'Bu bir vefa borcudur'

9.11.2000



Leon Troçki’nin İstanbul’daki sürgün yıllarını anlatan 'Exile in Büyükada/ Büyükada’da Sürgün' belgeseli, geçen hafta gerçekle?en Milano Uluslararası Film Festivali’nde, belgesel dalında Türkiye’ye birincilik getirdi. Yapımcılığını Ayda Yavuz, yönetmenliğini de Turan Yavuz’un yaptığı belgeselde Rus oyuncu Viktor Sergachev, ışık Yenersu, Tan Sağtürk ve ?ahnaz Çakıralp rol alıyor. Görüntü yönetmenliğini Colin Mounier’in üstlendiği filmin müziklerini Fahir Atakoğlu hazırlamış. İngiliz oyuncu Vanessa Redgrave’in seslendirdiği belgeselde, 1929-33 yılları arasında Sovyet devriminin önde gelen isimlerinden Leon Troçki’nin, Joseph Stalin tarafından Türkiye’ye sürgüne gönderilmesi anlatılıyor. Troçki’nin Türkiye’ye gelışi ve ya?adıklarının aktarıldığı belgesel, Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemine de ayna tutuyor. Turan Yavuz’la, Troçki ve onun, belgelerin arasına sıkışmış ‘sürgün’ hayatını konu?tuk. "Troçki'nin Türkiye yıllarını anlattık" Troçki’yi konu alan bir belgesel çekmeye nasıl karar verdiniz? Dünyaca bilinen bu politik figürün sürgün hayatı mı, yoksa onun sürgündeki dört yılını Büyükada’da geçirmış olması mıydı ilginizi çeken? Uzun yıllardır yurt dışında ya?adığım için biliyorum, Türkiye’de çekilen filmlerin hepsi propaganda kokuyor ve o yüzden de ilgi görmüyor. Uluslararası bir olay etrafında Türkiye’yi anlatmanın daha ilgi çekici olacağını düşündüm. Zapatistaları anlatan bir belgesel hazırlamak için Meksika’ya gitmıştim. Mexico City’yi gezerken Troçki’nin evinin müzeye dönüştürüldüğünü gördüm. Evin hemen yanında Leon Troçki Vakfı var. Vakfın duvarlarında Türkiye ile ilgili iki fotoğrafa rastladım ve o an böyle bir belgesel çekme fikri canlandı zihnimde. 1929-1933 yılları arasında Türkiye’de ya?amış, tüm dünyanın tanıdığı politik bir figürle birlikte Türkiye’yi anlatmanın mümkün olacağını hayal etmeye başladım. 1994 yılında eşım, Troçki’nin Türkiye’deki yıllarını anlatan kısa bir film yaptı ve ikincilik ödülü kazandı. Ben de 35 mm.lik bir film çekmek istiyordum. Konunun dramatik unsurlar da içermesi beni bu kısa filmi belgesel olarak yeniden çekmem için motive etti. Filmde, Troçki’nin politik kışiliğini öne çıkarmamaya çalıştık, sadece filmin ilk yarısında neden sürgüne gönderildiğini anlattık. Daha çok Türkiye’yi ön planda tuttuk, Troçki’nin Türkiye’deki hayatını anlatmaya çalıştık. Atatürk'ün misafiri Ne tür kaynaklardan yararlandınız? Troçki öldürülmeden iki yıl önce arşıvini Amerika’da bir üniversiteye satmış. Bu belgeler bizim ışimizi çok kolayla?tırdı. Türkçe belgelere de rastladık. O dönemin Dışışleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’tan gelen bir mektuba rastladık örneğin. Troçki’nin İngilizce ve Fransızca yazmış olduğu mektuplardan yararlandık. Bu mektuplarda Troçki’nin Büyükada’da ya?adıklarının tadını aldık. Troçki’yi Türkiye’ye Atatürk davet etmış... 1929 yılında Kırgızistan’da sürgünde olan Troçki’nin ülke dışına çıkarılması yönünde karar veriliyor. Hiçbir ülke Troçki’yi kabul etmeye yana?mıyor. Dünya Troçki’den kaçarken Atatürk davet ediyor Troçki’yi. Çünkü Türkiye’de proletarya gelışmış bir sınıf değil. Troçki, Türkiye’ye gemiyle geldiğinde Atatürk’e bir mektup yazıyor, ‘Kendi isteğimle buraya gelmiyorum, sürgündeyim’ diyor. Atatürk, dönemin İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ aracılığı ile yazdığı cevabi mektupta “Burada istediğini yazıp yayınlayabilirsin, sana hiçbir kısıtlama getirmeyeceğiz’ diyor. Hatta üç ciltlik Troçki biyografisinin yazarı Isaac Deutscher kitabında “Troçki’nin sürgün hayatı boyunca Türkiye’de geçirdiği dört yıl en rahat ya?adığı dönemdi, istediğini yazıp yayınlama hakkı vardı” diye yazıyor. Belgeselde bu kitaptan çok yararlandık. Türkiye’de geçirdiği yılları ön planda tuttuk. Filmin yarısı Türkiye’yi anlatıyor. Diğer yarısı ise Rus Gizli Servis ajanlarının Troçki’yi nasıl öldürmeye çalıştığından tutun da Troçki’nin ev aramasına kadar, burada ya?adığı sürgün