8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de. haberi

intersinema.com

 Ana Sayfa | Vizyondaki Filmler | Gelecek Filmler | Haberler | Film Arşivi | Kişi Arşivi | Seanslar | İletişim

 

24 Temmuz 2008 Perşembe

 
interSinema'da Ara:
 
 
TOP10 FİLM
E-MAİL LİSTELERİ
SİTE HARİTASI
YAZARLAR
KÜNYE
BİZE YAZIN
8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de. haberi

 

SİNEMA HABERLERİ

Haberlerde kelime ara:
tüm haberler

8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de.
14.10.2002
T.C. Kültür Bakanlığı, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Bursa
Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ve Europa
Cinemas 'ın katkılarıyla Ankara Sinema Derneği tarafından gerçekleştirilen 8.
Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival,11-17 Ekim'de Ankara'da
Ankapol Sineması'nda (Basladı) ,18-24 Ekim'de Bursa'da Tayyare Kültür
Merkezi'nde,25-31 Ekim'de de İzmir'de İzmir Sanat salonunda gösterimlerini
sunacak. Festivale Bursa'da Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür
Sanat ve Turizm Vakfı, İzmir'de de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir
Sanat ev sahipliği yapacak.


Festivalde bu yıl YÖNETMEN: ÖMER KAVUR başlığı altında Kavur'un Anayurt
Oteli, Kırık Bir Aşk Hikayesi ve Gizli Yüz adlı filmlerinden oluşan bir
toplu gösterim yer alıyor. Ayrıca Agah Özgüç, Aslı Selçuk, Atıf Yılmaz,
Atilla Dorsay, Barış Pirhasan, Burçak Evren, Feride Çiçekoğlu, Füruzan,
Macit Koper, Nazan Özcan, Necip Sarıcı, Orhan Pamuk, Rıza Kıraç, Selim
İleri, Serra Yılmaz, Şükran Kuyucak Esen, Tunca Arslan, Türkan Şoray ve
Zuhal Olcay'ın yazılarıyla katkıda bulunacağı 'Yönetmen: Ömer Kavur'
adlı bir kitap yayına hazırlanıyor.


Avrupa Avrupa bölümünde çoğu uluslararası festivallerde ödül almış,
ünlü yönetmenlerin imzasını taşıyan 2001 - 2002 yapımı uzun metrajlı
filmlerin Türkiye'deki ilk gösterimleri gerçekleştirilecek. Aki
Kaurismäki'nin bu yıl Cannes Film Festivali'nde üç ödül alan filmi Geçmişi Olmayan
Adam / The Man Without A Past, Istvan Szabo'nun Taraf Olmak / Taking
Sides, Jean-Luc Godard'ın Aşka Övgü / Eloge de l'Amour, Jan Sverak'ın
Mavi Dünya / Dark Blue World, Ulrich Seidl'ın Cehennem Sıcağı / Hundstage,
Eugenie Jansen'in Yalnızlık Ülkesi / Tussenland, György Palfi'nin
Hıçkırık / Hukkle, Vladimir Michalek'in Sonbahar İlkbahar / Autumn Spring,
Dragan Marinkovic'in Bumerang ve Fatmir Koçi'nin Tiran Sıfır Yılı /
Tirana Year Zero filmleri bu bölümde yer alıyor.


Bu yıl Cannes Film Festivali'nde 3 ödül birden alan Aki Kaurismäki'nin
güçlü komedisi Geçmişi Olmayan Adam filminde, saldırıya uğrayıp
hafızasını kaybeden bir adam, Helsinki'nin bir kenar mahallesinde barakalarda
yaşayan işsiz ve fakir insanların yanında yeni bir yaşama başlar.
Çalıntı elektrik kullanan, çok ilkel ve zor koşullarda yaşayan bu insanlar
'Geçmişi Olmayan Adam'ı dostluk, sevgi ve insancıllıkla aralarına kabul
ederler. Küçük insanların bu rengarenk dünyasında herkes birbirine
sevgiyle yaklaşmaktadır. Kaurismäki, kendine özgü toplumsal gerçeklik
anlayışıyla, insanın para ve hırsa sahip olmaksızın da değerli bir varlık
olabileceğinin altını çiziyor. Gerçek anlamda komik, hoş eğlendirici,
düşündüren, zekice kotarılmış bir filmle karşılaşmanın çok zor olduğu
günümüzde Karismäki'nin kendi düşlediği Finlandiya'yı anlattığı Geçmişi
Olmayan Adam gerçek bir şölen..


