Sonbaharda Ankara’ya film yağacak…

5.10.2006
Sonbaharda Ankara’ya film yağacak…


Ankara Sinema Kültürü Derneği (ASKD) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tüze Grup ve Radyo ODTܒnün desteğiyle gerçekleştirilen film+/Ankara Güz Film Şenliği’nin üçüncüsü bu yıl 5-15 Ekim tarihleri arasında Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor. Geçtiğimiz yıl seyirciden yoğun ilgi gören şenlik, bugüne kadar Ankara’da gerçekleştirilen seans başına en geniş katılımlı film festivali olma özelliğine sahip. Etkinlik kapsamında seyircinin büyük beğenisini toplayacak, başta Cannes, Sundance ve Berlin olmak üzere uluslararası festivallerde büyük ödüller almış ve çok ses getirmiş yeni filmler ile Avrupa ve Dünya sinemasının başyapıt niteliğindeki klasik filmleri, Ankara’nın en güzel ve en büyük sinema salonunda sinemaseverlere sunulacak. Programda yer alan bütün filmlerin Türkçe altyazılı olduğunu da hatırlatalım. Programda neler var? 5-15 Ekim tarihleri arasında Ankara’da Tüze Ankapol Sineması’nda gerçekleştirilecek olan şenlikte her biri özenle seçilmiş ve bol ödüllü, Avrupa ve Dünya Sineması’ndan büyük yankı uyandıran yeni filmler ile usta yönetmenlerin başyapıtları yer alıyor. Sinema Aşkım ya da ustalardan başyapıtlar… Geçtiğimiz yıl dünya sinemasının usta yönetmenlerinden başyapıtları seyirciyle buluşturan şenlikte, bu yıl da sinemanın ustalarından bol ödüllü filmler sinemaseverleri bekliyor. Sinema Aşkım bölümünde gösterilecek filmler arasında dünyaca ünlü festivallerden önemli ödüllerle dönmüş usta yönetmenlerin unutulmaz filmleri yer alıyor… Macar sinemasının en önemli yönetmenlerinden Istvan Szabo’ya 1980 yılında Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmene verilen Gümüş Ayı’yı kazandıran, Güven/Bizalom gözden kaçmış bir başyapıt. Yalın güzelliği ile dokunaklı bir aşk öyküsü anlatan bu olağanüstü film, 1981 yılında En İyi Yabancı Film dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterildiği halde, Oscar’ı kıl payı kaçırmış, hak ettiği daha geniş seyirci kitlesinden de yoksun kalmıştı. Ankaralı sinemaseverlerin yıllardır sinemada görmeyi arzuladığı Leyleğin Geciken Adımı/The Suspended Step Of The Stork, usta yönetmen Theo Angelopoulos’un, göç, göçmenlik, sınır çekişmeleri gibi çağımızın ve Balkanlar’ın temel sorunlarını işlediği, kimlik ve milliyet üzerine şiirsel bir alegori. Başrollerinde Marcello Mastroianni ile Jeanne Moreau’yu 30 yıl sonra yeniden buluşturan film, eşsiz görüntüleri, ruhumuza işleyen müziği ve bugün bile güncelliğini koruyan öyküsü ile sinemada “göç, sürgün ve sığınma” temalarını işleyen evrensel bir başyapıt. Sinemanın anarşist yönetmeni Luis Bunuel’in yine ülkesi dışında çektiği ve sinemaseverlerin bugüne kadar görme fırsatı bulamadığı unutulmuş başyapıtı Samanyolu / La Voie Lactée bu bölümde yer alan bir diğer film. Hıristiyan dininin mezhep sapkınlıkları üzerine çok ciddi eleştiriler sunan film, İsa’yı tıpkı normal insanlar gibi gülen, koşan, yolunu şaşıran hatta tıraş olan biri olarak gösterdiği için dönemin din otoritelerinden çok ciddi tepkiler almıştı. Fransız polisiye sinemasının en önemli temsilcisi Jean-Pierre Melville’in kariyerinin doruğundayken çektiği en başarılı filmlerinden Kızıl Çember/ Le Cercle Rouge, bu türün en iyi örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Başrollerinde Alain Delon, Yves Montand ve Gian Maria Volontè gibi dönemin en karizmatik üç oyuncusunu buluşturan film, Paris’in göbeğinde gerçekleştirilen akıl almaz bir soygunun öyküsünü anlatan heyecan dolu ve zekâ ürünü bir başyapıt. Ölümünün 10. Yılı Anısına: Krzysztof Kieslowski Şenlikte bu yıl, Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Polonyalı ünlü yönetmen Krzysztof Kieslowski aramızdan ayrılışının onuncu yılı nedeniyle anılıyor. 13 Mart 1996’da beklenmedik bir şekilde aramızdan ayrılan usta yönetmen, sinemaseverlerin yüreğinde taht kuran birbirinden güzel filmlere imza atmıştı. Filmleriyle bugün bile sinema sanatına gönül vermiş birçok genç yönetmene ilham veren Kieslowski, program kapsamında iki önemli filmiyle yer alıyor: Sonsuz/Bez Konca ve Veronique’in Çifte Yaşamı/La Double vie de Véronique.. Sinemanın esrarengiz şairi: David Lynch Bu yıl Venedik Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” alan çağdaş sinemanın en çok ses getiren yönetmenlerinden David Lynch, iki filmi ile ilk kez ülkemizde bir festivale konuk oluyor. Tuhaf ve anlaşılması zor öyküleriyle, insan ruhunun derinliklerine seslenen ve sinemaseverlerin beynini bir hayli kurcalayan yönetmenin ülkemizde gösterime girmeyen iki önemli filmini ilk kez sinema perdesinde görme fırsatı bulacaksınız: Fil Adam/The Elephant Man ve Straight’in Öyküsü/ The Straight Story. Bu iki filmin en belirgin özelliği, yönetmenin filmografisindeki en anlaşılır ve yalın filmler olmasıdır. 