Cannes'ın banliyö peygamberi

19.5.2009
Cannes'ın banliyö peygamberi


Fransız yönetmen Jacques Audiard'ın 'Bir Peygamber' adlı filmi Cannes'da heyecan yarattı. Altı yıl hapse mahkûm olan 'banliyö peygamberi' Arap kökenli genç Malik'i anlatan film, dört dörtlük bir politik sinema örneği. Haliyle Altın Palmiye'nin de favorisi Cesur denemeleriyle polemikler yaratması beklenen ya da yeni estetik biçimler geliştiren yönetmenlerin programdaki yeri, genellikle ilk ve son günlerdir. Ödül listesinde yer bulma olasılığı yüksek olan yönetmenlerse, oyunun yazılı olmayan kuralları gereği, festivalin ilk hafta sonunda ve hemen ertesindeki birkaç gün boyunca sahneye çıkarlar. Hoş, jürilerin sağı solu belli olmaz ama medyada daha çok ses getirmek için zamanlama önemlidir. Kural, bu yıl da bozulmadı ve hafta sonu yarışan Jacques Audiard ile Ang Lee, festivalin en heyecan verici filmleriyle alkışlandılar. Kapanış gecesi de alkışlanacaklarını rahatlıkla öngörebiliriz. Fransız yönetmen Jacques Audiard, ‘Bir Peygamber’ (Un prophete) ile yeni ufuklar açan son derece anlamlı bir sinema dersi veriyor. Seyircinin duygularına ve bilincine ustaca seslenirken, sinemanın ne kadar önemli bir sanat olduğunu da hatırlatıyor. Genç bir tutuklunun hapislik yaşamı diye özetlenebilecek ‘Bir Peygamber’, klasik bir polisiye ya da heyecan verici bir macera filmi değil. Aslında, bu filmi özetlemeye kalkmak da doğru değil. Çünkü, son derece zengin senaryosu, alabildiğine incelikli, sağlam toplumsal çözümlemelerle besleniyor. Kahramanının yaşadığı radikal değişim sürecini, yakın planların etkili yalınlığıyla anlatan Audiard, izleyicisini, iki buçuk saat boyunca, günümüz Fransız toplumunun gerçekleri üzerine düşünmeye çağıran dört dörtlük bir politik sinema örneği imzalıyor. İnsanoğlunun onulmaz hastalığı iktidar hırsını hapishane yaşamının büyüteci altında, tüm çiğliğiyle sahneye koyuyor. Henüz 19 yaşındayken 6 yıla mahkûm olan, okuma yazma bilmese de son derece kıvrak zekâsıyla kendisini savunmayı, güçlülerin yanında yer alarak çıkarlarını korumayı bilen Arap kökenli genç Fransız Malik, oyunun kurallarını kavramakta zorluk çekmez. Niels Arestrup’un başarılı bir yorumla canlandırdığı Korsika mafyası şefinin oyuncağı olmayı, yaşam içgüdüsüyle kabul eder. Hapishanedeki diğer güçlü grup, müslüman kökenli Fransızlar yeterince organize değillerdir. Kurnaz ve zeki Malik, önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirerek güçlenecek ve daha hapishanedeyken kendi uyuşturucu ticareti ağını kurmayı başaracaktır. Bu arada Korsika mafyasının köhne yapısı çökmüş, islamcı grup hapishanede iktidarı ele geçirmiştir. Malik, toy bir genç olarak girdiği hapishaneden çıktığında bir mafya babası kadar deneyimlidir... Film, Malik özgürlüğe doğru ilk adımlarını atarken, henüz arkasından yavaş yavaş gelen siyah otomobillerin farkına varmamışken, bir dizi soru işaretleriyle birlikte son bulur. Fransız toplumuna ve hapishanesine kolayca uyum sağlayan ‘banliyö peygamberi’ Malik’in kitabında geleceğe dönük ne gibi bir umut olabilir? Lüks siyah otomobillerde, kiralık katillerden çok, becerikli Malik’in deneyiminden yararlanmak isteyen iktidar sahiplerinin bulunması daha yüksek bir olasılıktır. Tanrı Malik’e yardım elini uzatmayı sürdürürse, birkaç yıl içinde zengin ve güçlü bir iş adamı olabilir; hatta, Tanrı melekler ordusunu hizmetine verirse, müslüman vatandaşları Fransız toplumuna kazandırmak için gündeme gelen entegrasyon politikalarından yararlananmayı becererek, zirveye koşan güçlü bir politikacı bile olabilir... Çünkü, genç oyuncu Tahar Rahim’in yorumuyla ağırlık kazanan Malik karakteri, her an kendinden daha güçlü birinin bulunacağını, iktidar kavgasının güçler arası denge ve alışveriş oyunu olduğunu, insan hakları, bireysel özgürlükler, hukuk devleti, demokrasi gibi ideallerinse ne insan doğasıyla ne de liberal anlayışla pek bağdaşmadığını, üniversiteler bitirmeye gerek kalmadan çok iyi kavramıştır. Ang Lee’, tam 40 yıl önce yapılan Woodstock konserinin perde arkasını gerçek olaylardan yola çıkararak anlattığı ‘Taking Woodstock’ ile iç ferahlatıcı, umut verici bir soluk getirirken, ideallerin her zaman kağıt üzerinde kalmadığını, kötülerin hep galip gelmediklerini hoş bir sinema diliyle anımsatıyor. Rahat bir nefes alıyoruz ama sinema ibresi Jacques Audiard’dan yana eğiliyor.


En Son Haberler


>> >> Cannes'ın banliyö peygamberi

Haberler


Vizyondaki Filmler