yönetmenin diğer filmlerine göre daha az karmaşık, sürrealist sembollere daha az yer veren bu kara komedi, çok masum görünen sahnelerinde bile ironi barındıran, tek bir planı bile boşa harcamadan mesajını veren bir filmdir. Cannes Film Festivali'nde yarışma dışı gösterildiğinde hem izleyicilerin hem de eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan Tristana, Buñuel'in bütün filmlerinin sentezi bir başyapıt olarak değerlendirilmişti. Film, İspanya Ulusal Görsel Sanatlar Sendikası Ödülü'nü kazanmıştı. Ekmeksiz Toprak: Bunuel, Endülüs Köpeği ve Altın Çağ gibi iki sürrealist başyapıttan sonra İspanya'nın çorak ve fakir bölgesi Las Hurdes'te yaşayan köylülerin yoksulluğunu belgeleyen bu sert filmle toplumsal gerçekçiliğe yöneldi. Abartıdan kaçınan yorum eşliğindeki görüntüler köylülerin açlık ve sefaletini o kadar etkileyici olarak sergiliyordu ki, film İspanya'da yasaklandı ve Bunuel 29 yıl sonra çektiği Viridiana'ya kadar ülkesinde bir daha çalışamadı. Ekmeksiz Toprak bir yandan bölgedeki insanların perişanlığını gösterirken belki de daha güçlü olarak belgesel türünü ve filmi izleyen kentlileri suçlama yoluna gidiyordu. Filmin asıl amacı rahat koltuklarında oturup gerçek yaşamdan alınmış korkunç öyküleri izlemekten zevk alan insanları rahatsız etmekti. Çığlıklar ve Fısıltılar dört kadının ruhlarını yoğun bir şekilde incelerken, izleyicileri yaşam, ölüm, yalnızlık ve aşk üzerine düşünmeye itiyor. Saf ve dürüst Agnes yavaş yavaş kanserden ölürken, iki kız kardeşi, ona son günlerinde destek olmak üzere yanına gelirler. Ancak Agnes'in beklediği şefkati ona kardeşleri değil, bakıcısı Anna verebilmektedir. Çığlıklar ve Fısıltılar Bergman'ın en kolay anlaşılabilir filmlerinden biridir. Zihnin dolambaçlı yollarında dolaşmak yerine daha çok duygusal sorunlarla ilgilenir. İnsanın yaşam yolculuğunun sonu ölümdür. Tanrının varlığı sorgulanmaya başlandığı zaman insan kendi yaşamının anlamını başka yerlerde aramak ve ölümle karşılaştığı zaman tutunacak bir şey bulmak zorundadır. Bergman'a göre tek umut insan sevgisidir. Film, En İyi Görüntü Yönetmeni dalında Oscar kazanmış, Cannes'da Teknik Büyük Ödülü, ayrıca Bodil En İyi Avrupa Filmi ve Guldbagge En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini almıştı. Losey'in yazar Harold Pinter'le ortak çalışması sonucu ortaya çıkan Arabulucu, şaşırtıcı derecede provokatif ve duyulara hitap eden bir filmdir. Losey, daima toplumdaki sınıf yapısına ve bu yapının bireyin sağlıklı gelişmesini olumsuz etkilemesine ilgi duymuştu. Filmde, Victoria dönemi toplumunun özellikle cinsellik ve sınıf farkı konularında bireye yoğun baskıları ve bu baskının genç bir çocuk üzerindeki kötü etkileri anlatılır. Filmdeki anlatıcı 'Geçmiş yabancı bir ülkedir, orada farklı şeyler yapabilirler' der. Toplumda gelişen küçük bir olay, aralarında masumların da bulunduğu bir çok insanın yaşamını mahvedebilir. Güzellik solar, aşk ölür ve insan hafızasında geçmişi yargılayıp kendine yapılan haksızlıkları düzeltmeye çabalar ama bu mümkün değildir. Julie Christie, aristokrat bir aileden gelen Edward Fox ile nişanlıdır, ancak çiftçi Bates'e aşıktır. İki aşık arasındaki haber taşıma görevi 12 yaşındaki bir çocuk tarafından yürütülmektedir. Bu görev çocuğun ilk kez aşkla tanışmasına ve onun da Christie'ye aşık olmasına neden olur. Arabulucu, izleyiciyi sürekli şaşırtan olay örgüsü, usta oyunculuk ve geçtiği dönemi çok iyi betimleyen görüntüleriyle sinema tarihine geçmiş bir film olup Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'e layık görülmüştü. Tito ve Ben, meraklı bir çocuğun gözlerinden 1950'li yılların Yugoslavya'sını