Avrupa Filmleri Gezici Festivali 2001

1.10.2001
Gezici Festival'in afişi...çizen Behiç Ak , tasarım Yeşim Demir...


12 Ekim'den itibaren Ankara Sinema Derneği yine yollara düşüyor. 7. Avrupa Filmleri Festivali, bu yıl, 12 Ekim - 7 Kasım tarihleri arasında Ankara, Bursa, İzmir ve Diyarbakır'da düzenlenecek. T.C. Kültür Bakanlığı, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Europa Cinemas ve Avrupa Film Festivalleri Koordinasyonu'nun katkılarıyla gerçekleştireceğimiz Festival'in takvimi, 12-18 Ekim Ankara, 19-25 Ekim Bursa, 26 Ekim-1 Kasım İzmir ve 2-7 Kasım tarihleri arasında da Diyarbakır olarak belirlendi. Festivale Bursa'da Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı, İzmir'de Fransız Kültür Merkezi ve İzmir Sanat, Diyarbakır'da ise Diyarbakır Valiliği ve Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı ev sahipliği yapacak. 7. Avrupa Filmleri Festivali kapsamında, bu yıl, 50. sanat yılını kutlayan Atıf Yılmaz için "Yönetmen: Atıf Yılmaz" adlı bir kitap hazırlanıyor. Atıf Yılmaz'ın sanat hayatı boyunca birlikte çalıştığı oyuncu, senarist, yapımcı ve yönetmenler ile yakın arkadaşlarının kaleme aldıkları yazılardan oluşan kitap Festivalin açılışında Atıf Yılmaz'a armağan edilecek. Kitaba Atilla Dorsay, Halit Refiğ, Tunç Başaran, Agah Özgüç, Fehmi Yaşar, Ali Poyrazoğlu, Tarık Akan, Selim İleri, Burçak Evren, Başar Sabuncu, Giovanni Scognamillo, Zeki Ökten, Deniz Türkali, Gani Turanlı, Yusuf Kurçenli, Fatih Özgüven, Ömer Kavur, Orhan Oğuz, Yalçın Tura, Erman Şener, Nazan Özcan, Ahmet Soner ve Leyla Özalp yazılarıyla katkıda bulunuyor. 1994 yılından bu yana çektiği filmlerle birçok ulusal ve uluslararası festivalde ödül alan ve oluşturduğu sinema diliyle Türk sinemasında önemli bir yer edinen Zeki Demirkubuz için Festivalde bir toplu gösterim düzenleniyor. Zeki Demirkubuz: Aşk, Acı ve Merhamet Öyküleri 1994-2001 başlığı altında C BLOK, MASUMİYET ve ÜÇÜNCÜ SAYFA'nın yanı sıra çekimleri yeni tamamlanan YAZGI ve İTİRAF filmleri de sunulacak, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla Festivalin konuk olacağı kentlerde galalar düzenlenecek. "AVRUPA'NIN EN İYİLERİ" bölümünde YÜZ (Ingmar Bergman), ÖLÜMSÜZ - Z (Costa Gavras), KES (Ken Loach), BABA (Istvan Szabo), SUÇ UNSURU (Lars von Trier), GÜZ ÖYKÜSÜ (Eric Rohmer), MAÇA ASI (Milos Forman), KISALTMA (Jiri Menzel), PAPATYALAR (Vera Chitilova), DAVET (Claude Goretta), BUNU HAK EDECEK NE YAPTIM? (Pedro Almodovar) ve HAL VE GİDİŞ SIFIR (Jean Vigo) yer alıyor. İçerdiği güldürü öğeleri ve korku filmlerini anımsatan sahneleri düşünüldüğünde YÜZ Bergman'ın en ilginç ve eğlenceli filmlerinden biri. 19. yüzyılda büyücülük ve hipnozla uğraşan bir adam ve ekibini polis Stockholm kentinin girişinde durdurur ve çok aşağılayıcı bir sorgulamadan geçirir. Filmin büyük bir bölümünde burjuvazinin ikiyüzlülüğüne ironik bir şekilde saldırılmaktadır. Ama, filmin en güçlü yanı, Bergman'ın büyücünün intikam alma sahnesinde eriştiği