'Çingenelere karşı önyargıları kırıyorum'

19.4.2008
'Çingenelere karşı önyargıları kırıyorum'


'Çingene yönetmen' Tony Gatlif, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin konuğu olarak Türkiye'ye geldi. İlk olarak Sulukule'ye giden ve orada yaşananlar için yetkilileri uyaran Gatlif, 'Filmlerimle gençlerin Çingenelerle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olmasını engellemeye çalışıyorum.' diyor. Tony Gatlif, kayıtlara Cezayir asıllı Fransız yönetmen olarak geçse de herhalde herkes onu 'Çingene yönetmen' olarak tanıyor ve biliyor. Bu da çok doğal. Çünkü yıllardan beri ait olduğu toplumun yani Çingenelerin dünyasından hikâyeler anlatıyor dünya seyircisine. Onların kültürlerini, yaşadıkları sorunları dillendirirken duygularla yoğrulmuş ve insanı derinden etkileyen müzikle bezenmiş filmler ortaya koyuyor. 'İntikam', 'Sürgündekiler', 'İyi Yolculuklar', 'Corre, gitano', 'Gadjo dilo', 'Mondo', 'Gaspard et Robinson' gibi sayısız filme imza atan Gatlif, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin konuğu olarak Türkiye'ye geldi. Hem de önemli bir görev için. Sinemada İnsan Hakları bölümünde yarışan filmlere Avrupa Sinema Konseyi ödülünü verecek olan jüride görev yapıyor. Türkiye'ye gelir gelmez Sulukule'ye giden ve burada yaşanan drama karşı yetkilileri uyaran Gatlif'le Çingeneleri, sorunlarını ve sinemasını konuştuk. Dünyaca ünlü bir yönetmen olarak Çingene kültürü ve insanını anlatıyorsunuz. Bu çabanızın acaba Çingenelere karşı olan önyargıları yok ettiğini düşünüyor musunuz? Bunu yaptığımı söylemek çok iddialı olur. Bu önyargıları değiştirmek zor. Ayrıca bunları sadece filmlerle yok edemeyiz. Ben, filmlerimle gençlerin Çingenelerle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olmasını engellemeye çalışıyorum. Bu sayede belki onlar bir şey yapabilirler. Bir tavır gösteriyorum, önyargıların doğru olmadığına dair. Tarihe not düşüyorum. Çingeneler yıllardır dünyada hep hor görülen bir toplum. Acaba sürekli bu hor görülmelerinin sizce sebebi nedir? Ortaçağ edebiyatında Çingeneleri kötüleyen çok fazla esere rastlıyoruz. Bunun meydana getirdiği olumsuz düşünceler hâlâ sürüyor. Çingeneler, bütün ülkelerde yaşayan ilk yabancılardır. Biliyorsunuz göçebe yaşıyorlar ve yaşadıkları toplumların yapısıyla da yaşam biçimleri pek uyuşmuyor. Anlaşılamıyorlar, hatta biraz onlardan korkuluyor. İstanbul'a gelince ayağınızın tozuyla Sulukule'ye gittiniz ve oradaki dramı gördünüz. Romanya ve İspanya'da da benzer gelişmeler yaşandığını söylediniz. Neden iktidarlar Çingeneleri ehlileştirme çabası içerisine giriyor? Türkiye'deki durum aslında ekonomik. Çingenelerin yaşadığı yerler artık şehir merkezinde kaldı. Yönetim belki onların yaşadığı evleri yıkıp daha çok insana ev yapmayı düşünüyor. Ama bu tür hareketlerin can yakıcı sonuçları oluyor. Kentsel dönüşüm projelerinin bir ayağında Çingenelerin düzeni bozuluyor. İspanya ve Romanya'da da benzer şeyler oldu. 1990'da İspanya'da, böyle bir süreç yaşandı. İnsanları Sevilla'nın 20 kilometre dışına taşıdılar. Ama sonra işsizlik, hastalık gibi çeşitli sorunlar baş gösterdi. Şimdi bu uygulamanın bir hata olduğu söyleniyor. Gittikçe farklılığa tahammülü kalmıyor insanların. Ama siz filmlerinizde Çingene kültürü üzerinden bir anlamda farklılığın insanlığı zenginleştirdiğine vurgu yapıyorsunuz. Acaba daha karanlık bir gelecek mi söz konusu? O kadar umutsuz değilim. Bu kültürler çağlardan beri dünya üzerinde varlık gösteriyorlar ve göstermeye de devam edecek. Dönem dönem insanları kaygılandıran çeşitli uygulamalar oluyor, ama amaçlarına pek ulaşamıyorlar. Yasalarda sürekli Çingenelere karşı düzenlemeler vardır. Bu sorun aşılırsa Çingenelerin yaşadığı sorunların çoğu hallolur. Yolculuk sinemanızda önemli bir unsur. Tabii müzik de... Belki de filmlerinizin akılda kalmasının sebebi kullandığınız müzikler. Bu iki unsuru ustaca kullanmanızın özel bir nedeni var mı? Ben yolculuk yaparak film çekiyorum aslında. Yolculukların bende yarattığı duyguyu seyircilerle paylaşmayı seviyorum. Bu yolculuklarda bol bol müzik dinlerim, beste yaparım. Gittiğim yerlerde yerel müzisyenlere de rastlıyorum. Onların müziklerini de kullanmak için birkaç sahne ekleyebiliyorum filmlere. Bu müziklerin belli bir tarihî perspektifi var. İnsanları etkilemesi biraz bundan kaynaklanıyor. Filmlerinizde daha çok seyircinin duygularına seslenme eğilimindesiniz. Bu anlamda yüreğinizin sesini filmleştirdiğinizi söylemek mümkün mü? Evet bunu söyleyebilirim. Fabrikasyon üretimi sevmiyorum. Kendi içinizde yaşadığınız bir duyguyu insanlarla paylaşmak ve onların da buna onay vermesi kolay değil. Zeki olmanız gerekiyor. Ben de zeki olduğumu düşünüyorum. Zekâ ve duygunun bileşiminin filmlerimde bulunmasının sebebi budur. Festivalde bu sefer jüri üyesi olarak bulunuyorsunuz. Sizin jüri olduğunuz bölümdeki filmlerin hepsi dünyanın farklı noktalarındaki yürek sızlatan insan dramlarını anlatıyor. Sinemacıların, insanlığın gidişatı konusunda vicdani tavrını yeterli buluyor musunuz? Şüphelerim var açıkçası. Mesela Amerikalılar ve İngilizler hem savaş çıkartıyor hem de savaşla ilgili filmler yapıyorlar. Birçok ülkede sinema bir manipülasyon aracı olarak kullanılıyor. Fakat, az da olsa kimi sinemacılar vicdani bir tavır sergiliyor. Mesela festival kapsamında kadınların şiddete maruz kalmasıyla ilgili bir film izledim. Herhalde dünyanın bütün ülkelerinde kadınlar şiddete maruz kalıyor. Kimse buna itiraz edemez. Olkan Özyurt



Kaynak: Zaman

En Son Haberler


>> >> 'Çingenelere karşı önyargıları kırıyorum'

Haberler


Vizyondaki Filmler