anlatıyor. Film öz yaşamsal bir yansıma, aynı zamanda ülkenin çok sevilen lideri Mareşal Tito'nun anısı üzerine bir yapıt olarak değerlendirilebilir.10 yaşındaki Zoran, annesi, babası, teyzesi, eniştesi, kuzeni ve anneannesiyle aynı evi paylaşmaktadır. Anneanne tarafından savaştan önce evden kovulan dede yalnızca öğlen yemeklerinde eve konuk olmaktadır. Tuvalet, mutfak, yemek odası gibi ortak mekanların kullanımı oldukça kalabalık olan aile içinde sorunlar yaratmaktadır. Ancak en büyük sorun ailenin yarısının komünist, yarısının da anti-komünist olmasıdır. Zoran, eline aldığı kaşıkla duvardaki sıvaları yiyecek kadar oburdur, bir başka tutkusu da aynı mahallede yaşayan bir kızdır. Onunla beraber olabilmek için Tito'nun doğduğu kente her yıl yapılan gençlik yürüyüşüne katılmak zorundadır. Artık tarihe karışan eski Yugoslavya'nın 1950'li yıllarına ve ülkenin ebedi lideri Tito'ya bir çocuğun bakış açısıyla yaklaşan bu sevimli komedi, aynı zamanda dönemin toplumsal yaşamına da eleştiri oklarını fırlatıyor. Film, San Sebastian Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülü'nü almıştı. Ayrı Odalar: Bir trende tek başına yolculuk yapan 50 yaşlarında mutsuz ve sarhoş bir adamın hayatı, kompartımana gizemli bir kadının girmesiyle aniden değişir. Kadın adama bir kızın bir trende bir adamla yaşadığı, bir kerelik ve asla tekrar edilmeyecek bir ilişkiden bahseder. Kadının anlattığı öykü gerçek olur; ancak hayatının kadınını bulduğunu zanneden adam kadını bırakmak istemez. Fransız sinemasının en büyük jönlerinden Alain Delon'un Blier'nin gerçeküstücü dunyasında kayboluşuna tanık olmak bir sinemasever için oldukça ilginç bir durum. Blier, bilinçli olarak Buñuel'in metotlarını kullanarak, komediyle gerçeküstü arasında gidip gelen, gizemli ve karmaşık bir öykü anlatıyor. İlginç karakterleri canlandıran Alain Delon ve Nathalie Baye'in üstün performansıyla dikkat çeken Ayrı Odalar, bir çok yaratıcı ve komik sahne içeriyor. Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo Cesar'larına layık görülmüştü. Bir İdam Mahkumu Kaçtı, bir sinema devinin en önemli filmlerinden biri. Bresson 1954'te, İkinci Dünya Savaşı sırasında Gestapo tarafından tutuklanan ve ölüme mahkum edilen André Devigny'nin öyküsünü, Figaro Littéraire'de okudu. Devigny infazından birkaç saat önce kaçmanın imkansız olduğu düşünülen Montluc Kalesi'nden kaçmayı başarmıştı. Bresson bu olayı sinemaya uyarlarken, kaçışın gerilimini değil kahramanın iç dünyasını yansıtmaya özen gösterdi. Devigny'nin danışman olarak katkıda bulunduğu filmde yönetmen, en küçük ayrıntıyı bile gözardı etmeksizin olayı olduğu gibi vermeye çalıştı. Daha önce olduğu gibi amatör oyuncular kullandı. Başrolde oynayan 27 yaşındaki felsefe öğrencisi François Leterrier daha sonra yetenekli bir yönetmen olarak ün kazandı. Yönetmenin filmde sesi başarıyla kullanması da gerilimi arttıran unsurlardan biriydi. Sonuçta basit bir öykü, usta bir yönetmenin elinde metafizik bir meditasyona dönüştü. Bresson, Bir İdam Mahkumu Kaçtı ile Cannes Film Festivali'nde jürinin oybirliğiyle En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandı. Film, ayrıca Bafta En İyi Film Ödülünü aldı. 8. Avrupa Filmleri Festivali'nde bu yıl AVRUPA'DAN AŞK FİLMLERİ adı altında bir bölüm yer alıyor. Bu bölümde Avrupa Sineması'nın en güzel aşk filmlerinden altı tanesini izleme olanağını bulacaksınız. Sizin için seçtiğimiz filmler: Aşk Üzerine Kısa Bir Film (Krzysztof Kieslowski) , Ayazda Bir Yürek (Claude Sautet) , Bir İsveç Aşk Öyküsü (Roy Andersson) , Dantelacı Kız (Claude Goretta) , Aşk Filmi (Istvan Szabo) ve Penceredeki Kadın (François