gerilimdir. Film Locarno'da Altın Leopar ve Venedik'te Jüri Özel Ödülü'nü almıştı. ÖLÜMSÜZ / Z 1963'te Yunanistan'da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkar. Liberal muhalefet milletvekili Lambrakis trafik kazası süsü verilen bir oldu bittide hayatını yitirir. Cinayeti işleyen aşırı sağcı illegal örgüt, askerler, polis ve hükümetçe gizlice desteklenmektedir. Genç bir savcı ve cesur bir gazetecinin araştırmaları, olayın bir cinayet olduğunu ortaya çıkarır. Yalnızca siyasal bilince sahip sınırlı sayıda izleyiciye ulaşacağı düşünülürken, Ölümsüz gösterime girdiği her ülkede inanılmaz derecede büyük ilgiyle karşılanmıştı. Cannes Film Festivali'nde oy birliğiyle Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldüğü gibi aynı festivalde Jean Louis Trintignant En İyi Erkek Oyuncu seçilmiş, film ayrıca En İyi Yabancı Film ve En İyi Kurgu dallarında da Oscar almıştı. KES : 400 Darbe'nin İngiltere'de, izbe bir endüstri kentinde yaşayan işçi sınıfından bir çocuğun başrolde oynamasıyla yeniden çekildiğini düşünün. Bu, Ken Loach'un ilk kez uluslararası alanda tanınmasını sağlayan gerçekçi filmi Kes'in duygusal gücünü anlamanıza yardımcı olabilir. Billy, aile içi sorunlar nedeniyle mutsuzdur, okulda da sürekli arkadaşlarından dayak yemektedir. Bir gün, yavru bir kerkenez bulur ve onu büyütmeye karar verir. Kuşa "Kes" adını verir. Billy'deki olumlu değişiklik öğretmeninin dikkatini çeker. Ancak, çocuğun kuşla kurduğu güzel ilişki, yaşadığı sıkıntıları değiştirmeyecektir. Film, Karlovy Vary'de Büyük Ödül'ün yanısıra Umut Veren Erkek Oyuncu ve Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında İngiliz Akademi Ödülleri'ni almıştı. Istvan Szabo, BABA'da, savaş sonrası Macar gençliğinin geçmişle yüzleşmesi konusunu işler. Film, babasının yokluğunu hayal gücünü kullanıp onu idealleştirerek aşmaya çalışan bir çocuğun öyküsünü anlatır. Küçük Tako, 2. Dünya savaşında ölen babasını, rüyalarında kahraman bir direnişçi olarak canlandırır ve onun hakkında uydurduğu öykülerle arkadaşları arasında belirgin bir saygınlık kazanır. 1956 yılında üniversiteye başladığında, düşüncelerinde yücelttiği babasının bir savaş kahramanı değil, iyi, arkadaş canlısı ve sıradan bir insan olduğunu öğrenir ve kendi gücüyle ayakları üzerinde durması gerektiğini fark eder. Film, Cannes'da En İyi Yönetmen, Moskova'da Büyük Ödül, Locarno'da Jüri Özel Ödülü, Macar Film ve TV Eleştirmenleri Özel Ödülü, Acapulco'da El Heraldo Ödülü, Valladolid'de En İyi Senaryo Ödülü ve Macar Film Günleri'nde En İyi Yönetmen ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerini almıştı. Trier'in ilk uzun metrajlı filmi, aynı zamanda "Avrupa" Üçlemesinin ilk filmi olan SUÇ UNSURU, dışavurumculuk ve Fransız kara filminden izler taşır. Oldukça karmaşık bir anlatımı olan filmde, yağmur altındaki tuhaf bir Almanya'da, sürekli gece ve tufan sonrası görüntüleri egemendir. Toplumsal hayat geriye doğru gitmekte, insanlar karanlık mağaralarda ve kanallarda