Ödül avcısı Russell Crowe

13.3.2002
Russell Crowe, son yılların en başarılı oyuncusu


Kimlere benzetilmedi ki... Yeni Clark Gable, yeni James Dean, yeni Robert Mitchum, yeni Mickey Rourke, yeni Nick Nolte... Oysa Yeni Zelanda’dan yükselen Russell (Ira) Crowe, sinemada hiç de yeni değil. 7 Nisan 1964’te Auckland, Yeni Zelanda’da doğan aktör, 4 yaşından itibaren Avustralya’da büyüdü. Film setlerinde çeşitli prodüksiyon işleri yapan bir ailenin çocuğu olarak setten sete dolaşan Crow’un oyunculuğa ilgisi de bu yıllarda başladı. 6 yaşındayken bir TV dizisi olan ‘Spyforce’da ilk profesyonel deneyimini yaşadıktan sonra profesyonel oyunculuğa 12 yıl ara verdi. 16 yaşına geldiğinde garsonluktan barmenliğe kadar bir çok işte çalışarak hayatını kazandı. O yıllarda ‘Le Roc’ adında bir rock grubuyla müzik yapmaya başladı ve bu hobisine “30 Odd Foot of Grunts” adıyla devam ediyor. “KÖTÜ ADAMLARI SEVİYORUM” 1990 tarihinde beyaz perdeye adımını attığı film ‘Blood Oath’dan bu yana, her birinde ‘yeni bir yıldız doğuyor’ dedirten, 25’den fazla filmde oynadı. Aynı yıl ilk büyük rolünü, ‘The Croossing’ filminde canlandırdı. 1991 yılında yer aldığı ‘Proof’da canlandırdığı kör bir adama arkadaşlık eden bulaşıkçı karakteriyle Avustralya Film Enstitüsü En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. 1993 yılında rol aldığı ‘Romper Stomper’da sadist bir Nazi’yi canlandıran Crowe, performansıyla bir kez daha AFE ödülüne layık görüldü. “Filmlerdeki kötü karakterleri seviyorum çünkü ne kadar kötü olursa olsun bir planları ve ideolojileri var. Motive olmuş durumdalar” diyen aktör, 1994’te bu kez önceki rolünden çok çok farklı bir karaktere hayat verdiği ‘The Sum of Us’ta oynadı. Utangaç bir homoseksüeli canlandırdığı bu filmin ardından ‘Romper Stomper’da çıkardığı işle etkilemeyi başardığı Sharon Stone’la birlikte ‘The Quick and the Dead’de oynadı. Vahşi batıda yaşanan haşin bir aşkı konu alan 1995 yapımı bu filmden sonra yani 1997’de Curtis Hanson’ın L.A. Confidential- Los Angeles Sırları’nda kendi kurallarıyla çalışmayı prensip edinmiş sıkı bir polisi canlandırdı. Burada gösterdiği performansla Hollywood kapılarını ardına kadar açan Crowe, 1999- 2000 zaman diliminde üç filmde birden oynadı. ‘Mystery Alaska’da edindiği buz hokeycisi rolü, kariyeri adına ses getirmedi ama ‘Gladiator’ ve ‘The Insider-Köstebek’teki performanslarıyla Oscar’a aday olmayı başardı. ‘Köstebek’te adaylıkla yetinen aktör ‘Gladyatör’le turnayı gözünden vurdu ve ilk Oscar’ını kucakladı. Gladyatör filminden teklif aldığı zaman, ‘Köstebek’teki rolüne adapte olmaya çalışan Crowe, oralı bile olmamıştı. ‘Umursamadım, çünkü çalışıyordum. Beynimde iki şeyi bir anda yapamıyorum’ diyen aktör, bu filmiyle gönüllerde taht kurdu. Yönetmen Ridley Scott ile çalışma fırsatını tepmenin delilik olacağını ona anlatan, ‘Köstebek’in yönetmeni Michael Mann olmuş. Hiç de deli sayılmayacak olan Crowe, projeyi kabul eder. Projenin gerçekleştirilmesi başta imkansız gibi görünüyordu. Bu zamanda bir gladyatör filminin iş yapmayacağı