Tiran-Sıfır Yılı: 45 yıl diktatörlükle yönetildikten sonra, güya
özgürlüklerine kavuşan; ancak kendilerini büyük bir kaosun içinde bulan
Arnavutların günlük yaşamlarından kesitler sunuyor ve herkesin silahlandığı,
devletin var olmadığı, kanunların uygulanmadığı bir ülkenin nasıl kendi
kendini yok etme sürecine girdiğini anlatıyor. Filmin karakterleri
yönetmenin tanıdığı gerçek insanlar. Enver Hoca döneminde yapılmış bir
koruganı satın alıp ülkesine götürmeye çabalayan Alman, her şeye burnunu
sokan Fransız gazeteci, Stalin heykelleri satan heykeltıraş, ekonomik
krizde işini ve bütün birikimlerini kaybeden anne, hala Stalin döneminde
yaşayan baba filmin renkli kişiliklerini oluşturuyor. Ancak yoksulluk,
şiddet ve karmaşaya karşın Tiran-Sıfır Yılı karamsar bir film değil.
İnsanların yaşama sevinci ve ortaya çıkan tuhaf ve komik durumlar filmi
aynı zamanda son derece eğlenceli kılıyor. Tiran-Sıfır Yılı, Selanik Film
Festivali'nde Altın İskender Ödülü'nü ve Namur Uluslararası Film
Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü'nü almıştı.


Godard'ın 35 yıl aradan sonra Paris'te çektiği Aşka Övgü, tarih,
politika ve aşk üzerine bir meditasyon ve diğer filmleri gibi
değerlendirilmesi çok zor bir yapıt. İzleyicilere bir öykü anlatmaktan çok düşünceler
sunmayı yeğleyen Godard'ın yeni filmi iki bölümden oluşuyor. İlk yarı
siyah-beyaz çekilmiş ve aşkı inceliyor. Aşk, karşılaşma, fiziksel tutku,
kavga ve uzlaşma bölümlerine ayrılıyor. Video ile çekilen ve renklerin
baskın olduğu ikinci bölümde ise yoğun bir Amerikan karşıtlığı egemen.
Amerika 'adı olmayan bir ulus' olarak nitelendiriliyor ve bu yüzden
'başkalarının efsanelerini çalmak' ve 'yabancı öykülere tecavüz etmekle'
suçlanıyor. Jenerik doksan üçüncü dakikada akmaya başlıyor, ancak film
jenerik bittikten sonra da devam ediyor. Bir Godard filminin daima
kendine özgü bir 'şey' olduğunu unutmayın. İzlediğinizde onu ya sever ya da
ondan nefret edersiniz. Godard asla uzlaşmaz, eğer düşüncelerini
benimserseniz, sonsuza dek onlardan kurtulamazsınız. Film, Valladolid Film
Festivali'nde Jüri Özel Ödülünü almıştı.


Hıçkırık: Yaşlı bir adam bir banka oturmuş sürekli hıçkırmakta, sarhoş
bir adam arabanın üzerinde sızıp kalmış horlamaktadır. Kibar, yaşlı bir
bayan çayırdan zambak toplamakta, kadınlar dikiş dikmekte, erkekler
bowling oynamakta, bir biçerdöver tarlayı sürmekte ve bütün bu olaylar
geçip giderken polis bir cinayeti araştırmaktadır. Yönetmen György
Palfi'nin ilk filmi olan Hıçkırık, bir belgesel gibi başlamakta ve bir köyden
görüntüler birbirinin peşi sıra akıp gitmektedir. Yaşlı adamın
hıçkırıkları filmin ritmini oluşturmakta ancak öykü geliştikçe yaşlı adam sanki
bir öykü anlatıcısına dönüşmektedir. Birbiriyle hiç ilgisi yokmuş gibi
görünen sahnelerde yavaş yavaş bir kadın dayanışmasına tanırk oluyoruz.
Köyün kadınları sessizce ve inanılmaz bir örgütlenmeyle erkeklere karşı
büyük bir komplo hazırlıyorlar ve köydeki hiçbir erkek bu komplodan
kurtulma şanısına sahip değil. Neredeyse hiçbir sınıflamaya uymayan ve
diyalog içermeyen Hıçkırık, son derece özgün, olağanüstü çekimleriyle
sinemanın görsel bir sanat olduğunu kanıtlayan ve kendine özgü bir mizah
içeren bir film. Hıçkırık,2002 Macar Film Haftası'nda En İyi İlk Film ve
Yabancı Eleştirmenler Ödülü'nü almıştı.


Sonbahar: İlkbahar 75 yaşında olmasına karşın, gençlik dolu, hayal
aleminde yaşayan, yaşlılığa teslim olup ölümü beklemek yerine son derece
renkli ve farklı bir yaşam sürmek isteyen ve bir maceradan diğerine koşan
Fanda'ya kendisine eşlik eden eski bir arkadaşıyla değişik kişiliklere
bürünerek eğlenceli bir yaşam sürmeye çalışmakta, karşısına çıkan
insanlara küçük oyunlar oynamaktadır. Fanda'nın hayatındaki en büyük
yardımcısı ve kendisine en fazla engel olan kişi ise 44 yıllık karısıdır. Çek
sinemasının en ünlü oyuncularından Vlastimil Brodsky'nin başrolünde
oynadığı bu komedi yaşlıların dünyasına ışık tutmakta, yaşlanmak olgusuna
hem komik hem de hüzünlü bir öyküyle yaklaşmaktadır. Film, En İyi Erkek
Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi
Senaryo dalında dört Çek Aslanı kazanmış, Cleveland Film Festivali'nde En
İyi Film Ödülü'nü almıştı.

