Bir vefa filmi: Benim ve Roz'un Sonbaharı

27.4.2009
Bir vefa filmi: Benim ve Roz'un Sonbaharı


Yönetmen-yazar Handan Öztürk, Batmanlı kadınların hikâyelerini çekmek üzere gitti, ancak 'bir başka intihar' dediği Hasankeyf'in öyküsünü çekti. Hem de kum fırtınalarıyla, sıcak çatışmalarla ve prodüksiyon sorunlarıyla mücadele ederek. Belgesel filmleri ve romanlarıyla tanıdığımız yazar ve yönetmen Handan Öztürk'ün senaryosunu da yazdığı ilk uzun metrajlı sinema filmi Benim ve Roz'un Sonbaharı, 1 Mayıs'ta gösterime giriyor. Film; topraklarını kurtarma mücadelesindeki gazeteci Metin'in, ama en çok Hasankeyfli çocukların hikâyesini anlatıyor. Handan Öztürk hem kitaplarında hem de filminde güçlü kadın tiplerini tercih eden, onların altını çizen bir yönetmen. Doğu'nun Çıplak Kadınları adlı kitabı da bir anlamda yol göstericisi olmuş. Bölgede iki tarz kadın modelinin öne çıktığını, bunlardan ilkinin 'tanrıça kadın' dediği mücadeleci kadınlar, diğerinin de ataerkil disiplin altında ezilen kadınlar olduğunu anlatıyor: 'Filmdeki hiçbir kadın cinselliklerinde bildiğimiz kadınlar gibi değiller, 'Hayır,' diyebiliyorlar.' Filmin başrolünde bir erkek olsa da Hasankeyf'in merkezde olduğu bir kadın öyküleri toplamı Ben ve Roz'un Sonbaharı. Elbette filmin en ihtişamlı başrolünü mağaralarıyla, akıp giden Dicle Nehri'yle, nehrin üzerindeki gerdek gecelerine mekân olan çardaklarıyla Hasankeyf kapmış. Orada hayatın alt gamdan sürdüğünü düşünüyor Handan Öztürk, ona göre Hasankeyfliler yüklerini yüklemiş, çoktan yola çıkmış bir ruh halindeler. Bu kaybetmişliği de en çok filmin kahramanı Metin'in benliğinde anlatmak istemiş. Öztürk, 'Her geçen gün, bu dünyanın daha fazla kahramana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum çünkü kaostan toz duman halinde, her şey birbirine karışmış durumda,' diyor. Kitaplarıyla ve filmleriyle kendisini çok belirleyen bir kavramın üzerinden hareket ediyor Handan Öztürk: Vefa. O yüzden ona göre doğru durmak, kaosu doğru algılayıp, kendisini ve dünyayı net tanımlarla ifade etmek vazgeçilmez. UZAYLI GİBİYİM Doğu'nun aristokrat bir ailesinden geliyor Öztürk. Edebiyat, hayatında çocukluğundan beri hep varolagelmiş; dedesinin mitolojik öyküleriyle büyümüş. Bir süre İsviçre'de radyo programları yaptıktan sonra kendisini dünyaya atmış, tabiri caizse. İngiltere'den Bali'ye kadar uzanan bu yolculukta, Bali'de arsa alıp ormanın içinde aylarca münzevi bir hayat yaşamak da var, Köln'de bir kilisede rahibe gibi aylarca konaklamak da. Dünyanın yarısını dolaşmış bir kadın olarak, bütün dünyaya bir uzaylı kadar yabancı olduğunu, eşit mesafede durduğu için de bir o kadar içten bakmaya yatkın olduğunu anlatıyor. Öztürk filmiyle Hasankeyf'i kurtarmaya çalışırken, ekonomik anlamda kendisi batmış. Çünkü başladığı işi bitirmek için iki evini satmak zorunda kalmış. Benim ve Roz'un Sonbaharı, coğrafi ve politik olarak da şanssız süreçlerin içinden sıyrılarak, tamamlanmış bir film: 'Bir yandan kum fırtınalarıyla mücadele etmek zorunda kaldık, diğer yandan gece yarısı nehir başlarında önemli riskleri göze alarak çekimler yaptık.' Filmi vizyona girer girmez, botlarını ayağına, çantasını sırtına geçirip kendini yeniden dünyaya atmayı planlıyor. Bu kez Avustralya'dan başlayacak yolculuğa ve sırtındaki bıçakları okyanusta ata ata, kendi deyimiyle, yeni bir cephe açmak için aramıza dönmenin düşünü kuruyor.


En Son Haberler


>> >> Bir vefa filmi: Benim ve Roz'un Sonbaharı

Haberler