Truffaut) . Eleştirmenler tarafından 1980'li yılların en iyi filmleri arasında gösterilen Dekalog'ların ikincisi olan Aşk Üzerine Kısa Bir Film 'de, Kieslowski aşk, tutku ve cinsel takıntılar arasındaki karmaşık ilişkiyi eşsiz bir şekilde sorgular. Film; ironi, mizah ve dramı kullanarak insan ilişkileri üzerine bir öyküyü ustaca anlatır ve iki ana karakterin ruhlarını derinlemesine inceler. İnsan, yüzyıllardır içinde cinselliğe yer olmayan derin, temiz ve masum bir sevginin gerçekten var olup olmadığı sorusunu sorup durmuştur. Aşk Üzerine Kısa Bir Film'de, Kieslowski bu soruya bir yanıt bulmaya çalışır. Filmin sonunda hiçbir çözüme ulaşılmaz, geriye yalnızca bir insanın diğerine kalbini açması sonucu oluşan büyük acı ve kırılganlık kalmıştır. Aşk, filmlerde en çok kullanılan temadır, ancak çok nadir olarak bu duygunun derinliklerine inilmiştir. Aşk Üzerine Kısa Bir Film, özenli senaryosu ve oyuncularının etkili oyunlarıyla gerçek duyguları ortaya koyan bir başyapıttır. Film, Polonya Film Festivali'nde Altın Aslan, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, San Sebastian'da Jüri Özel Ödülü ve OCIC Ödülü, Sao Paulo'da da İzleyici Ödülü'nü kazanmıştı. Ayazda Bir Yürek: Müzik aletlerinin tamiri ve satışıyla uğraşan ve birbirlerine pek benzememelerine karşın çok iyi iki arkadaş olan Stephane ve Maxime'in yaşamları güzel bir kemancı kızın ortaya çıkmasıyla karışır. Claude Sautet'nin büyük ticari başarı kazanan filmi, duyguların yönlendirdiği bir yaşamda ahlaki kararlar vermenin zorluğu ile dostluk, sevgi gibi hayatı oluşturan öğelerin sorgulanması niteliğinde. Müzik filmin dördüncü karakterini oluşturuyor. Film, Venedik Film Festivali'nde Gümüş Aslan ve En İyi Yönetmen ödüllerini, Bafta En İyi Yabancı Film Ödülü'nü, Felix En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü ayrıca En İyi Yönetmen ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Cesar'larını almıştı. Geçen yıl İkinci Kattan Şarkılar adlı filmini izlediğimiz Roy Andersson'un 1970'te çektiği ilk filmi Bir İsveç Aşk Öyküsü, Berlin Film Festivali'nde dört ödül almış ve yönetmenin uluslararası düzeyde tanınmasını sağlamıştı. Film, iki genç insanın aşkla tanışmasını anlatır. Çevrelerindeki insanlar, anneleri, babaları kendi işleriyle uğraşır ve yaşamlarını sürdürürken iki gencin arasındaki aşk derinleşir. Kendilerini sözcüklerle anlatmada zorlandıkları için bir cins vücut dili geliştirirler. Yönetmene göre Bir İsveç Aşk Öyküsü'nün en önemli amacı gerçeği yakalayabilmektir. Gösterime girdiğinde büyük başarı kazanan ve eleştirmenler tarafından bir başyapıt olarak değerlendirilen film, çekilmiş en güzel aşk öykülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bir İsveç Aşk Öyküsü Berlin'de IWG Altın Tepsi, Interfilm Ödülü-Mansiyon, Gazeteciler Özel Ödülü ve UNICRIT Ödülü'nü, Guldbagge En İyi Film Ödülü'nü almıştı. Dantelacı Kız: Elma takma adıyla tanınan utangaç bir genç kız arkadaşıyla tatile gittiği Normandiya'da orta sınıftan bir edebiyat öğrencisiyle tanışır. Birbirlerine aşık olur ve aralarındaki ciddi sınıf ve eğitim farkına karşın birlikte yaşamaya başlarlar. Ancak bir süre sonra sorunlar ortaya çıkar. Goretta, filmini, kendilerini aynı şekilde ifade edemedikleri için birbirlerini sevemeyen iki insanın ilişkisi olarak tanımlamaktadır.22 yaşındaki Isabelle Huppert'in ilk önemli rolünü oynadığı, özenle kotarılmış bu aşk acısı, gösterime girdiğinde şaşırtıcı bir biçimde büyük bir izleyici kitlesini kendine çekmişti. Film Cannes Film Festivali'nde Kiliseler Birliği Jürisi Ödülü'nü, Bafta Umut Veren Oyuncu Ödülü'nü, David Di Donatello En İyi Yabancı Kadın Oyuncu