Dünyanın en kendine özgü belgeselcilerinden biri olan Ulrich Seidl'ın
filmi Cehennem Sıcağı bir Viyana varoşunda, yılın en sıcak hafta sonunda
gelişen altı öyküden oluşuyor. Terli ve pişmiş insan eti
görüntülerinden anlaşılmaktadır ki evde veya sokakta sıcaktan kaçmak mümkün değildir.
Bu bunaltıcı ortam karakterlerin davranışlarını olumsuz yönde
etkilemektedir. Seidl filmindeki altı 'amaçsız' öyküyü, laboratuar fareleri gibi
gözlemlediği, birbirini fiziksel, cinsel ve ruhsal açıdan taciz eden
karakterleriyle kuruyor. Film boyunca mizahi öğeler de var; ancak gülsek
bile daha iyi günlerin beklentisi içinde olmayan, hayat tarafından
sersemletilmiş ve bozguna uğratılmış sıradan insanların trajik ve umutsuz
varoluşlarına tanık olduğumuzun farkına varıyoruz. Fantasporto Film
Festivali'nde Yönetmenler Haftası Jüri Özel Ödülü'nü, Venedik Film
Festivali'nde ise Jüri Özel Ödülü'nü alan Cehennem Sıcağı'nı içerdiği bazı
sahneler nedeniyle 16 yaşın altındaki izleyicilere önermiyoruz.


Eugenie Jansen'in ilk uzun metrajlı filmi Yalnızlık Ülkesi, seksen
yaşındaki aksi bir ihtiyar ile genç bir Sudan'lı sığınmacının çizgi dışı
dostluğu ve bu dostluk sonucunda kendilerini tanıma olanağı elde etmeleri
üzerine kurulu. Tam bir ırklar mozaiği görünümündeki günümüz
Hollanda'sında, bir sığınmacıyla bir sömürge savaşı gazisi arasındaki dostluğu
anlatan filmde, bu olanaksız dostluk, iki yalnız insanın dayanışması
sonucu doğuyor. Film, bu yıl Rotterdam Film Festivali'nde Kaplan Ödülü'nü
kazanmıştı.


Senaryo yazarı ve oyuncu Zdenek Sverak ve oğlu yönetmen Jan Sverak,
1997'de ortak çalışmaları Kolya ile En İyi Yabancı Film Oscar'ını
kazanmışlardı. Baba-oğul bu kez klasik anlatımlı, destansı bir İkinci Dünya
Savaşı öyküsü ile karşımızdalar: Mavi Dünya.

Mavi Dünya'da zor da olsa İngiliz yaşam tarzına alışan, göklerde
sürekli Alman uçaklarıyla dalaşan, her an ölümle burun buruna gelen ve aynı
kadına aşık olan iki arkadaşın bazen komik, bazen hüzünlü gelişen
öykülerini izliyoruz. Mavi Dünya bir aşk ve arkadaşlık öyküsü olmaktan öte,
dramatik savaş sahneleri ve kullanılan özel efektler ile görsel açıdan
da oldukça başarılı. Film ayrıca ülkelerini Nazi işgalinden kurtarmak
için kahramanca savaşan; ama savaştan sonra ihanete uğrayan Çek pilotlara
bir saygı duruşu niteliğinde. Film, ülkesinde izleyici rekorları kırmış
ve Çek Aslanları'nda, En İyi Yönetmen, Görüntü Yönetmeni, Kurgu, Müzik,
İzleyici ve Eleştirmenler Ödüllerini kazanmıştı.


Bumerang: 'Birkaç savaş, iki deprem, büyük bir sel felaketi ve
dünyadaki diğer ülkelerle küçük bir anlaşmazlıktan sonra Sırbistan'a nihayet
barış geldi. Acaba sıradan insanlar bu oldukça monoton döneme nasıl uyum
sağlıyorlar? ' Taksi şoförlüğü yapan bir kadın doğum uzmanı, umumi
tuvalette çalışan eski bir politikacı, sanatsever bir mafya babası,
patlayıcı maddelere meraklı bir sinema tutkunu, ellisini aşmış şuh bir kadın,
düğün günü kafasına kurşun yiyen bir gelin... Bütün bu 'sıradan'
insanlar, silah karaborsacısı ve sıkı bir ayyaş olan Bobby'nin işlettiği
Bumerang Kafe'ye gelirler. Gelin alnındaki kurşun deliğine karşın
ölmemiştir, çünkü Sırplar için beyin hayati bir organ değildir. Savaş sonrasının
sakinliğini yaşayan Belgrad'da geçen bu hızlı tempolu kara komedi,
çılgın ve gerçeküstü gelişen olay örgüsüyle ve karakterleriyle Yugo (Güney)
Slavya'da yaşayan insanların kendilerine özgü yaşam tarzlarını ortaya
koyuyor. Hem komik hem de toplumsal eleştiri dozu çok yüksek Bumerang,
Tropfest'te Üçüncülük Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Görüntü
Yönetmeni, En İyi Kurgu ödüllerini almıştı.