yaşamaktadır. Dinsel törenler toplumsal hayatta önemli bir yer tutmaktadır. Film, gereğinden fazla anlam yüklü, post modern yok oluş estetiği içeren görüntülerle parçalanmış bir Avrupa panoraması çizmektedir. Aile yapısı, anılar, kimlik, herşey yok oluşa doğru sürüklenmektedir. Suç Unsuru Cannes'da Büyük Ödül, Mannheim'da Josef von Sternberg Ödülü, Chicago'da Gümüş Hugo Ödülü; Fantasporto'da En İyi Yönetmen ve Robert Festivali'nde En İyi Görüntü, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Kurgu, En İyi Film, En İyi Yapım, En İyi Ses ödüllerini almıştı. GÜZ ÖYKÜSÜ, orta yaşlı bir kadının aşkı arayışı teması üzerine kurulu. Çocuklar evden ayrılıp, gençlik pırıltıları da onlarla beraber yok olunca ne olur? Rohmer Güz Öyküsü'nde yaş, yaşlanmak ve orta yaşta aşkı bulmanın zorluklarını, yarattığı çok gerçekçi karakterler aracılığıyla inceliyor. Çok sıcak, ustaca çekilmiş, ayrıca bir Rohmer filminde görülebilecek en komik sahneleri içeren Güz Öyküsü'nde, yönetmen, klasik romantik güldürü öğelerini eğlenceli bir şekilde yeniden yorumlamaktadır. Film, Venedik'te En İyi Senaryo ve Sergio Trasatti ödüllerini, En İyi Yabancı Film dalında Amerikan Ulusal Film Eleştirmenleri Birliği ve Las Vegas Film Eleştirmenleri Birliği ödüllerini almıştı. HAL VE GİDİŞ SIFIR : Jean Vigo, kısa hayatına karşın sinema tarihinde bir efsane haline gelmiştir. Yapıtlarındaki şiirsel duygusallık, film eleştirmenlerine "Vigo 29 yaşında ölmeseydi sinema şimdi nerede olurdu?" sorusunu sordurmaktadır. Vigo'nun başyapıtı Hal ve Gidiş Sıfır, film sanatına yapılmış en büyük katkılardan biridir. Film, Fransız eğitim sistemine saldırdığı gerekçesiyle sansürün hışımına uğramış ve ancak 1945 yılında gösterime girebilmişti. Vigo'nun anarşik geçmişi bu filmde oldukça belirgin olarak ortaya çıkar. Çocukların otoriteye karşı gösterdikleri tepkiyi anlatan film, şiirsel gerçekçilikle gerçeküstü alegoriyi harmanlamaktadır. MAÇA ASI : Tutucu babasıyla sorunları olan genç Peter, bir mağazada iş bulur. Görevi hırsızlıkları engellemektir. İşini sevmese de başka seçeneği yoktur. Bu arada başına buyruk bir kız olan Pavla ile tanışır. Milos Forman'ın amatör oyuncular kullanarak, doğaçlama diyaloglarla ve kamerayı sokağa taşıyarak gerçekleştirdiği film, keskin gözlemlere dayanması, sevecenliği ve içerdiği mizah ile‚ ek sinemasına yeni bir canlılık kazandırmıştır. Forman, kısa bir öyküyü derin, felsefik içeriği olan bir yapıta dönüştürmeyi ustaca başarmıştır. Film Locarno'da En İyi Film ödülünü almıştı. KISALTMA : Menzel, 1980'li yıllarda çektiği filmlerde tarihi olaylardan ve geçiş dönemlerinden esinlendi. Bu filmlerde "eski iyi zamanlar" tam olarak geçip gitmemiş ama "yeni zaman" da daha gelememiştir. Kısaltma, endüstri devriminden sonra birçok teknik gelişmenin hayatı etkilemesi karşısında bireyin durumunu irdeler. Bu değişiklikler, insanları her konuda ama özellikle kadın ve erkeğin rollerinin farklılaşması konusunda etkiler. Menzel'in