Coşkun Çokyiğit Film Kritiği: İyi Film ile Kötü Film Arasında Fark Nedir?

9.11.2007
Antalya Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilen Yumurta, Semih Kaplanoğlu’nun Meleğin Düşüşü isimli çalışmasından sonra aynı “öğretmen” tavrıyla çektiği yeni filmi.


Kaplanoğlu, Yumurta’da, şâir Yusuf’un annesinin ölüm haberini alması üzerine nefret ettiği için ayrıldığı ve yıllardır uğramadığı kasabaya dönüşünü (eve dönüş) anlatıyor. Annesini defnedip hemen dönme niyetindeki Yusuf, beş yıldır annesi ile yaşayan akrabalarından birinin kızı olan Ayla ile baş başa kalıyor. Yusuf, bir an önce İstanbul’a dönmek niyetindedir ama Ayla’dan, annesinin ölmeden önce adadığı koçun kurban edilmesinin kendisi tarafından yerine getirilmesi gerektiğini öğreniyor. İstanbul’a doğru yola çıkmak için yaptığı her hamle, her defasında başka bir sebeple kesiliyor. Sonunda Yusuf, Ayla ile beraber annesinin adağını yerine getirmek üzere bir yolculuğa çıkıyor… Kaplanoğlu bana göre artık demode olan bir sinema dili kullanıyor. Bilhassa genç seyircileri filme bağlaması beklenen Nejat İşler’in bile kendinden bekleneni yerine getiremediği Yumurta’nın kasvetli, sıkıntılı ve durgun atmosferine rağmen çok sanatkârane bir anlatım tutturduğunu vurgulamalıyım. Kaplanoğlu 1970’li yılların sonlarına doğru Avrupa’da terk edilen “neo modern sinema”yı filminin iliklerine kadar işletmiş… Anlamların gizlendiği, kapatılıp örtüldüğü, birbiri ardına gelen mecazların birer bilmece gibi anlaşılmayı beklediği filmde “yumurta” ve sürüyü bekleyen Kangal köpeğinin en çok dikkati çekenler olduğunu söyleyebilirim. Daha geniş bir eleştiri için yerim yok ve bu yazıdaki maksadım Kaplanoğlu’nun filminin bir çözümlemesine yapmak değil… Kaplanoğlu’nun kullandığı dile hâkimiyetini, başarılı bir anlatım tutturmasını, oyunculuk zaaflarına rağmen küçük kasaba atmosferinin kimi zaman sıkıcılığını ta içimizde hissettirişini vurgulamak istiyorum. Sanıyorum Kaplanoğlu, seçtiği sinema tarzını ve bu tarza ait dili en iyi kullanan yönetmen olarak anılacak. *** Bir başka yolculuk ve eve dönüş hikâyesi ise Mesut Uçakan’ın Anka Kuşu: Bana Sırrını Aç filmi. Babasını, faili meçhûl bir cinayet sonucu, sevdiği kızı ise tayin yüzünden kaybeden Selman, âşık olduğu Merve’nin peşinden İstanbul’a gider. Burada yetiştiği dini-manevi muhite karşılık çok serbest ve tamamen maddi bir muhit içinde; sinemaların makinist odalarında belki de hiç hazmedemeyeceği filmleri izleyerek büyüyen Selman ruhsal olarak çöküntü içine düşer. Kişilik parçalanması yaşamaktadır. Kurtuluşu ise ancak içinde yapacağı bir yolculuk ile yani onu var eden manevi ortama ve inançlarına dönmesi ile mümkün olacaktır! Mesut Uçakan’ın çok uzun bir sinema geçmişi var. Kendine has iddialara da sahip olan Uçakan, farklı bir sinema estetiği yaratma peşinde olduğunu söylemesine rağmen, sinemanın en basit isterlerini yerine getirmekte neden bu kadar zorlanıyor anlayamıyorum? Senaryonun didaktik yapısından oyuncu yönetimindeki kusurlara, Ramazan programlarından duymaya alıştığımızı dublaj seslerinden, kırık dökük zikir sahnelerine, karakterlerin iyi işlenememesinden bilhassa kadın karakterlerin menfiliğine kadar… Elden geçirilmesi gereken o kadar çok şey var ki, anlatabilemem… Bir tür vaaz ve tasavvuf dersini andıran filmde, Şeyh-i Ekber’in “Vahdet-i Vücut” diye bilinen evren algısı ve yorumunun işlenişi de çok basitleştirilmiş (bayağı demeye dilim varmadı) . İnsanları birer televizyon aletine, Yaratıcıyı ise bu alete sinyaller gönderen bir vericiye indirgeyen teşbih yerine, filmde, kavramlarla düşünen karakterler bulunmalı ve bu kavramların sinema diline dönüştürülmesi çabası öne çıkmalıydı. Yoksa evdeki kırık elektrik süpürgesi ile uğraşan zavalı bir kadıncağıza “Gerçek nedir? ” gibi sualler sormak gerçekten komik düşüyor… *** Sıfır Dediğimde isimli film hakkında geçen hafta yazacaktım ama Antalya büyük jürisi ile hesaplaşma fikri daha ağır bastı. Bu satırlar Sıfır Dediğimde isimli filmin senarist ve yönetmeni Gökhan Yorgancıgil’e: Filmini bütün zaaflarına rağmen başarılı bir çıkış olarak yorumluyorum. Senaryonun ilginçliğini sinema diliyle anlatabilmiş olsaydın on ikiden vurabilirdin. Bana göre filmin en başarılı oyuncusu, çocuğuna hikâye okuyan anneydi. Keşke tüm oyuncularına onun kadar tabii oynatabilseydin. Daha iyilerini bekliyoruz.


Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> Coşkun Çokyiğit Film Kritiği: İyi Film ile Kötü Film Arasında Fark Nedir?

Haberler


Vizyondaki Filmler