Bu yıl festivalde yer alan 'SANATÇI VE İKTİDAR' adlı bölümde Macar
yönetmen Istvan Szabo'nun iki filmini izleyeceksiniz. Szabo,1981'de
yönettiği Mefisto ve 2001'de yönettiği Taraf Tutmak 'ta, sanatçının baskıcı
bir iktidara karşı tutumunun ne olması gerektiği sorusunu soruyor.
Sanatçı, onurunu ve sanatını nasıl koruyacak, rejimin baskısına nasıl karşı
koyacak ve sanatçı sorumluluğunu nasıl savunacaktır? Szabo yirmi yıl
arayla çektiği iki filminde de Nazi Almanya'sındaki sanatçı-iktidar
ilişkisini ve çelişkisini incelemektedir.


Klaus Mann'ın 1936 yılında sürgünde yazdığı ve oyuncu olan dayısı
Gustaf Gründgens'i anlattığı romanı Mefisto, Gründgens'in varislerinin
başvurusu üzerine 1966'da Almanya'da yasaklanmıştı. Romandaki tiyatro
sanatçısı, sol düşüncelere sahip olması ve bir işçi tiyatrosu kurmayı
düşlemesine karşın ünlü olabilmek ve yükselebilmek için ruhunu Nazilere satar.
Filmin sonunda hata yaptığını anladığında artık çok geç kalmıştır ve
şeytanla işbirliği yapmanın bedelini ödemek zorundadır. Szabo'nun
sanatçı-iktidar ilişkisini ustaca incelediği Mephisto özellikle Klaus Maria
Brandauer'in olağanüstü oyunu ve filmin görsel olarak dönemi yansıtmadaki
başarısıyla büyük ilgi uyandırmıştı. Film, En İyi Yabancı Film Oscar'ı,
Cannes Film Festivali En İyi Senaryo ve FIPRESCI Ödülü, David Di
Donatello En İyi Yabancı Oyuncu, En İyi Yabancı Film ödülleri, İtalyan Ulusal
Film Eleştirmenleri Sendikası En İyi Yönetmen Ödülü, Londra Film
Eleştirmenleri En İyi Yabancı Film Ödülü, ABD Ulusal Eleştirmenler Birliği En
İyi Yabancı Film Ödülü'ne sahip.


Gerçek bir olaydan yola çıkan Taraf Tutmak,1946 yılında Berlin'de
geçiyor. Savaştan sonra müttefiklerce başlatılan 'Almanya'yı Nazilerden
Arındırma' operasyonu çerçevesinde, Binbaşı Steve Arnold, ünlü orkestra
şefi Dr. Wilhelm Furtwängler'in Nazi geçmişini araştırmakla
görevlendirilir. Binbaşı'ya, ne olursa olsun Furtwängler'i suçlu bulması gerektiği
söylenir. Sivil hayatta sigorta müfettişi olan Binbaşı'nın, müzikle
uzaktan yakından ilgisi yoktur. Furtwängler'in hiçbir zaman Nazi Partisi'ne
üye olmadığının ve birçok Yahudi'ye yardım ettiğinin ortaya çıkması
Binbaşı'nın işini zorlaştırır. Istvan Szabo'nun sanatçının toplumdaki
yeri, sanat ve politika arasındaki ilişki, suçluluk duyguları ve Avrupa ile
Amerika arasındaki kültür çatışmasını konu alan filmi Taraf Tutmak
Harvey Keitel ve Stellan Skarsgard'ın üstün performansıyla dikkat çeken bir
film. Film, Mar del Plata Film Festivali'nde En İyi Yönetmen, En iyi
Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, Kodak ve OCIC Ödülleri'ni ve
Uluslararası Aksiyon ve Macera Filmleri Festivali'nde Jüri Ödülü'nü
almıştı.

AVRUPA'NIN EN İYİLERİ bölümünde Seni Sevmeyeceğim ve Ekmeksiz Toprak
(Luis Bunuel) , Çığlıklar ve Fısıltılar (Ingmar Bergman) , Ayrı Odalar
(Bertrand Blier) , Arabulucu (Joseph Losey) , Tito ve Ben (Goran Markovic) ve
Bir İdam Mahkumu Kaçtı (Robert Bresson) adlı filmler yer alıyor.


Seni Sevmeyeceğim / Tristana: 18 yaşındaki yetim Tristana,40
yaşlarındaki zengin Don Lope'nin vesayetine verilir. İkiyüzlü bir aristokrat
olan Don Lope Tristana'ya tecavüz eder. Tristana başka bir adama aşık olup
evi terk eder; ancak bir süre sonra hastalık nedeniyle bir bacağı
kesilmiş olarak geri döner. Artık yalnızca intikam almak için yaşamaktadır.
Burjuvaziye ve Katolik Kilisesi'ne ağır eleştiriler getiren Tristana,
yönetmenin yaratıcılığını ve dehasını en iyi ortaya koyan filmlerden
biridir. Yönetmenin diğer filmlerine göre daha az karmaşık, sürrealist
sembollere daha az yer veren bu kara komedi, çok masum görünen
sahnelerinde bile ironi barındıran, tek bir planı bile boşa harcamadan mesajını
veren bir filmdir. Cannes Film Festivali'nde yarışma dışı gösterildiğinde
hem izleyicilerin hem de eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan
Tristana, Buñuel'in bütün filmlerinin sentezi bir başyapıt olarak
değerlendirilmişti. Film, İspanya Ulusal Görsel Sanatlar Sendikası Ödülü'nü
kazanmıştı.

