İstanbul Modern Sinema’da Robert Mitchum ve Cool Filmler

6.1.2009
İstanbul Modern Sinema’da Robert Mitchum ve Cool Filmler


İstanbul Modern Sinema, 8-31 Ocak tarihleri arasında, sinema eleştirmenleri Fatih Özgüven ve Yeşim Tabak’ın küratörlüğünde “Robert Mitchum ve Cool’un Doğuşu” başlıklı bir program sunuyor. “Cool’un sadece stille ilgili değil, hayatla ilgili bir tarz” olduğunu vurgulayan Fatih Özgüven ve Yeşim Tabak, “cool” kavramını şöyle açıklıyorlar: “Her şeyi görmüş geçirmiş olmak, ama bunu umursamamak. Şıklık, ama bunu mevzu etmemek. Tepki vermemenin teatralliği. Kayıtsızlık ve tavır almak, espriyle ciddiyet. Belanın püsküllüsüne talip olmak ve şikâyet etmemek. Sinema, cool karakterlerin doğal mekânıdır. Hem de henüz cool lafının ayağa düşmediği zamanlardan başlayarak.” İstanbul Modern Sinema, 8 Ocak Perşembe gününden başlayarak sunacağı “Robert Mitchum ve Cool’un Doğuşu” başlıklı program kapsamında, Robert Mitchum’un bir elinin parmaklarında “nefret”, diğerininkilerde “sevgi” yazan psikopat vaizi oynadığı, Charles Laughton’ın 1955 yapımı “Caniler Avcısı”; kandırılmanın zevkini kabul edecek kadar dürüst, tuzağa düşünce sakin kalacak kadar soğukkanlı Jeff Bailey rolünü üstlendiği Jacques Tourneur’un 1947 yapımı “Darağacımı Yükseğe Kur” ve cool’luğuyla dalga geçtiği Jim Jarmusch’un 1995 yapımı “Ölü Adam” isimli filmleri gösterilecek. Programda ayrıca sinemanın en cool kadını Marlene Dietrich’in baştan çıkarıcılığı her an hicveden, erkekleri parmağında oynatan, tarihin en büyük casusu olma masalını umursamayan cool bir femme fatale olduğu, Josef von Sternberg’in 1931 yapımı “Ajan X27”, Godard gibi kara gözlükler takan, filtresiz sigaralar içen, iki paralık bir gangster Jean Paul Belmondo’lu Jean-Luc Godard’ın 1960 yapımı “Serseri Âşıklar”, Jim Jarmusch’un, amaçsızlığın bir kuşak için daha, cool bir amaca dönüşmesini anlattığı 1980 yapımı ilk filmi “Sürekli Tatil”, Mick Jagger ile James Fox’un birbirlerinin içinden geçtiği Nicolas Roeg ve Donald Cammell’ın 1970 yapımı “Performance” isimli filmleri gösterime sunulacak. Serseri Âşıklar, 1960 Yönetmen: Jean-Luc Godard 90’, Fransızca, Siyah-Beyaz II. Dünya Savaşı sonrası Paris’te, Yeni Dalga yönetmenlerinin çok cool bulduğu Amerikan kara filmlerinden izler taşıyan bir Fransızlık âlemindeyiz. Jean Paul Belmondo cool’dur çünkü Godard gibi kara gözlükler takar, filtresiz sigaralar içer ve iki paralık bir gangster olarak Paris’te Herald Tribune satan Amerikalı Jean Seberg’e âşık olmayı göze alır. Kızın ihanet edeceği baştan bellidir. Ama Bogart gibi davranan Belmondo, bu ladese bile bile evet der. Filmde kameranın pervasızca sokaklarda gezmesinden, sıçramalı kurgudan daha cool olan budur. Performance, 1970 Yönetmenler: Nicolas Roeg, Donald Cammell 105’, İngilizce, Siyah-Beyaz/Renkli Rock yıldızlarıyla Londralı varoş çocuklarının, glam rock’la sert suçun yolları nerde kesişir? Tabii “Alice Harikalar Ülkesi”nde. “Alice”in bir İngiliz icadı olduğu düşünülürse, filmdeki mekânın Londra’da esrarengiz bir ev olması da garipsenmemeli. Nicholas Roeg’ın trip filmlerine son noktayı koyan bu filmi, gayet cool bir tarzda, bütün hayal gördürücü maddeler tükendikten sonra insanın içinde kendini kaybedebileceği en iyi şeyin başka bir insan, mümkünse