Sinematografik muamma

28.3.2005
Sinematografik muamma


1960 ve 70'lerde Avrupalı sinemacıları etkisi altına alan 'korku' ve seks filmleri bir kitapta buluştu. Kitap adı: Avrupa Seks ve Korku Sineması Yazar: Cathall Tohill/Pete Tombs Çeviren: Nilgün Birgül, Kabalcı Yayınevi,2005,396 sayfa,40 YTL. Kabalcı Yayınevi'nin yeni sinema kitabı Avrupa'da Korku ve Seks Sineması, okuyucuyu yeraltında bir yolculuğa davet ediyor. Kıta Avrupasının tarihini, bölgenin en gözardı edilen türünün rehberliğinde yeniden yazmayı deniyor.1960 ve 70'li yıllar boyunca dehşetengiz senaryo ve konularıyla sansür mekanizmalarında infiale yol açan,80'lerde ise iyiden iyiye sert pornoya meyleden erotik korku filmleri, sistemli bir bakışla ele alınıyor. Değil seyretmenin, hakkında yazılanları okumanın bile sağlam sinirler gerektirdiği filmlere analitik bir bakış açısıyla yaklaşılıyor. Hitchcock'un etkisi Temel bölümleri düşük bütçeli seks - korku filmlerin başlıca yönetmenleri Jesus Franco, Jean Rollin, José Larraz, Jose Bénazéraf, Walerian Borowcyzk ve Alain Robbe-Grillet'ye ayrılan kitap, 'Giriş', 'Hayalperestler ve Dekadanlar', 'Seks, Sinema ve Cerrahi' bölümleriyle açılıyor. Bu bölümlerde türün kültürel kökenleri ve gelişimi aktarılıyor. Sonrasındaki bölüm, 'Avrupa Deneyimi'nde ise Kıta Avrupası'nda bu eğilimin serpilip geliştiği üç ülkenin film endüstrileri, 'İtalyan Usulü', 'Almanlar Üstte', 'Fransız Çıplaklığı' ve 'İspanyol Gelenekleri' bölümlerinde inceleniyor. Bu ülkelerden çıkan sinemacılar ve zaman içinde değişkenlik gösteren sansür eğilimlerinin yanı sıra kitabın büyük bir yer ayırdığı istismar filmlerini şekillendiren kültürel yapıya da yer ayrılıyor. Örneğin İtalyan sanatında baskın bir tema olan 'yok edici kadın' imgesi ile 'beceriksiz ve sakar budala, boynuzlanan koca, şehvet düşkünü rahip' gibi komedi klişelerinin İtalyan sinemasının popüler türlerine nasıl geçiş yaptığından dem vuruluyor. Üstünde durulanlardan en ilginci de, korku geleneği ile İngiliz ve Amerikan sineması arasındaki yoğunluklu ilişki. Anglosakson popüler kültüründen ithal edilen öğelerin (James Bond, vampirler) nasıl kıta Avrupası'na özgü bir anlatım biçimine yol verdiği tartışılıyor. Amerikan sinemasından 'dinamo taşları' ödünç alınarak yapılan bir sinema bu. Avrupalı göçmenlerin şekillendirdiği Amerikan korku sinemasının yapıtaşlarının tekrar Avrupa'ya dönüşünün ürünleri. Dolayısıyla bu filmler, her ne kadar Amerikan ve İngiliz anlatılarını taklitleri izlenimini verseler de tamamıyla kıta Avrupası'na özgüler. Avrupalı korku filmlerini Amerikalı ve İngiliz akrabalarından ayıran, Hitchcock'un 'buzdolabı etkisi' kavramı. '... bir filmi seyrettikten sonra evine dönen bir izleyici, bira almak için buzdolabına yönelir ve birden 'Hey bir dakika' der. Seyretmiş olduğu film adamın zihninde birdenbire ve bütünüyle çöker-çünkü dramatik mantıktaki ölümcül hatayı görmüştür... Riccardo Brava ve Mario Brava gibi yönetmenlerse bu sorunu ya basitçe görmezden gelerek ya da aşırı analitik izleyicinin zihnini bulandıracak dolambaçlı ve çözümsüz senaryolar üreterek çözeceklerdi. Bununla beraber kullanılan en yaygın çözüm -her ne kadar çözüm gibi görünmese de- aynı senaryo hilesini bütün filmlerde defalarca kullanmaktı, öyle ki en sonunda senaryoyu kurtarma ya da bulmacayı çözme fikri anlamsız geliyordu... Çok açıktır ki bu durum... 'atmosfer' duygusuyla hem yakından ilgili hem de çok farklıydı'. 'Z' sınıfı filmler Bu sinemanın atmosfer odaklılığı, kitabın, istismar filmlerinin ünlü İspanyol yönetmeni Jess Franco ile caz müzisyenleri arasında sık sık kurduğu ilişkiyle daha da öne çıkıyor: 'Franco içinse film caz gibiydi, eğer içine bir mesaj enjekte etmeye çalışırsanız sahip olduğu doğaçlaması ve benzersizliği çoktan göçüp gitmiş demekti'. Yine Franco'nun filmlerinin değerlendirilmesinde örneğin zum kullanımının 'filmi zumla delik deşik etmek' olarak tanımlanması, kitabın filmleri ele alışında da atmosferin öncelikli olduğunun, bu filmlere bu yüzden önem verdiğinin göstergesi. Maceracı yapımcıların sağladıkları düşük bütçelerle gerçekleştirdikleri, ülkeler arasındaki dolaşımını takip etmenin zor olduğu bu 'kötü şöhretli' filmleri bazı araştırmacıların nezdinde önemli kılan da bu özellikleri. Tamamen merkezin dışından gelen (kitapta 'B' sınıfından bile çok aşağıda, 'Z' sınıfı filmler olarak nitelendiriyorlar) , 'ürettikleri filmin içine izleyicileri avlayıp yapımcıya parayı kazandıracak kadar çıplaklık ve acayiplik koymak şartıyla canlarının istedikleri her şeyi' çekebilen yönetmenler, sinemanın biçemiyle diledikleri gibi oynama şansına erişiyor, istedikleri atmosferi elde etmek için türlü denemeler yapabiliyordu. Korku filmleri ile korku filmi izleyicileri arasındaki özel ilişki de buna izin veriyordu. 'Korku filmlerinin izleyicisi yeni, şaşırtıcı ve biraz da saçma şeyler bekler. Güvenine ihanet edilmediği sürece filmin götürdüğü yere gidecektir'. Kitap bu minvalde ilerleyerek, Kıta Avrupası'nın hasıraltı edilen seks korku filmlerinin çerçevesinden hareketle sinemanın geneline dair değerlendirmeler yapıyor. Sinemanın 'gerçek şeyleri (alıp) , onlarla (oynayıp) , yeni, mitsel birşeyler (yaratma) ' çabasının izlerini bu filmlerde sürüyor.



Kaynak: e-kolay

En Son Haberler


>> >> Sinematografik muamma

Haberler


Vizyondaki Filmler