Ekmeksiz Toprak: Bunuel, Endülüs Köpeği ve Altın Çağ gibi iki
sürrealist başyapıttan sonra İspanya'nın çorak ve fakir bölgesi Las Hurdes'te
yaşayan köylülerin yoksulluğunu belgeleyen bu sert filmle toplumsal
gerçekçiliğe yöneldi. Abartıdan kaçınan yorum eşliğindeki görüntüler
köylülerin açlık ve sefaletini o kadar etkileyici olarak sergiliyordu ki, film
İspanya'da yasaklandı ve Bunuel 29 yıl sonra çektiği Viridiana'ya kadar
ülkesinde bir daha çalışamadı. Ekmeksiz Toprak bir yandan bölgedeki
insanların perişanlığını gösterirken belki de daha güçlü olarak belgesel
türünü ve filmi izleyen kentlileri suçlama yoluna gidiyordu. Filmin asıl
amacı rahat koltuklarında oturup gerçek yaşamdan alınmış korkunç
öyküleri izlemekten zevk alan insanları rahatsız etmekti.

Çığlıklar ve Fısıltılar dört kadının ruhlarını yoğun bir şekilde
incelerken, izleyicileri yaşam, ölüm, yalnızlık ve aşk üzerine düşünmeye
itiyor. Saf ve dürüst Agnes yavaş yavaş kanserden ölürken, iki kız kardeşi,
ona son günlerinde destek olmak üzere yanına gelirler. Ancak Agnes'in
beklediği şefkati ona kardeşleri değil, bakıcısı Anna verebilmektedir.
Çığlıklar ve Fısıltılar Bergman'ın en kolay anlaşılabilir filmlerinden
biridir. Zihnin dolambaçlı yollarında dolaşmak yerine daha çok duygusal
sorunlarla ilgilenir. İnsanın yaşam yolculuğunun sonu ölümdür. Tanrının
varlığı sorgulanmaya başlandığı zaman insan kendi yaşamının anlamını
başka yerlerde aramak ve ölümle karşılaştığı zaman tutunacak bir şey
bulmak zorundadır. Bergman'a göre tek umut insan sevgisidir. Film, En İyi
Görüntü Yönetmeni dalında Oscar kazanmış, Cannes'da Teknik Büyük Ödülü,
ayrıca Bodil En İyi Avrupa Filmi ve Guldbagge En İyi Film ve En İyi
Kadın Oyuncu ödüllerini almıştı.


Losey'in yazar Harold Pinter'le ortak çalışması sonucu ortaya çıkan
Arabulucu, şaşırtıcı derecede provokatif ve duyulara hitap eden bir
filmdir. Losey, daima toplumdaki sınıf yapısına ve bu yapının bireyin
sağlıklı gelişmesini olumsuz etkilemesine ilgi duymuştu. Filmde, Victoria
dönemi toplumunun özellikle cinsellik ve sınıf farkı konularında bireye
yoğun baskıları ve bu baskının genç bir çocuk üzerindeki kötü etkileri
anlatılır. Filmdeki anlatıcı 'Geçmiş yabancı bir ülkedir, orada farklı
şeyler yapabilirler' der. Toplumda gelişen küçük bir olay, aralarında
masumların da bulunduğu bir çok insanın yaşamını mahvedebilir. Güzellik
solar, aşk ölür ve insan hafızasında geçmişi yargılayıp kendine yapılan
haksızlıkları düzeltmeye çabalar ama bu mümkün değildir. Julie Christie,
aristokrat bir aileden gelen Edward Fox ile nişanlıdır, ancak çiftçi
Bates'e aşıktır. İki aşık arasındaki haber taşıma görevi 12 yaşındaki bir
çocuk tarafından yürütülmektedir. Bu görev çocuğun ilk kez aşkla
tanışmasına ve onun da Christie'ye aşık olmasına neden olur. Arabulucu,
izleyiciyi sürekli şaşırtan olay örgüsü, usta oyunculuk ve geçtiği dönemi
çok iyi betimleyen görüntüleriyle sinema tarihine geçmiş bir film olup
Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'e layık görülmüştü.