filmleri güzelliğin, erotik duyguların, zevkin, damak tadının, modernleşmeden daha önemli olduğunu anlatmaya çalışır. Yönetmen, filmlerinde toprağa geri dönmek, bira eşliğinde yenen bir et yemeği, beraberce içip sarhoş olmak, eğlenmek ve aşık olmanın hayatın en temel ve önemli özellikleri olduğunu vurgulamaktadır. Film, Venedik'te Özel Mansiyon ve Vevey'de Altın Baston ödüllerini almıştı. PAPATYALAR : Çekoslovakya'da 1960'lı yıllarda çekilmiş en anarşik ve cesur film kabul edilen Papatyalar, yaşadıkları topluma duydukları tepki nedeniyle önlerine gelen herşeyi yıkmaktan ve bozmaktan zevk alan iki genç kızın öyküsünü anlatır. Çılgın bir güldürü niteliğindeki bu özgün ve avangard film ayrıca belirgin anti-militarist öğeler içermektedir. "Çek Yeni Dalgası"nın en önemli filmlerinden biri olan Papatyalar, resmi makamları şoke etmiş ve ilk gösterimi bir yıl ertelenmiş, gösterime girdiğinde hem ülkesinde hem de dünyada büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. En İyi Yabancı Film dalında Oscar'a aday olan DAVET, İsviçre sinemasının en ilginç ve etkileyici yapıtlarından biridir. Bu eğlenceli güldürü son derece yalın bir öykü üzerine kurulmuştur. Kendi halinde, sessiz, orta yaşlı, bekar bir büro memuru, annesinin ölümüyle büyük bir mirasa konar ve satın aldığı lüks kır evinde bir parti düzenleyerek iş arkadaşlarını çağırır. Filmin en büyük özelliği, çok iyi bir gözleme dayanarak işyerinde gerçek kimliklerini gizlemeyi başaran farklı karakterlerin maskelerini yavaş yavaş düşürmesi ve özel hayatlarında yaşadıkları umutsuzluk, yalnızlık ve üzüntülerini ortaya çıkararak herkesin kendi gerçeğiyle yüzyüze kalmasını sağlamasıdır. Film, Cannes'da Jüri Özel Ödülü'nü almıştı. BUNU HAK EDECEK NE YAPTIM ? : Gloria, sıradan bir ev kadınıdır. Taksi şoförlüğü yapan duyarsız kocası, uyuşturucu satarak harçlıklarını çıkaran iki oğlu ve evde bir sürüngen besleyen kayınvalidesiyle birlikte yaşamaktadır. Ev işlerinden başını kaşıyacak vakti yoktur. Ancak Gloria da daha iyi bir hayatın özlemini duymakta, en azından cinsel gücü yerinde bir erkekle sevişmek istemektedir. Almodovar, daha önceki filmleri Arzunun Kanunu ve Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar'da ortaya çıkan güldürü anlayışını bu filmde de sürdürmektedir. Son derece hızlı bir kurguya sahip, açık saçık esprilerin zincirleme olarak akıp gittiği bir güldürü olan Bunu Hak Edecek Ne Yaptım?, aynı apartmanda yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri ustaca anlatan, yönetmenin daha sonra ticari başarı kazanan filmlerinden çok daha keskin bir mizah duygusuna sahip bir filmdir. "AVRUPA AVRUPA" bölümünde son yıl içinde Avrupa'daki çeşitli festivallerde ödüller almış 10 film izleyicilere sunulacak. Kesinleşen filmler arasında Stephan Frears'in LIAM, Jan Svankmajer'in OTESANEK, David Ondricek'in YALNIZLAR, Achim Von Borries'in İNGİLTERE, Martin Sulik'in ÜLKE, Jan Hrebejk'in BÖLÜNÜRSEK DÜŞERİZ, Roy Andersson'un İKİNCİ KATTAN