'Kürtlerle Türkleri eşit koşullarda gösterecek filmlere ihtiyacımız var'

17.11.2008
'Kürtlerle Türkleri eşit koşullarda gösterecek filmlere ihtiyacımız var'


Genç yönetmen Hüseyin Karabey'in ilk uzun metraj filmi 'Gitmek: Benim Marlon ve Brandom' 20 kopya ile gösterime girdi. Gitmek, 'en iyi film', 'en iyi yönetmen' ve 'en iyi kadın oyuncu' dallarında 8 ödülün sahibi. Karabey'in de ifade ettiği gibi, film bölücülük yapmıyor; aksine, Türk-Kürt kardeşliğini ön plana çıkarıyor. 6 bin kilometre yol kat edilerek Türkiye, İran ve Irak'ta çekilen 'Gitmek', Türk kızı Ayça'nın Iraklı Kürt aşkı Hama Ali için savaş döneminde ölümü göze alarak Irak'a gidişini ele alıyor. Senaryosunun, başrol oyuncularının gerçek yaşamlarından yola çıkılarak oluşturulması, filme ilginç bir boyut kazandırıyor. Hüseyin Karabey ile Gitmek'i, bugüne kadar dillendirilen eleştirileri ve ister istemez Türk-Kürt meselesini konuştuk. Filmin İsviçre'deki gösteriminin engellenişiyle ilgili Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, 'Gitmek filmi bölücülük yapıyordu, izin vermedik.' diye bir açıklama yaptı mı? Bakan'ın böyle bir açıklaması yok; ama böyle algılanan bir açıklaması var. Bakan, 'Bizim filmle ilgili bir sorunumuz yok. Film, festival programında zaten. Ama İsviçre'nin bazı gazetelerinde çıkan makalelerde, Türkiye'nin bazı bölgelerinden farklı isimlerle bahsediliyor. Biz kendi paramızla o yayınlara izin veremezdik.' diyor. Bu gelişmelerle birlikte oluşan önyargıyı nasıl aşacaksınız? Kültür Bakanı'nın özel kalemiyle konuştum, Ertuğrul Günay'ın Ankara'daki galamıza kesinlikle geleceğini söyledi. Ankara galamız ayın 24'ünde ya da 26'sında yapılacak. 'Gitmek gibi 10 film olsa Kürt sorunu çözülürdü.' diyorsunuz. Bir sinemacı olarak sizce Kürt sorunu nasıl çözülür? Dizilerde Kürtler; ya terörist, ya uyuşturucu kaçakçısı ya da töre cinayeti işleyen insanlar olarak gösteriliyor. Kürt sorununu insani düzeyde anlatacak, Kürtleri Türkler gibi eşit koşullarda gösterecek filmlere ihtiyacımız var. Ki insanlar, onların da âşık olabildiğini, onların da bir espri anlayışının olduğunu, onların da savaşın bitmesini istediğini anlasınlar. Filmin alt başlığı 'Benim Marlon ve Brandom'u nasıl belirlediniz? Gitmek'in Türkçede daha derin bir anlamı var. İngilizcede 'to go, going' veya 'on the way' gibi fiziksel bir şey olacaktı. 'Filmin ismini onlar koyacağına biz güzel bir isim koyalım' dedik. Bu hitap, Ayça'nın Hama Ali'ye yazdığı mektupta geçiyor. Filminizin başrol oyuncuları alışılmışın dışında. Biri, şişman bir kadın; diğeriyse kel bir erkek. Niçin böyle bir oyuncu seçimi yaptınız? Bütün klişeleri tersine çevirmek istedim. Benim için gerçek kahramanlar bizleriz. İnsanlara bunu hatırlatmaya ve onları buna ikna etmeye çalışıyorum. Hama Ali'nin içinde bulunduğu savaş şartlarını göremiyoruz. Bu, bölgede çekim yapmanın zorluğundan dolayı mı es geçildi, yoksa farklı bir sebebi mi var? Farklı bir sebebi var. Filmde Hama Ali'yi hep Ayça'nın seyrettiği ekrandan görüyoruz. Bu, bugünlerde gerçekliği algılayışımıza bir eleştiri... Günümüzde, monitörde gördüklerimizle yetiniyoruz. 'Gidip bir göreyim, bir bakayım ne olmuş? ' demiyoruz artık. Bir de Ayça'nın Irak'a gitme eyleminin seyircide birazcık soru işareti oluşturmasını istedim: 'Ya bu adam için değer mi? Bu adam da gerçekten çaba gösteriyor mu? Irak'a geçmek gerçekten zor mu? ' Çünkü onu bekleyen bir Brad Pitt olsaydı, hiç düşünmeden herkes haldır haldır giderdi! Bence sevdiğin kişi önemli değil, nasıl sevdiğin önemli! Haberlerde, Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye geçişin olduğu; fakat bunun tersinin mümkün olmadığı söyleniyor. Ayça, mümkün olmayanı denediği halde; Hama Ali videosunda, sınır kapısı açılır açılmaz yürüyerek de olsa Ayça'nın yanına gideceğini söylüyor. Bu, kurgudaki bir hata mı? Yoksa Hama Ali, Ayça'yı sevmiyor mu? Filmin burasında eksik bir bilgi var. Bunun altını çizmem gerekiyordu: 'Iraklıların Türkiye'ye giriş-çıkış yapması imkânsız. Türkiyelilerin Irak'tan Türkiye'ye geçmesine izin var. Türkiyelilerin de Irak'a girmesine izin yok.' Bunu soran ilk kişi de sensin, dikkatli bir izleyicisin. Bir sonraki filmin kurgusuna mutlaka çağıracağım seni! Diyarbakırlı şoför, 'Diyarbakırlıyım ama bize de kimlik soruyorlar! Taşısan suç, taşımasan suç! ' diyor. Burada anlatılmak istenen ne? Kürtlerin gördüğü baskıyı anlatmak istedim. İstanbul'da bir olay olduğunda ve polisler kimlik kontrolü yaptığında Doğu kökenli vatandaşlarımızı gözaltına alıyorlar, bunu bilmeyen yok. Bu anlamda, kimliksiz olsan da, kimlikli olsan da gözaltına alınmaktan kurtulamıyorsun. Bir tarafın belli bir kesimi potansiyel suçlu olarak görmesi, insanların öfkesinin birikmesine yol açıyor. Keza benim en çok korktuğum, bu birikimin patlaması. Bu kadar provokasyonla patlamayan o nefret, öfke eğer bir gün patlarsa çok kötü şeyler olur Türkiye'de. Çünkü adamların kaybedeceği bir şey kalmamış artık: Köyü yok, evi yok, işi yok, her gün aşağılanıyor... Ben filmle, 'Biraz farkında olun, kardeşlerinizin ruh halinden anlayın, onlara destek olun' diyorum. Film, 'oradaki insanların derdi adam gibi yaşamak, başka da istekleri yok, bunun farkına varın' diyor. Bu olduğu an Türkiye'de barışın kalıcı bir şekilde yerleşeceğine inanıyorum. Ayça ve Hama Ali'nin, ölümü göze aldıkları aşkları devam ediyor mu? Savaş, bu aşkın yaşanmasına izin vermedi. Onlarınki çok iyi bir dostluğa dönüştü. Eğer o kadar iyi dost olmasaydılar ben bu filmi çekemezdim. Serkan Kara 17 Kasım 2008, Pazartesi



Kaynak: Zaman

En Son Haberler


>> >> 'Kürtlerle Türkleri eşit koşullarda gösterecek filmlere ihtiyacımız var'

Haberler


Vizyondaki Filmler