Oscar’larda Filmekimi rengi

28.9.2016
Oscar’larda Filmekimi rengi
Filmekimi'nde tam 12 Oscar adayı film var.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 15. kez düzenlenen Filmekimi, bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Sonbaharın müjdecisi, sinemaseverlerin ve Ekim ayının gözdesi Filmekimi programında Oscar’a aday gösterilen 12 film yer alıyor.
                                
Dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içeren zengin programıyla Filmekimi yaklaşırken ülkeler de Oscar adaylarını açıklamaya başladı. Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak Filmekimi programında Oscar’a aday gösterilen 12 film yer alıyor. Vodafone FreeZone sponsorluğunda,7-16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonla birlikte Filmekimi İstanbul dışında da Ekim ayı boyunca gösterimlerine devam edecek.

Filmekimi Programında yer alan Oscar adayı filmler şunlar: 

Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan ve Kanada’dan Oscar adayı olan son filmi It’s Only the End of the World / Alt Tarafı Dünyanın Sonu 15. Filmekimi’nde. Film, başrollerini Fransa’nın en tanınmış oyuncularından Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaştığı bir aile dramı. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu akıllardan çıkmayacak, güçlü bir melodram.

Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün açılış filmi olarak seçilen ve Mısır’ın Oscar adayı olan Clash / Çatışma, 2013 Mısır Askerî Darbesi sırasında geçen bir hikâye anlatıyor. Tamamı bir polis kamyoneti içinde geçen film, çatışma halindeki iki ayrı gruptan, Mursi yanlıları ve ordu destekçilerinden gözaltına alınan insanların aynı yerde kapalı kalması fikrinden yola çıkıyor. Genç yönetmen Mohamed Diab, tamamı kapalı bir mekânda geçen, her yönüyle zorlu bu projenin altından başarıyla kalkarken, karakterlerini yargılamaktan da kaçınıyor ve herkese eşit mesafeyle yaklaşarak hümanist bir mesaj veriyor.

The Happiest Day in the Life of Olli Mäki / Olli Maki’nin En Mutlu Günü, kariyerinin en önemli müsabakasına çıkmak üzere olan ve bununla hiç ilgilenmeyen bir boksörün hikâyesini siyah-beyazın melankolisiyle bezeyerek anlatıyor. Benzerine pek az rastlanan türden bir spor filmi olan Olli Maki’nin En Mutlu Günü’nünde aşk, hikâyenin bağlamındaki daha gözde meselelerin her anında rol çalıyor. Olli Maki’nin En Mutlu Günü, Finlandiya’nın Oscar adayı oldu.

Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ eskisi kadar cesur ve kışkırtıcı. Hollandalı ustanın Fransa'da çektiği yeni filmi Elle / O, orta yaşlı iş kadını Michèle'in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan ve büyük beğeni toplayan bu sıra dışı tür filminin başrolünde büyük oyuncu Isabelle Huppert kariyerinin en iyi performanslarından birisini veriyor. 

Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden tarihin en yüksek puan ortalamasını alan Toni Erdmann 15. Filmekimi programında. Her anı sürprizlerle dolu Toni Erdmann, heyecan verici ve duygusal aile komedisi. Bir babanın kızıyla yakınlaşmak için verdiği çabaları anlatan ve Cannes’ın tartışmasız en çok konuşulan filmi olan Toni Erdmann, burada eleştirmenler birliği FIPRESCI ödülünü, Brüksel Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazandı;Münih Film Festivali’nin de açılış filmi olarak gösterildi. Toni Erdmann, Almanya’nın Oscar adayı. 

Oscar’lı yönetmen Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. Günümüz İran’ın da geçen The Salesman / Satıcı başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken senaryo dinamikleriyle ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da hem En İyi Senaryo hem de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini ve İran’dan Oscar adayı oldu. 

Tamamı açık alanda geçen ama inanılmaz klostrofobik bir gerilim. Alfonso Cuarón’un oğlu Jonás Cuarón, Yerçekimi’nin senaryosunu babasıyla birlikte yazınca sinema dünyasında dikkat çekmişti. Meksika’nın Oscar adayı ilan edilen Desierto ise Cuarón’un umut veren genç bir yönetmen olarak selamlanmasını sağladı. Çölü aşarak gizlice Amerika’ya giriş yapmaya çalışan bir grup Meksikalı mültecinin başında sıcak, vahşi hayvanlar ve Amerikan polisinden daha büyük bir bela vardır: Beyaz bir Amerikalı elinde tüfekle çölü aşacak mültecileri beklemekte ve onları birer birer avlamaktadır. Alfonso Cuarón’un yapımcılığını üstlendiği filmin müziklerini Fransız elektronik müzik yıldızı Woodkid yapmış.

The Death Of Mr. Lazarescu / Bay Lazarescu’nun Ölümü ile tanınan Cristi Puiu’nun yönettiği ve Romanya’nın Oscar adayı olan Sieranevada, Romanya Yeni Dalgası’nın son dönemde en heyecan verici temsilcisi. Cannes’da yarışan Sieranevada, izleyiciyi bir yas evinde toplanmış kalabalık bir aileyle baş başa bırakıyor ve bu ailede bütün insanlık durumlarını buluyor. Mizahın ihmal edilmediği bu dram, hemen hemen tek bir mekânda bile sinemanın imkânlarının ne kadar geniş olduğunu hatırlatan modern bir başyapıt. 

Şeytanı Gördüm ve Karanlık Sırlar’ın yönetmeni Kim Jee-woon, uzun zamandır özlemini duyduğumuz sağlamlıktaki bir polisiye olan The Ages of Shadows / Karanlık Görev’de 1920’lerin Japon işgali altındaki Kore’sinde geçen bir casusluk öyküsü anlatıyor. Dünya prömiyerlerini Venedik ve Toronto film festivallerinde yapan Karanlık Görev, gösterime girdiği Güney Kore’de 10 günde 4 milyon izleyiciyle gişe rekoru kırdı ve bu ülkenin Oscar adayı olarak ilan edildi.

Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun öyküsünden uyarlanan ve “Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı ve İspanya’nın Oscar adayı oldu. Julieta, Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. 

Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan ve dakikalarca ayakta alkışlanan My Life as a Courgette / Kabakçığın Hayatı, dünyanın en saygın canlandırma festivallerinden Annecy’de En İyi Film ve İzleyici ödüllerini kazandı. Hem karanlık hem naif tarzıyla her yaştan izleyicinin gönlünü fethedecek filmin senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden biri olarak adını duyuran bu stop-motion canlandırma, İsviçreli yönetmen Claude Barras’ın ilk uzun metrajlı filmi ve İsviçre’nin Oscar adayı. 

Sundance’teki prömiyerinin ardından IndieWire tarafından “Yılın ilk müthiş korku filmi” olarak tanımlanan Under the Shadow / Korkunun Gölgesi İran-Irak savaşı sırasında Tahran’da geçiyor. Gerçek ve fanteziyi ustalıkla harmanlayan bu yaratıcı korku filmi, eleştirmenlerce daha şimdiden The Babadook ya da Karanlık Sular gibi çağdaş korku klasikleriyle karşılaştırılıyor. İranlı Babak Anvari’nin yönettiği Korkunun Gölgesi, İngiltere'nin Oscar adayı. 




En Son Haberler


>> >> Oscar’larda Filmekimi rengi

Haberler


Vizyondaki Filmler