ŞARKILAR ve Bela Tarr'ın KARANLIK ARMONİLER gibi yapıtları yer alıyor. LIAM, 1930 ekonomik bunalımı sırasında Liverpool'da yaşayan bir işçi ailesinin duygu yüklü öyküsünü anlatan zekice kotarılmış bir dönem filmi. Filme adını veren Liam, yedi yaşında, sevimli ve kekeme bir erkek çocuğu. Liam'ın ailesi fakir, ancak hayatlarını sürdürebiliyorlar. Baba işsiz kalınca ailenin düzeni bozuluyor. Baba, ülkenin bütün sorunları için İrlandalıları ve Yahudileri suçlayan faşist bir örgüte katılıyor. 1930'lar İngiltere'sinde sınıf mücadelesi, dinin istismar edilmesi, sadakatsizlik gibi birçok konuyu işlemesine karşın bir tarih dersine dönüşmeyen filmde trajedi ve mizah ustaca dengeleniyor. Film geçen yıl Venedik'te Marcello Mastroianni Ödülü'nü ve OCIC Ödülü'nü aldı. 70'li yılların başında İsveç sinemasının en çok umut bağlanan yönetmenlerinden biri olarak görülen Roy Andersson'un dört yılda çektiği İKİNCİ KATTAN ŞARKILAR, insanı neredeyse hipnotize eden, her biri en çarpıcı görsel etkiyi yaratmak için bir seferde çekilmiş 45 kısa öykücükten oluşan bir film. Olayların her biri, bir hayat dilimini, ya da bir başka deyimle "insan davranışının içerdiği uyumsuzluğun alaycı bir yorumu"nu yansıtmakta. 2000 yılı Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü paylaşan İkinci Kattan Şarkılar facianın eşiğindeki dünyayı anlatıyor. OTESANEK : Bir taşra kentinde yaşayan orta yaşlı bir çift, çocuk sahibi olamayacağını öğrenir. Adam bir gün bahçesindeki ağaç köklerini sökerken topraktan küçük bir çocuğa benzeyen bir kök çıkarır. Eşinin bir çocuk gibi besleyip, giydirilip kuşandırdığı ağaç kökü Otik, zamanla canlanır ve hızla büyüyerek çevresi için tehlike yaratmaya başlar. Filmin başlangıcı Bunuel gerçeküstücülüğüne benzeyen tuhaf ve komik sahneler içerir. Film, bir süre gerçeküstü bir güldürüymüş gibi görünse de daha sonra olayların akışı değişir ve ortaya bir canavar öyküsü çıkar. Dünya canlandırma sinemasının büyük ustası Jan Svankmajer'in bu filmi, Pilsen Film Festivali'nde Altın Kingfisher ve Don Kişot ödüllerini almıştır. YALNIZLAR : "Hepimizin bizi seven birine ihtiyacı var". Sürekli esrar içen nakliyatçı Jacob filmin konusunu böylece özetliyor. Filmin Prag'da yaşayan ve 20'li yaşlarını süren yedi kahramanı insan hayatının karmaşıklığını yansıtırlar. Hepsi de ciddi ilişkiler kurma çabasında olmalarına karşın ortaya çıkan sorunlar nedeniyle sonuçta mutsuz olur ve yalnız kalırlar. Yönetmen David Ondricek, kara mizah, sözcük oyunları ve ironi ile modern toplumu gözler önüne seriyor. Karakter betimlemedeki farklılıklar bu güldürüyü daha da ilginç ve seyredilir kılıyor. Yalnızlar, Mannheim Film Festivali'nde En İyi Film, FIBRESCI Ödülü ve Özel Mansiyon, Varşova ve Selanik'te Üzleyici Ödülleri, Pilsen Film Festivali'nde Don Kişot Ödülü, Öğrenci Jürisi Ödülü ve Çek Film Klüpleri Derneği Ödülü'nü almıştır. İNGİLTERE : Kızılordu'da görev yaparken Çernobil santralinin temizlenmesinde çalışan ve radyasyona maruz kalan bir