hemcinsi olduğunu öne sürer. Mick Jagger’la James Fox birbirlerinin içinden geçerlerken Borges’in de adı anılır. Caniler Avcısı, 1955 Yönetmen: Charles Laughton 93’, İngilizce, Siyah-Beyaz Cool’un aşırısı, şizofreniyle akraba mıdır? Robert Mitchum’ı bir elinin parmaklarında NEFRET, diğerininkilerde SEVGİ yazan psikopat vaiz rolünde oynatmak, ilk ve son filmini yöneten ünlü aktör Charles Laughton’ın aklına gelmiş. Dâhiyane, çünkü film sadece cool’un bölünmüş bir bilinçle akrabalığını konu edinmiyor. Masum çocukların bir umacı tarafından kovalandığı, tavşanların geceye kulak kesildiği bir masal âlemi kuruyor ki, o da bir katilin zihni kadar tekinsiz. Amerikan Gotiği bir yana, film üslup olarak da cool, çünkü çok minimal, neredeyse gölge oyunu. Ajan X27, 1931 Yönetmen: Josef von Sternberg 91’, İngilizce, Siyah-Beyaz “X-27 tarihin en büyük casusu olabilirdi, eğer kadın olmasaydı.” Filmin açılışındaki bu cümle, kadınların makus talihinden bahsediyor olabilir. Bu makus talihin kurbanı olmak yerine, onu bir güce çevirmek içinse, sinemanın en cool kadını Marlene Dietrich olmak gerekir. Erkekleri parmağında oynatan X-27’nin, kulu kölesi olan adamlara da, zorbalara da saygısı yok. Yaptıklarının bedelini öderken bile. Baştan çıkarıcılığı her an hicvetmekten geri durmayan bu femme fatale, tarihin en büyük casusu olma masalını umursamadığı için cool. Darağacımı Yükseğe Kur, 1947 Yönetmen: Jacques Tourneur 97’, İngilizce, Siyah-Beyaz Sinema tarihi femme fatale’lerin peşinden hesapsızca giden adamlarla dolup taşsa da, pek azı sonuçlarına katlanmaya Jeff Bailey (Robert Mitchum) kadar hazırdır. Bailey, kandırılmanın zevkini kabul edecek kadar dürüst, tuzağa düşünce sakin kalacak kadar soğukkanlı. Dayak yer ve ayağa kalkıp ceketini düzeltmekle yetinir. Zaten tam da bu yüzden hedef seçilmiştir. Kinaye ve farkındalığın cirit attığı repliklerle dolu bir film noir klasiği. Sürekli Tatil, 1980 Yönetmen: Jim Jarmusch 75’, İngilizce, Renkli “Uncool”un her yeri saracağı 1980’lerin tam başı; en cool şehir ve dönem ikililerinden 70’lerin New York’u geride kalmak üzere, fakat genç aylak Allie için Charlie Parker, Lautréamont ve hızlı yaşayıp genç ölmenin isyankâr romantizmi hâlâ geçerli. Pozculuktan asalet, “punky”likten zarafet çıkaracağına şüphe yok. John Lurie ise New York sokaklarında saksafonunu çalmakta. Jim Jarmusch ilk filminde, amaçsızlığın bir kuşak için daha, cool bir amaca dönüşmesini anlatıyor. Ölü Adam, 1995 Yönetmen: Jim Jarmusch 121’, İngilizce, Siyah-Beyaz William Blake adında –fakat şairden habersiz– bir muhasebeci ve ruhaniliği kabile gelenekleri yerine Blake şiirlerinde arayan Kızılderili “Hiçkimse”. Bir Vahşi Batı hikâyesinin klasik kahramanları sayılmazlar. Gerçi yolda kadın giysileri içinde fasulye pişiren Iggy Pop’a rastlamaları da pek beklendik değil. Cool olan, “siyah-beyaz”ın şairaneliğinin ve Neil Young’ın kederli elektrogitarının, tüm bu amaçlı saçmalığın içine yerleştirilmiş olması. Kahramanlara gelince; Robert Mitchum cool’luğuyla dalga geçiyor, “Hiçkimse” cool olmayı hayal bile edemiyor, Johnny Depp ise cool olmayı öğrenmek için bekliyor – başka bir hayatı.


En Son Haberler


>> >> İstanbul Modern Sinema’da Robert Mitchum ve Cool Filmler

Haberler


Vizyondaki Filmler