Tito ve Ben, meraklı bir çocuğun gözlerinden 1950'li yılların
Yugoslavya'sını anlatıyor. Film öz yaşamsal bir yansıma, aynı zamanda ülkenin
çok sevilen lideri Mareşal Tito'nun anısı üzerine bir yapıt olarak
değerlendirilebilir.10 yaşındaki Zoran, annesi, babası, teyzesi, eniştesi,
kuzeni ve anneannesiyle aynı evi paylaşmaktadır. Anneanne tarafından
savaştan önce evden kovulan dede yalnızca öğlen yemeklerinde eve konuk
olmaktadır. Tuvalet, mutfak, yemek odası gibi ortak mekanların kullanımı
oldukça kalabalık olan aile içinde sorunlar yaratmaktadır. Ancak en
büyük sorun ailenin yarısının komünist, yarısının da anti-komünist
olmasıdır. Zoran, eline aldığı kaşıkla duvardaki sıvaları yiyecek kadar
oburdur, bir başka tutkusu da aynı mahallede yaşayan bir kızdır. Onunla
beraber olabilmek için Tito'nun doğduğu kente her yıl yapılan gençlik
yürüyüşüne katılmak zorundadır. Artık tarihe karışan eski Yugoslavya'nın
1950'li yıllarına ve ülkenin ebedi lideri Tito'ya bir çocuğun bakış açısıyla
yaklaşan bu sevimli komedi, aynı zamanda dönemin toplumsal yaşamına da
eleştiri oklarını fırlatıyor. Film, San Sebastian Film Festivali'nde En
İyi Yönetmen Ödülü'nü almıştı.



Ayrı Odalar: Bir trende tek başına yolculuk yapan 50 yaşlarında mutsuz
ve sarhoş bir adamın hayatı, kompartımana gizemli bir kadının
girmesiyle aniden değişir. Kadın adama bir kızın bir trende bir adamla yaşadığı,
bir kerelik ve asla tekrar edilmeyecek bir ilişkiden bahseder. Kadının
anlattığı öykü gerçek olur; ancak hayatının kadınını bulduğunu zanneden
adam kadını bırakmak istemez. Fransız sinemasının en büyük jönlerinden
Alain Delon'un Blier'nin gerçeküstücü dunyasında kayboluşuna tanık
olmak bir sinemasever için oldukça ilginç bir durum. Blier, bilinçli olarak
Buñuel'in metotlarını kullanarak, komediyle gerçeküstü arasında gidip
gelen, gizemli ve karmaşık bir öykü anlatıyor. İlginç karakterleri
canlandıran Alain Delon ve Nathalie Baye'in üstün performansıyla dikkat
çeken Ayrı Odalar, bir çok yaratıcı ve komik sahne içeriyor. Film, En İyi
Erkek Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo Cesar'larına layık görülmüştü.


Bir İdam Mahkumu Kaçtı, bir sinema devinin en önemli filmlerinden biri.
Bresson 1954'te, İkinci Dünya Savaşı sırasında Gestapo tarafından
tutuklanan ve ölüme mahkum edilen André Devigny'nin öyküsünü, Figaro
Littéraire'de okudu. Devigny infazından birkaç saat önce kaçmanın imkansız
olduğu düşünülen Montluc Kalesi'nden kaçmayı başarmıştı. Bresson bu olayı
sinemaya uyarlarken, kaçışın gerilimini değil kahramanın iç dünyasını
yansıtmaya özen gösterdi. Devigny'nin danışman olarak katkıda bulunduğu
filmde yönetmen, en küçük ayrıntıyı bile gözardı etmeksizin olayı
olduğu gibi vermeye çalıştı. Daha önce olduğu gibi amatör oyuncular
kullandı. Başrolde oynayan 27 yaşındaki felsefe öğrencisi François Leterrier
daha sonra yetenekli bir yönetmen olarak ün kazandı. Yönetmenin filmde
sesi başarıyla kullanması da gerilimi arttıran unsurlardan biriydi.
Sonuçta basit bir öykü, usta bir yönetmenin elinde metafizik bir meditasyona
dönüştü. Bresson, Bir İdam Mahkumu Kaçtı ile Cannes Film Festivali'nde
jürinin oybirliğiyle En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandı. Film, ayrıca
Bafta En İyi Film Ödülünü aldı.


8. Avrupa Filmleri Festivali'nde bu yıl AVRUPA'DAN AŞK FİLMLERİ adı
altında bir bölüm yer alıyor. Bu bölümde Avrupa Sineması'nın en güzel aşk
filmlerinden altı tanesini izleme olanağını bulacaksınız. Sizin için
seçtiğimiz filmler: Aşk Üzerine Kısa Bir Film (Krzysztof Kieslowski) ,
Ayazda Bir Yürek (Claude Sautet) , Bir İsveç Aşk Öyküsü (Roy Andersson) ,
Dantelacı Kız (Claude Goretta) , Aşk Filmi (Istvan Szabo) ve Penceredeki
Kadın (François Truffaut) .