Ukraynalı'nın Berlin'de geçen şaşırtıcı öyküsü. Yönetmen Achim von Borries'in filmi İngiltere, çok farklı bir bakış açısı ve güçlü görüntülerle yönetmenin yıllar önce Berlin'de tanıdığı gerçek bir kişinin dramını anlatıyor. Hayatı sona ermekte olan genç bir insanın duyguları izleyicinin gözleri önüne seriliyor. Sonuçta, bayağılıktan ve melodramdan uzak, inandırcı bir oyunculukla desteklenmiş, dürüst bir öykü çıkıyor karşımıza. Sessiz ve derinliği olan bir film. Festivale Bursa'da konuk olacak Ivan Shvedoff, bu filmdeki rolüyle Brüksel Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödünü aldı. Filmin ayrıca Festroia, Trieste ve Cottbus festivallerinde ödülleri var. ÜLKE : Bir doktor, küçük bir çocuğun ciğerlerine sigarasının dumanını üfleyerek onu hayata döndürüyor. Sırasıyla Macar, Alman ve Sovyet orduları, küçük köyü işgal ediyor. Komünizm, herkes için daha iyi bir gelecek umutları yeşerterek geliyor. Film 1920-1970 yılları arasında hiçbir zaman varolmamış, kimsenin anımsamadığı ve hakkında konuşmadığı bir ülkede geçiyor ve bir avuç köylünün hayatlarından traji-komik anlar içeriyor. İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan sorunlar, savaş sırasındaki bağımsız Slovak Cumhuriyeti, Yahudi Sorunu ve 1968 olayları filmin ele aldığı konuların bazıları. Filmdeki öyküler, bu kaybolmuş ülkedeki insanları canlı ayrıntılarla inandırıcı bir şekilde anlatıyorlar. Film Zlin, Pilsen ve Festroia'da ödüller aldı. KARANLIK ARMONİLER : Küçük bir Macar kasabasına bir sirk gelir. Bir kamyona yüklenmiş dev bir balina ölüsü "Prens" adlı sunucu tarafından kasaba halkına gösterilecektir. Ancak "Prens" ortaya çıkmaz. Sessiz bir kalabalık dondurucu soğukta kamyonun çevresine toplanır. Bu bekleyiş kasabada büyük bir gerginliğe yol açar. İnsanlar içlerindeki şiddeti dışa vurmaya hazırdır. Darbe söylentileri ortada dolaşmaktadır. Ortam insanları ayartmak, yoldan çıkarmak için çok uygundur. Karanlık Armoniler bir süre komünizmle yönetilmiş bir ülkede düzeni ve barışı yok edip anarşik bir ortam yaratmaya çabalayanlara karşı sessiz bir çığlıktır. Filmin yönetmeni Bela Tarr Festivale Bursa'da konuk olacak. BÖLÜNÜRSEK DÜŞERİZ İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgali altındaki Çekoslavakya'da direniş ve düşmanla işbirliği konularını işleyen bu çarpıcı ve deli dolu güldürü, 1960'larda Çek Sinemasında bir gelenek haline gelen ve toplumsal sorunlara ince bir mizahla yaklaşan absürd hümanizm akımının yeni bir örneği. Bu yıl en iyi yabancı film dalında Oscar'a aday olan film, savaşa psikolojik açıdan yaklaşıyor. Çekoslavakya'nın Nazi'lerce işgal edilmesinden sonra sıradan insanların maruz kaldıkları terörü, yapmak zorunda kaldıkları zor seçimleri ve karşılaştıkları ahlaksal ikilemleri anlatırken bu insanların bu zor dönemi atlatmak için geliştirdikleri olağanüstü mizah duygusuna parmak basıyor. Film Cottbus'da FIBRESCI ödülünü, Vancouver'da En Popüler Film ödülünü, Pilsen Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ve