düşünülmekteydi. Ama yanıldılar. Yapımcılar her türlü detayı göz önünde bulundurarak, hem barbar, hem uygar olan bir antik çağ yarattılar. SETTE AŞK BAŞKADIR Kolaylıkla yüzeyselleşebilecek gladyatör rolünü, tüm konsantrasyonuyla ve çok sıkı çalışarak bu tehlikeden uzaklaştıran Crowe, her role kendini adayan bir aktör. Zaten başarısının sırrı da bu. Filmin yapımcısı Douglas Wick, ‘Ne derler bilirsiniz; oyuncu, rolünün muhafızıdır. Russell ise rolünün bodyguard’ı’ diye anlatıyor: ’24 saat boyunca çalışıyor.’ Bu filmin ardından 22. filmi olan ‘Proof of Life- Yaşam Kanıtı’nda Meg Ryan ile birlikte kamera karşısına geçti aynı zamanda da Jodie Foster’ın yönettiği ‘Flora Plum’ adlı bir dramada rol aldı. ‘Proof of Life’ sinemaseverleri ve eleştirmenleri hayal kırıklığına uğrattı diyebiliriz. Ama çekimler sırasında kıvılcımlanan Meg Ryan ve Russell Crowe aşkı film için oldukça iyi bir reklam aracı oldu. İkili kısa bir süre birliktelikleri gibi şok bir kararla ayrıldılar. Bu arada Crowe yanlızca beyaz perdede değil tiyatro sahnesinde de boy gösteriyor. ‘The Rocky Horror Show’ adlı oyunda 415 kez sahneye çıktı. Bundan sonra da Hollywood’un en güçlülerinden olduğunu defalarca kanıtlayan aktör, iş çevresindeki birçok kişinin birlikte çalışmak için can attığı ama bir o kadar da çekindiği bir kişilik. Crowe, gerçek hayatında derli toplu ve asla 40’ına merdiven dayamış gibi görünmüyor. Hakkında söylenenler ise onun sinirli ve saldırgan bir kişilik olduğu yönünde. Bunun doğru olup olmadığı tartışılabilir ama yine de doğru olduğunu düşündürecek yaşanmış birçok örnek var. Çok sıkıldığı gerekçesiyle yarım bıraktığı New York Post röportajı, ağzından küfürün eksik olmayışı, sette bir patron edasıyla görevlilerden sürekli bir şeyler istemesi, hatta diğer aktörlerle ve yönetmenlerle kavga etmesi ve bir keresinde de bir set stilistine silah çekerek istediklerini daha çabuk yerine getirmesini söylemesi hakkında yazılıp çizilenler arasında. Yine de ‘her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’ demek en doğru yorum olur herhalde. Tüm bunların yanısıra aktör Hollywood seçkinlerinin hayran olduğu isimlerin başında geliyor. Örneğin Tom Cruise ve eski eşi Nicole Kidman gerçek birer Crowe hayranıymış. Aktörün son oyunculuk deneyimi 8 Mart’tan itibaren ülkemizde gösterilmeye başlanan ‘A Beautiful Mind- Akıl Oyunları’. Filmin başarısı aktörün kariyer çizgisini oldukça yükseğe taşıdı. Dört dalda Altın Küre alan film 8 dalda da Oscar adayı. Crowe, bu filmdeki muhteşem performansıyla Oscar’a en yakın isim olarak görülüyor. Crowe, bu yıl Oscar’a gelinceye kadar Altın Küre, Sahne Sanatçıları Birliği, BAFTA, Film Eleştirmenleri ödüllerini aldı. Nobel ödüllü şizofren matematik dahisi John Forbes Nash’i canlandıran Crowe’un son projesi ise prodüktörlüğünü üstlendiği ‘Texas’ adlı film. Bu yıl içinde çekilecek olan filmin ne zaman gösterime gireceği ise henüz bilinmiyor.



Kaynak: NTV-MSNBC

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> Ödül avcısı Russell Crowe

Haberler


Vizyondaki Filmler