1980 yapımı Fil Adam, bugün bile çağdaş sinemanın başyapıtlarından biri olarak görülüyor. En İyi Film dâhil toplam sekiz dalda Oscar’a aday gösterilen film, olağanüstü mekân kullanımı, eşsiz siyah beyaz çekimleri, hüzünlü atmosferi, Anthony Hopkins’in mükemmel oyunculuğu ve müzikleriyle bugün bile akıllardan çıkmayacak bir sinema şöleni sunuyor. 1999 yapımı Straight’in Öyküsü ise diğerine göre çok daha sade ama daha iyimser bir öykü anlatıyor. Yine de hüznü elden bırakmıyor. Katıldığı birçok festivallerden önemli ödüllerle dönen filmin bir de Oscar adaylığı var. Efsanevi bir caz virtüözü: Miles Davis Etkinlik kapsamında geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da, sinema ve müzik ilişkisi üzerine oldukça önemli bir bölüm var. Efsanevi trompetçi ve cazın dünyaca ünlü ustası Miles Davis, müzikleriyle sinema sanatına katkı sağladığı iki önemli filmle anılıyor. 1958 yapımı Ölüm Asansörü/Ascenseur pour l'échafaud, usta Fransız yönetmen Louis Malle’in ilk sinema filmi olduğu gibi, Miles Davis’in bir film için müzik yaptığı ilk filmdir. Miles Davis, 1958 yılında filmin müziğini yapmak için Paris’e gelir ve filmi izlemeden stüdyoda 2–3 gün gibi kısa bir sürede filmin eşsiz müziğini yapar. Sonuç, sinema tarihinde bugün bile hala akıllardan çıkmayan ve bir film için yapılmış en iyi müziklerden biri olur, film ise sinema tarihinin başyapıtları arasında yerini alır. Louis Malle daha ilk filmiyle, Miles Davis ise ilk kez bir film için yaptığı ve Paris’i bu kadar güzel yansıtan müziğiyle nasıl bir deha olduğunu kanıtlarlar. Programda Miles Davis’in müzikleriyle ilham verdiği bir diğer film ise, İspanyol sinemasının en tanınmış yönetmeni Pedro Almodovar’ın 1991 yapımı Yüksek Topuklar/Tacones Lejanos. Başrollerinde Marisa Paredes ve Victoria Abril’in olağanüstü oyunculuğu ile büyüyen film, kadınların duygusal dünyalarında gezinirken, yönetmenin kendine özgü mizah anlayışı, usta anlatımı ve eşsiz müzik kullanımıyla izleyicinin hafızasına ve yüreğine kazınacak bir başyapıt. Bir rivayete göre, yönetmen Yüksek Topuklar’ın çekimleri sürerken Miles Davis’in öldüğü haberiyle sarsılıyor ve filmde onun müziklerini kullanarak da bir anlamda onun anısı önünde saygıyla eğiliyor. film+’nın yenileri… Şenlikte bu yıl ülkemizde gösterime girmemiş, ya da merakla beklenen son yılların en iyi filmlerinden bir seçki de yer alıyor. Sinema Şimdi! başlığı altında yer alan filmlere göz atmak gerekirse; Bu yıl son filmi ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan sinemanın proleter şairi Ken Loach’ın Özgürlük Rüzgarları / The Wind That Shakes Barley, Kore sinemasının yükselen yıldızı Kim Ki-duk’un ilişkisini kurtarmak için estetik operasyona başvuran bir kadının öyküsünü anlattığı son filmi Zaman/Shi-gan, Cezayir asıllı Fransız yönetmen Tony Gatlif’in, köklerini bulmak için Paris’ten yola çıkıp Fransa’yı boydan boya geçerek İspanya ve Fas üzerinden Cezayir’e giden ve yıllar önce ailelerinin geçtikleri yolu bu kez tersten izleyen iki gencin öyküsünü anlattığı ve yönetmene 2004 yılında Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran Sürgündekiler/Exils, yetenekli Rus yönetmen Andrei Kravchuk’a bu yıl Berlin Çocuk Filmleri Festivali’nde En İyi Film Ödülü kazandıran ve Rusya’nın bu yılki Oscar adayı oldukça etkileyici filmi İtalyan/Italianetz, genç Macar yönetmen Attila Mispal’in geçtiğimiz yıl Macar Film Haftası’nda 5 ödül kazanan, kaderlerine razı olmak zorunda kalan güzel bir model ve bir kuyumcunun eş zamanlı gelişen hayat hikâyelerini anlattığı çarpıcı bir aşk öyküsü ve ilk sinema filmi Kesişen Yazgılar/Paths of Light, Los Angeles’in Latin mahallesindeki ergenlik, ırk ve sınıf çatışmalarını işleyen ve bu yıl Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve İzleyici Ödülü alan Bakire ve Hamile/ Quinceañera ve günümüz sinemasının yaşayan üç usta yönetmeni, İtalyan Ermanno Olmi, İranlı Abbas Kiarostami ve İngiliz Ken Loach’un birlikte çektiği, Orta Avrupa’dan Roma’ya giden şehirlerarası bir trende geçen üç ayrı öyküyü bir seyahatte birleştiren çarpıcı yapım Biletler/Tickets bu bölümde yer alan filmler.


En Son Haberler


>> >> Sonbaharda Ankara’ya film yağacak…

Haberler


Vizyondaki Filmler