Çirkin Kral mitosu

18.10.2000



1937’de Adana’da doğan Yılmaz Pütün (Güney), lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne yazılır. Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor: “Sinemayla karşıla?mam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya” Bu arada, Adana’da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film’in İstanbul bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz’la tanışır ve onun asistanlığını yapmaya başlar. 1956 yılında yayınlanan “Üç Bilinmeyenli Eşıtsizlik Sistemleri” adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında 18 ay hapis ve 8 ay Konya’ya sürgün cezası verilir. Bu cezayı almadan önce 1959 yılında oynamış olduğu Atıf Yılmaz’ın “Alageyik” filminde gelecekte kendinden bahsettirecek bir aktör olacağının sinyallerini verir. Oyuncu olarak yer aldığı sadece ikinci film olmasına rağmen performansı dikkat çekicidir. Ardından ceza ayları gelir. Öyküden ceza almasına neden olan paragraf: “İğrenerek baktı -iyice iğrenememışti-.Yüzü daha bir buru?tu. Yapmacıklı bir sinirle “Siz böylesiniz ışte”dedi.”En iyiniz bile böyle. Kendi çıkarlarınız için neler yapmazsınız. ışçiymış. Basit bir ışçiymış-seyircilerin durumlarını da görmek istiyordu-ben bir ışçiyim. Beni basit görmezsin değil mi?ışine yararım. Keyfini getiririm; doğru değil mi söylediklerim-söyledikleri doğruydu. Birinci ?ahıs doğru demiyordu-.Ah domuzlar sizi. Bir gün hepinizin topunuzu attıracaklar ya; dur bakalım ne zaman.” İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini yeniler ve düşünsel yapısını gelıştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu nasıl gerçekle?tireceğinin hesaplarını yapar. Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney’in daha sonra rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1963’te “İkisi de Cesurdu” isimli iddiasız bir filmin senaryosunu yazar ve baş rolünü oynar. Ferit Ceylan’ın yönettiği bu film, Güney’in bundan sonraki filmlerinin ana malzemesi haline getireceği “kabadayı mitosu”nun temellerini atar. 1964’te yine senaryosunu yazıp, oynadığı “Koçero” Anadolu’da büyük iş yapar. Aynı yıl rol aldığı “10 Korkusuz Adam” filminde hiç konu?mayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde Yılmaz Güney, diğer oyuncular Tamer Yiğit, Adnan ?enses, Tunç Oral ve Özkan Yılmaz’ı gölgede bırakır. Güney’in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başlayarak senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev alır. 1965 ve 1966 ise aktör Güney’in en verimli yılları olur. Artık Türkiye’de sinema “Çirkin Kral”ının adıyla anılmaktadır. Duvar filminden bir sahne Güney’in sineması, o tarihe kadar genelde melodramlardan, uyarlamalardan ve savaş öykülerinden olu?an Türk sinemasına yeni bir soluk getirir. Filmleri, Türk tarzı ya?amın daha artistik ve daha kışisel bir yorumudur. Canlandırdığı karakterleri şöyle yorumlar: “Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır.” “Seyyit Han”, “Toprağın Gelini” ve sinema tarihimizin önemli filmlerinden “Hudutların Kanunu”yla ilk ışaretlerini veren sürecin sonunda beklenen çıkış “Umut” filmi ile ya?anır. Türk sinemasında yer yerinden oynar. “Umut”, Yılmaz Güney’in başyapıtlarından biridir. Ayrıca Türkiye’de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, “Acı”, “Ağıt”, “Baba”, “Arkada?” ve “Endışe” takip eder. 1979’da senaryosunu yazıp, yapımcılığını üstlendiği en önemli filmlerinden olan “Sürü” gelir. 1981 yılında ise sinemasının doruk noktası olan ve ?erif Gören tarafından yönetilen “Yol” ile daha sonra yurt dışında önemli ödüller alır. Aslında mahkumiyetten kurtulmak için Türkiye’den kaçtığı 1981 yılına kadar Güney adı ve çalışmaları yabancı sinemaseverler tarafından pek bilinmez. Fakat bu kaçıştan itibaren gerçekle?en olaylar Güney adını tüm dünyaya duyurur. “Yol” filminin, 1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmasıyla birlikte Güney yalnız kaçış olayıyla değil filmleri ile de anılmaya başlar. Dünya sineması yeni ke?finin heyecanını ya?amaktadır. “Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir ?ey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum.” — Yılmaz Güney Güney “kabadayı mitosu”nu yarattığı filmlerinin ardından gelen yeni dönemdeki felsefesini kısaca özetler: “Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir ?ey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum.” 1983’te bir hapishanede ya?ananları anlattığı ve Fransa’da, Fransız hükümetinin de desteğini alarak senaryosunu yazıp, yönettiği “Duvar” (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984’te Paris’te hayata gözlerini kapar. Yılmaz Güney, sadece halkının sevgisini kazanmakla kalmamış, aynı zamanda aydın kimliğinin sorumluluğunu taşıyarak, bunun bedelini ödemekten kaçınmamıştır.



Kaynak: Ntv

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> Çirkin Kral mitosu

Haberler


Vizyondaki Filmler