Eleştirmenler tarafından 1980'li yılların en iyi filmleri arasında
gösterilen Dekalog'ların ikincisi olan Aşk Üzerine Kısa Bir Film 'de,
Kieslowski aşk, tutku ve cinsel takıntılar arasındaki karmaşık ilişkiyi eşsiz
bir şekilde sorgular. Film; ironi, mizah ve dramı kullanarak insan
ilişkileri üzerine bir öyküyü ustaca anlatır ve iki ana karakterin
ruhlarını derinlemesine inceler. İnsan, yüzyıllardır içinde cinselliğe yer
olmayan derin, temiz ve masum bir sevginin gerçekten var olup olmadığı
sorusunu sorup durmuştur. Aşk Üzerine Kısa Bir Film'de, Kieslowski bu
soruya bir yanıt bulmaya çalışır. Filmin sonunda hiçbir çözüme ulaşılmaz,
geriye yalnızca bir insanın diğerine kalbini açması sonucu oluşan büyük
acı ve kırılganlık kalmıştır. Aşk, filmlerde en çok kullanılan temadır,
ancak çok nadir olarak bu duygunun derinliklerine inilmiştir. Aşk
Üzerine Kısa Bir Film, özenli senaryosu ve oyuncularının etkili oyunlarıyla
gerçek duyguları ortaya koyan bir başyapıttır. Film, Polonya Film
Festivali'nde Altın Aslan, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın
Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, San Sebastian'da Jüri Özel Ödülü ve OCIC
Ödülü, Sao Paulo'da da İzleyici Ödülü'nü kazanmıştı.

Ayazda Bir Yürek: Müzik aletlerinin tamiri ve satışıyla uğraşan ve
birbirlerine pek benzememelerine karşın çok iyi iki arkadaş olan Stephane
ve Maxime'in yaşamları güzel bir kemancı kızın ortaya çıkmasıyla
karışır. Claude Sautet'nin büyük ticari başarı kazanan filmi, duyguların
yönlendirdiği bir yaşamda ahlaki kararlar vermenin zorluğu ile dostluk,
sevgi gibi hayatı oluşturan öğelerin sorgulanması niteliğinde. Müzik filmin
dördüncü karakterini oluşturuyor. Film, Venedik Film Festivali'nde
Gümüş Aslan ve En İyi Yönetmen ödüllerini, Bafta En İyi Yabancı Film
Ödülü'nü, Felix En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü ayrıca En İyi Yönetmen ve En İyi
Yardımcı Erkek Oyuncu Cesar'larını almıştı.


Geçen yıl İkinci Kattan Şarkılar adlı filmini izlediğimiz Roy
Andersson'un 1970'te çektiği ilk filmi Bir İsveç Aşk Öyküsü, Berlin Film
Festivali'nde dört ödül almış ve yönetmenin uluslararası düzeyde tanınmasını
sağlamıştı. Film, iki genç insanın aşkla tanışmasını anlatır.
Çevrelerindeki insanlar, anneleri, babaları kendi işleriyle uğraşır ve
yaşamlarını sürdürürken iki gencin arasındaki aşk derinleşir. Kendilerini
sözcüklerle anlatmada zorlandıkları için bir cins vücut dili geliştirirler.
Yönetmene göre Bir İsveç Aşk Öyküsü'nün en önemli amacı gerçeği
yakalayabilmektir. Gösterime girdiğinde büyük başarı kazanan ve eleştirmenler
tarafından bir başyapıt olarak değerlendirilen film, çekilmiş en güzel
aşk öykülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bir İsveç Aşk Öyküsü
Berlin'de IWG Altın Tepsi, Interfilm Ödülü-Mansiyon, Gazeteciler Özel
Ödülü ve UNICRIT Ödülü'nü, Guldbagge En İyi Film Ödülü'nü almıştı.


Dantelacı Kız: Elma takma adıyla tanınan utangaç bir genç kız
arkadaşıyla tatile gittiği Normandiya'da orta sınıftan bir edebiyat öğrencisiyle
tanışır. Birbirlerine aşık olur ve aralarındaki ciddi sınıf ve eğitim
farkına karşın birlikte yaşamaya başlarlar. Ancak bir süre sonra
sorunlar ortaya çıkar. Goretta, filmini, kendilerini aynı şekilde ifade
edemedikleri için birbirlerini sevemeyen iki insanın ilişkisi olarak
tanımlamaktadır.22 yaşındaki Isabelle Huppert'in ilk önemli rolünü oynadığı,
özenle kotarılmış bu aşk acısı, gösterime girdiğinde şaşırtıcı bir
biçimde büyük bir izleyici kitlesini kendine çekmişti. Film Cannes Film
Festivali'nde Kiliseler Birliği Jürisi Ödülü'nü, Bafta Umut Veren Oyuncu
Ödülü'nü, David Di Donatello En İyi Yabancı Kadın Oyuncu Ödülü'nü
almıştı.


Aşk Filmi: Çocuklukları ve gençlikleri birlikte geçen, ilk aşkı
beraberce yaşayan Kata ve Jancsi, Kata'nın 1956 ayaklanmasından sonra Paris'e
gitmesiyle ayrılırlar. On yıl sonra Jancsi, kafasında bir çok soruyla
Fransa'ya Kata'yı görmeye gider. Szabo, Hayal Görme Çağı'ndan sonra
çektiği bu ikinci uzun metrajlı filminde, ilk filmindeki karakterler ve
oyuncularla insanın olgunlaşması, eski dostlardan ve mekanlardan
ayrılması, düşüncelerin değişmesi gibi konulara şiirsel bir anlatımla eğilir.