Ödülü'nü almıştı. Aşk Filmi: Çocuklukları ve gençlikleri birlikte geçen, ilk aşkı beraberce yaşayan Kata ve Jancsi, Kata'nın 1956 ayaklanmasından sonra Paris'e gitmesiyle ayrılırlar. On yıl sonra Jancsi, kafasında bir çok soruyla Fransa'ya Kata'yı görmeye gider. Szabo, Hayal Görme Çağı'ndan sonra çektiği bu ikinci uzun metrajlı filminde, ilk filmindeki karakterler ve oyuncularla insanın olgunlaşması, eski dostlardan ve mekanlardan ayrılması, düşüncelerin değişmesi gibi konulara şiirsel bir anlatımla eğilir. Truffaut, Penceredeki Kadın 'da bir taşra kasabasındaki ölümcül aşkın öyküsünü anlatır. Sekiz yıl önce tutkulu bir aşk yaşayan ve daha sonra başkalarıyla evlenen Depardieu ile Ardant, komşu olunca yeniden karşılaşırlar. Rahat ama mutsuz bir burjuva yaşamı süren Depardieu, Ardant ile görüşmemek için elinden geleni yapar. Ancak bir rastlantı sonucu bir alışveriş merkezinde karşılaşmaları eski duyguların yeniden alevlenmesine neden olur. Bir süre sonra tutkuları ikisinin de kontrol edemediği tehlikeli bir hal alır. Jules ve Jim'de olduğu gibi, Truffaut, tutkulu aşk ve bu aşkın neden olabileceği acı ve yıkıma olan ilgisini Hitchcock'un gölgesinin düştüğü bu filmde de göstermektedir. Bu yıldan başlayarak Gezici Festivalde yeni bir bölüm yer alacak. Kodak'ın katkıları ve Mimar Sinan Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nün işbirliğiyle gerçekleştirilecek TÜRK FİLM ARŞİVİNDEN adlı bölümde, kopyaları olmadığı için gösterilemeyen eski Türk filmlerinin yeni kopyaları basılacak. Bu yıl Atıf Yılmaz'ın 1966 yapımı, başrollerinde Sadri Alışık ve Ayla Algan'ın oynadığı Ah Güzel İstanbul ve Duygu Sağıroğlu'nun 1956 yapımı, başrollerini Fikret Hakan, Erol Taş, Selma Güneri ve Tuncel Kurtiz'in paylaştığı Bitmeyen Yol adlı filmlerinin yeni kopyalarının basılması planlanıyor. 8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festivalde KISA İYİDİR adlı kısa film bölümünde 'Avrupa Panoraması' başlığı altında bir çoğu Avrupa'daki festivallerde ödül almış 31 yeni kısa film yer alıyor. Geçen yıl olduğu gibi izleyicilerin oylarıyla seçilecek en iyi kısa filme 1000 Dolarlık İzleyici Ödülü verilecek. Bu oylamaya katılacak izleyiciler arasında çekilecek kurada kazanan 10 izleyici 9. Avrupa Filmleri Festivalinin tüm gösterimlerini ücretsiz olarak izleme hakkına sahip olacak. Avrupa Film Festivalleri Konfederasyonu tarafından oluşturulan KISA FİLMLERLE AVRUPA VII adlı programda sinema okulu öğrencileri tarafından çekilmiş sekiz kısa metrajlı film yer alıyor. Festivaldeki bir başka toplu gösterim de 1919'da kurulan ve dünyanın en eski sinema okulu olan Rus Federasyonu Devlet Sinema Enstitüsü-VGIK'ten geliyor. Eisenstein, Pudovkin, Romm gibi sinemacıların öğretmenlik yaptığı okuldan Rus sinemasının bir çok ünlü yönetmeni mezun oldu. Bu toplu gösterimde Andrei Tarkovski, Nikita Mikhalkov, Andrei Konchalovski, Elem Klimov ve Irakly Kvirikadze'nin okulda öğrenciyken çektikleri kısa filmler yer alıyor. Festivalin yerli ve yabancı konukları geçen yıllarda olduğu gibi Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı'nın katkılarıyla Bursa'da buluşacak. 'Yönetmen: Ömer Kavur' adlı kitabın yazarları da kitabı tanıtmak ve Ömer Kavur sinemasını tartışmak üzere Bursa'ya gelecekler. Gezici Festival kapsamında 18-24 Ekim tarihleri arasında Bursa'da Tayyare Kültür Merkezinde Ephemera Derneği ve Burçak Evren'in katkılarıyla 'Arif Hikmet Koyunoğlu ve Tayyare Sineması Sergisi' açılacak.



Kaynak: interSinema.com

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> 8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de.

Haberler


Vizyondaki Filmler