Yaramaz dahi Lars von Trier

11.9.2000



"Avrupa", "Dalgaları A?mak", "Gerizekalılar" gibi son dönemin en iyi yapımlarına imza atan 44 yaşındaki Lars von Trier'e Avrupa sinemasının yaramaz çocuğu demeleri bo?una değil. Yeni filmi "Dancer in the Dark" için söylenecek tek kelime de "aykırı" olabilir zaten. "Dancer in the Dark", sinemalarda görmeye alıştığımız ortalama filmlerden değil. Hatta klasik bir Lars von Trier filmi bile değil. Seveni de var, sevmeyeni de Amerika'nın ortabatı bölgesinde bir fabrikada çalışan ve kötü kaderinden müzik yardımıyla kaçış yolu arayan Çek göçmeni Selma'nın hikayesi tam bir klasik melodram. Yönetmenin el kamerasıyla çekilmış değışik bir müzikal bu. İlahi adalet ve ihanet kavramları arka arkaya birbirini izliyor. Madonna'nın dans hocası tarafından yapılmış koreografisiyle asap bozucu bir başyapıt olan "Dancer in the Dark" sizi ağlatabilir. Öte yandan midenizi de bulandırabilir. Björk'ün performansını yürek paralayıcı bulabilirsiniz ya da üstünüze fenalıklar bastığını hissedebilirsiniz. Filmin gala gecesinde olanlar da yukarda anlatılanlara bir örnek te?kil edebilir: Film gösterilmeye başlamadan biraz önce, salon bir taraftan alkış sesleriyle inlerken, diğer taraftan da yuhlama sesleri geliyordu. Ya aşık olacağınız ya da gerçekten nefret edeceğiniz bir filmden bahsediyoruz. "Ele?tirilmek iyidir" Bütün bu tepkilere ve ele?tirmenlerin daha önce hiç böyle bir?ey görmediklerini söylemelerine rağmen, Trier hayatından memnun. "Ele?tirilmek iyi bir?ey. İnsanların yaptığım ışlere tepki vermesini tercih ederim. Eğer yaptığım her ?ey övülseydi, o zaman kariyerimin sonuna geldiğimi düşünürdüm. Herkes filmlerimi beğeniyorsa, bu ışi yapmam için bir sebep kalmamış demektir. ışte bu yüzden, acımazca da olsa ele?tirilmekten memnunum." "Deli kadın, hiç sen beni anlamadın" Bu defa Trier'in, yuhlanmaktan daha büyük sorunları var: başrol oyuncusu Björk, her ne kadar filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıysa da filmin gösterilmesini, yönetmenle arasındaki "müzikal farklılıklardan" dolayı iptal ettirmeye kalkıştı. Yönetmen buna karşılık olarak Björk'ü "deli kadın" diye adlandırmaktan çekinmedi. Filmin çekimleri boyunca süregelen ilışkilerine bakılırsa, bütün bu olanlar gayet normal sayılırdı. Setten sızan hikayelere göre, Trier, daha önce hiç oyunculuk deneyimi olmayan Björk'ün üstüne gittitçe, ?arkıcı sinir krizleri geçirip, avukatlarını aramaya girışiyordu. Björk rolünü fazla kışiselle?tirdi Buna rağmen Trier, Björk hakkında o kadar da kötü düşünmüyor: "Aslında bence çekimler hiç de fena değildi. Kötü zamanlarımız oldu tabii, ama kamera karşısında en çok yakınla?tığım oyunculardan biriydi. Anlatıldığı kadar çok tartışma ya?amadık, sorunlar daha çok Björk'ün hikayenin içindeki acıyı çok ?ahsi algılamasından kaynaklandı. Sanki sadece orada bulunmakla bile acı çeken zavallı bir hayvanı filme almak gibiydi. Eminim ki, bu onun için pek da ho? bir deneyim olmadı." Ağızdan ağıza dola?an set hikayeleri arasında en dikkat çekeni "kostüm yeme" olayına Trier'in tepkisi ne peki? "Orada değildim. Ama anladığıma göre, Björk'ün kostümlerinden birine zarar verdiği doğru." Peki bu zararı dışleriyle mi verdi? "Söylediğim gibi orada değildim. Ama, zarar verdiği kostümlerden birinin parçalarının sette bulunduğunu biliyorum." Sorunlu adam Trier Bu deneyimden ne öğrendiği sorulduğunda Triers, "Hiçbir ?ey" diye karşılık veriyor. "Ne yazık ki, ikimiz de bu deneyimden daha iyi iki insan olarak çıkmayı başaramadık. Diğer yandan, sonuçlardan memnunum. Eğer Björk kendini ruhsal olarak yaralanmış hissediyorsa, özür dilerim, benim de yaralarım var." "Dancer in the Dark"ın melodramatik yapısına şüpheyle yakla?anlar belki de Trier'in biyografisine bir göz atmalı. Başında herhangi bir yetışkin olmadan geçirilen çocukluk yılları. Daha sonra annesinin 1995'te ölmeden önce o güne kadar babası bildiği kışinin aslında biyolojik babası olmadığını itirafı. Trier bunu takip eden bir sene içinde ilk karısından ayrıldı, katolik olmaya karar verdi ve kariyerini belirleyen film "Dalgaları A?mak"ı yaptı. şımdi, ikinci karısı ve çocuklarıyla, bir banliyö mahallesinde yaşıyor. Ahhh, kadınlar ah! Kariyeri boyunca yaptığı bütün filmler, tartışmalara yol açan Trier, üç filminin de, kendini kurban eden kadınlar üzerinde odaklanmasının sebebinin kadınlara karşı olan öfkesi ve nefreti olup olmadığı sorulduğunda ise duraklıyor: "Hayır, nefret etmiyorum. Her ?eyden önce annem de bir kadındı. Ona çok fazla saygı duyduğumu söyleyemem, ama onu severdim. Filmlerimdeki kadınların gerçek kadınların temsilcisi olduğu gibi bir iddiam yok. Bu karakterler benim tarafımdan yaratılan karakterler. Amacım kadınlardan nefret etmek ya da onları küçük düşürmek değil. Aslında bana göre kadınlar erkeklerden daha güçlüler, çünkü ne yapacakları önceden kestirilemiyor. Yine de, belki de dünyada sadece erkekler ve İnternet olsaydı hayat daha iyi olurdu. Aileme Björk'ten bahsettiğim zaman bana 'Lars, bu çok kötü' diyorlardı, sonra filmi seyrettiler ve bana 'Kendinden utanmalısın, bu kadın bir azize' dediler." "Björk’süz cehennem cennet sayılır!" Katolik Kilisesi ile ilışkileri nasıl gidiyor peki? "Pek iyi gitmiyor. Sanki Tanrı hep diz çökmemizi istiyor gibi. Bu bana pek mantıklı gelmiyor. Yani eğer bizi bu kadar mükemmel yarattıysa, neden o zaman diz çöküp duruyoruz? Eminim bunu söylediğim için, öldükten sonra cezalandırılacağım. Ya da cennete gideceğim ve 'Tamam, her ?ey için affedildin, ama Björk'e yaptıkların affedilmeyecek' diyecekler. Tabii ki Björk'ün cennette de bir stüdyosu olacak ve destekçileri etrafında ko?turacak. Ve ben de, ‘Tamam, o zaman ben cehennemi tercih ederim' diyeceğim."



Kaynak: THE GUARDIAN

Haberde Adı Geçenler

En Son Haberler


>> >> Yaramaz dahi Lars von Trier

Haberler


Vizyondaki Filmler