Truffaut, Penceredeki Kadın 'da bir taşra kasabasındaki ölümcül aşkın
öyküsünü anlatır. Sekiz yıl önce tutkulu bir aşk yaşayan ve daha sonra
başkalarıyla evlenen Depardieu ile Ardant, komşu olunca yeniden
karşılaşırlar. Rahat ama mutsuz bir burjuva yaşamı süren Depardieu, Ardant ile
görüşmemek için elinden geleni yapar. Ancak bir rastlantı sonucu bir
alışveriş merkezinde karşılaşmaları eski duyguların yeniden alevlenmesine
neden olur. Bir süre sonra tutkuları ikisinin de kontrol edemediği
tehlikeli bir hal alır. Jules ve Jim'de olduğu gibi, Truffaut, tutkulu aşk
ve bu aşkın neden olabileceği acı ve yıkıma olan ilgisini Hitchcock'un
gölgesinin düştüğü bu filmde de göstermektedir.


Bu yıldan başlayarak Gezici Festivalde yeni bir bölüm yer alacak.
Kodak'ın katkıları ve Mimar Sinan Üniversitesi Sinema ve Televizyon
Bölümü'nün işbirliğiyle gerçekleştirilecek TÜRK FİLM ARŞİVİNDEN adlı bölümde,
kopyaları olmadığı için gösterilemeyen eski Türk filmlerinin yeni
kopyaları basılacak. Bu yıl Atıf Yılmaz'ın 1966 yapımı, başrollerinde Sadri
Alışık ve Ayla Algan'ın oynadığı Ah Güzel İstanbul ve Duygu
Sağıroğlu'nun 1956 yapımı, başrollerini Fikret Hakan, Erol Taş, Selma Güneri ve
Tuncel Kurtiz'in paylaştığı Bitmeyen Yol adlı filmlerinin yeni
kopyalarının basılması planlanıyor.


8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festivalde KISA İYİDİR adlı kısa
film bölümünde 'Avrupa Panoraması' başlığı altında bir çoğu Avrupa'daki
festivallerde ödül almış 31 yeni kısa film yer alıyor. Geçen yıl olduğu
gibi izleyicilerin oylarıyla seçilecek en iyi kısa filme 1000 Dolarlık
İzleyici Ödülü verilecek. Bu oylamaya katılacak izleyiciler arasında
çekilecek kurada kazanan 10 izleyici 9. Avrupa Filmleri Festivalinin tüm
gösterimlerini ücretsiz olarak izleme hakkına sahip olacak.

Avrupa Film Festivalleri Konfederasyonu tarafından oluşturulan
KISA FİLMLERLE AVRUPA VII adlı programda sinema okulu öğrencileri tarafından
çekilmiş sekiz kısa metrajlı film yer alıyor.

Festivaldeki bir başka toplu gösterim de 1919'da kurulan ve dünyanın en
eski sinema okulu olan Rus Federasyonu Devlet Sinema Enstitüsü-VGIK'ten
geliyor. Eisenstein, Pudovkin, Romm gibi sinemacıların öğretmenlik
yaptığı okuldan Rus sinemasının bir çok ünlü yönetmeni mezun oldu. Bu toplu
gösterimde Andrei Tarkovski, Nikita Mikhalkov, Andrei Konchalovski,
Elem Klimov ve Irakly Kvirikadze'nin okulda öğrenciyken çektikleri kısa
filmler yer alıyor.

Festivalin yerli ve yabancı konukları geçen yıllarda olduğu gibi Bursa
Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı'nın
katkılarıyla Bursa'da buluşacak. 'Yönetmen: Ömer Kavur' adlı kitabın yazarları
da kitabı tanıtmak ve Ömer Kavur sinemasını tartışmak üzere Bursa'ya
gelecekler.

Gezici Festival kapsamında 18-24 Ekim tarihleri arasında Bursa'da
Tayyare Kültür Merkezinde Ephemera Derneği ve Burçak Evren'in katkılarıyla
'Arif Hikmet Koyunoğlu ve Tayyare Sineması Sergisi' açılacak.


Kaynak: interSinema.com


Haberde adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:
   
       
 
             

Ana Sayfa - Vizyondaki Filmler - Gelecek Filmler - Haberler - Film Arşivi - Kişi Arşivi - Sinema Salonları ve Seanslar
Yazarlar - Film Önerisi - Top10 Film - Linkler - Künye - Reklam Yayınlama - Bize Yazın

(c) interSinema.com - interSinema.com'da yayınlanan materyaller, önceden izin alınarak ve kaynak gösterilerek yayınlanabilir.
Bize iletmek istediğiniz bir mesajınız varsa lütfen buraya tıklayınız.
Bulunduğunuz sayfa: 8. Avrupa Filmleri Festivali-Gezici Festival Gezici Festival 11- 31 Ekim'de Ankara, Bursa ve İzmir'de. haberi