yıllarını anlatıyor. Troçki’nin Rusya’da Nina ve Zina adında iki kızı var. Nina veremden ölüyor. Zina da çok hasta ama ülkeden çıkış izni alamıyor. Filmde bütün bunları anlatıyoruz. Tabii bütün bu hikâyeleri anlatırken örneğin Troçki Avrupa’da örgütlenmek için yurtdışına çıkmaya çalışırken 'Türkiye Cumhuriyeti onuncu yılını co?kuyla kutluyordu' deyip Türkiye'nin o günkü halini ve Türkiye'deki devrimleri anlatmaya başlıyoruz. Ya?asaydı Lenin de gelirdi Troçki, İstanbul'da bo? durmamış... Zamanının çoğunu evinde makale ve kitap yazmak ve Troçkist hareketi örgütlemekle geçiriyor. Rus Gizli Servisi GPU’nun ajanları Troçki’nin evine kadar girmeyi başarıyor. Tokatlıyan Otel’inde kaldığı günlerde İstanbul’u gezme fırsatını buluyor. Zaten bir dönem Rus Konsolosluğu’nda kalıyor. Ama içerde Stalin’in adamları, dışarda Beyaz Ruslar var. Türkiye’de tüm ışlerini oğlu Sedov yürütüyor. Filmde bu rolü Tan Sağtürk canlandırıyor. İkinci tutkusu, balık tutmak. Siyasetten sonra ensevdiği ve onu en çok dinlendiren uğra? balık tutmak. Troçki ‘Sürgün Günlüğü’ adlı kitabında Büyükada’yı anlatırken, birlikte balığa çıktığı Haralambolos adında genç bir Rum balıkçıdan söz eder... Filmin sonunda ondan da bahsettik. Bu Büyükadalı balıkçı sadece Rumca ve Türkçe konu?tuğu için anla?amıyorlar. Aralarında bir diyalog geçiyor; bu sahneyi filmde de kullandık. Troçki bir fıkra anlatıyor: "Moskova’da bir fıkra var. Troçki’ye ‘Lenin hayatta olsaydı ne olurdu?’ diye sormu?lar. ‘İstanbul’da benim gibi balık tutardı’ demış Troçki.” Troçki’yi canlandıracak oyuncuyu nasıl seçtiniz? En azından Troçki’yi bilen ve Rusya havasını koklayan birinin oynamasını istiyorduk. Victor Sergachev, Rusya’da tiyatrocu. 1994 yılında Amerika-İsviçre-Rus ortak yapımı bir filmde Troçki rolünü oynamış. Bu bizim için güzel bir sürpriz oldu. Victor, Troçki’yi çok iyi tanıyordu ve filmin senaryosunda da birçok düzeltme yapmamızı sağladı. Bütün senaryoyu onun önerileri doğrultusunda yeniden okuyup düzelttik. Leon Troçki: İktidardan sürgüne Rus Devrimi'nin ikinci adamı olarak bilinen Troçki'nin adı ilk olarak Çarlığı devirmeyi amaçlayan ama başarıya ula?amayarak bastırılan 1905 Devrimi'nin lideri olarak duyuldu. Devrimin yenilgiye uğramasıyla Troçki'nin sürgün hayatı başladı. Bu yıllarda gazeteci olarak Balkanlar'da bulundu. O sırada ilk kez Türkiye'ye geldi. Rus ışçileri 1917 yılı ?ubatında Çar'ı devirmeyi başardılar. Troçki Rusya'ya döndü, Çarlıktan arta kalan iktidarı ışçilerin alması gerektiğini savunan Lenin'in partisine katıldı. O tarihten sonra tarihçi Carr'ın deyimiyle 'Rus Devrimi'nin Sesi' oldu. Dışışleri Bakanlığı yaptı. İç savaş başladığında Kızılordu'yu kurdu ve kumanda etti. İç savaşın kazanılmasında birinci dereceden rol oynadı. Lenin ve Troçki, emperyalist ülkelere karşı kurtulu? savaşı yürüten Mustafa Kemal ve arkada?larına silah ve para yardımı yaptılar. Lenin'in ölümünün ardından Troçki ve Stalin arasında iktidar mücadelesi başladı. Bu mücadeleden galip çıkan Stalin Troçki'yi önce Kırgızistan'a ardından ülke dışına sürdü. Rusya'dan ayrılmak zorunda kalan Troçki'ye girış vizesi vermeyi kabul eden tek ülke Türkiye oldu. Troçki 1929 ile 1933 yılları arasında İstanbul'da Büyükada'da kaldı. Burada, onu bir yazar olarak da ünlendiren "Hayatım" ve "Rus Devrim Tarihi" gibi önemli kitaplarını kaleme aldı. Lenin'in ölümünden sonra bürokrasinin Rus Devrimi'nin yozla?tırdığını ve dünya devrimini gerçekle?tirmek için kurulan 3. Enternasyonal'i kendi dış politikasının aracı haline getirdiğini iddia ederek, komünist partileri kendi kurduğu enternasyonale katılmaya çağırdı. Troçki'nin politik faaliyetinden daha çok, ele?tirilerinin keskinliğinden çekinen Stalin, "devrimin sesi"nin kısılmasını istedi. Troçki 1940 yılında Türkiye'den sonra yerle?tiği Meksika'da Rus Gizli Servisi elemanı Roman Mercader tarafından öldürüldü.



Kaynak: Yenibinyıl

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> 'Bu bir vefa borcudur'

Haberler


Vizyondaki Filmler