Don Kişot Ödülü'nü ayrıca En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında Çek Film ve TV Akademisi Ödüllerini aldı. 7. Avrupa Filmleri Festivali - Gezici Festival'de "Avrupa Panoraması" başlığı altında birçoğu uluslararası festivallerde ödül almış otuz yeni kısa filmden oluşan bir seçki sunulacak. "Avrupa Panoraması"nda Avrupa'da yaşayan Türk yönetmenlerden Emre Koca'nın Derya, Esen Işık'ın Dönüşü Olmayan Yolculuk ayrıca Ahmet Küçükkayalı'nın Zamanın Kabuğu ve Ilona Navaro'nun Beni Almaya Geldiler adlı yapıtları yer alıyor. Bu bölümdeki en ilginç film özgün adı da Türkçe olan ve yönetmenliğini Eric Ledune'ün üstlendiği Belçika yapımı Bayan Bana Bak Bayan. Bu canlandırma filmi eski bir Türk tangosu eşliğinde 20. yüzyıl başında İstanbul'da yaşanan bir aşkı anlatıyor. "Avrupa Panoraması"ndaki filmler Festivalde bu yıl ilk kez verilecek izleyici ödülü için yarışacak. İzleyicilerin oyları ile seçilecek en iyi kısa film, 1000 dolar tutarında para ödülü alacak. Bu oylamaya katılacak izleyiciler arasında çekilecek kurada kazanan 10 izleyici 11 Ekim - 04 Kasım 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 8. Avrupa Filmleri Festivalinin tüm gösterilerini ücretsiz izleme hakkına sahip olacaklar. Fransız Yeni Dalgası'nın büyükannesi olarak tanınan Fransa'nın en önemli kadın yönetmeni Agnes Varda'nın Yanco Amca, Ulis, Selam Kübalılar ve Merdivenlerin Çok Güzel, Biliyor musun? adlı kısa filmleri festival programında yer alıyor. Çek ve dünya canlandırma sinemasının en önemli yönetmenlerinden Jan Svankmajer'in birçok festivalde ödül kazanmış dokuz kısa filminden oluşan bir toplu gösterim "Svankmajer - Canlandırma Ustası" bölümünde gösterilecek. Gezici Festival'de ayrıca Avrupa Film Festivalleri Koordinasyonu'nun katkılarıyla iki toplu gösterim gerçekleştirilecek. Avrupa Sinemasının ilerlemesini, tanıtılmasını ve Avrupa'da üretilen filmlerin dağıtılmasını sağlamak amacıyla kurulan ve 170 festivalin üye olduğu Avrupa Film Festivalleri Koordinasyonu tarafından hazırlanan "Kısa Filmlerle Avrupa 5 - Klasik Belgeseller" adlı toplu gösterim Marcel Carn, Hans Richter, Joris Ivens, Vittiorio de Seta, Claude Goretta, Alain Tanner gibi yönetmenlerce 1920-1967 yılları arasında çekilen ve Avrupa tarihine ışık tutan sekiz belgeselden oluşuyor. Aynı kuruluş tarafından Avrupa'da kısa filmin tanıtılması amacıyla hazırlanan "Kısa Filmlerle Avrupa 6" adlı program kapsamında da Avrupa'daki çeşitli festivallerde ödüller almış on kısa film gösterilecek. Festivalin yerli ve yabancı konukları, geçen yıllarda olduğu gibi, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı'nın katkılarıyla, Bursa'da buluşacak. "Yönetmen: Atıf Yılmaz" kitabının yazarları da kitabı tanıtmak ve Atıf Yılmaz sinemasını tartışmak üzere Bursa'ya gelecekler.



Kaynak: interSinema

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> Avrupa Filmleri Gezici Festivali 2001

Haberler


Vizyondaki Filmler