|
Yeni Bir Yaşam Filmi Çekim Bilgileri |
|
|
|
Yeni Bir Yaşam |
 |
|
| |
|
|
|
|
|
|
.
YAPIM HAKKINDA
“Biz Oturduğumuz Yeri Biçimlendiririz Sonra da Oturduğumuz Yer Bizi Biçimlendirir”
Winston Churchill
Yönetmen Irwın Winkler, uzun zamandan beri, 21.yüzyılın bilinen tuzaklarına düşmüş, yüreğinin derinliklerinde bunlardan kurtulmaya ve kendine yeni bir yaşam kurmaya karar vermiş bir erkeğin öyküsünü filme aktarmayı düşlemiş. Bu son derece soyut düşüncesini Oscar ödüllü senarist Mark Andrus’a açınca, As Good as it Gets‘in bu ünlü senaristi de, “Yuvasını yeniden kurmaya çalışan bir adamın yaşadığı sıkıntılara ne dersin?” diye bir öneri getirmiş. Pek çok kişinin yaşadığı yeri yıkıp, kendi evini inşa ettiği günümüzde bu yaklaşım harika görünmüş Winkler‘e. Irwin Winkler‘in öykünün içinde tıpkı anlamlı bir yaşam gibi bir ev inşa etme fikri de Mark‘ı son derece heyecanlandırmış. “Mark, konunun merkezine, sabrı taşan ve sonunda o güne kadar gerçekleştirme şansı bulamadığı hayalini büyük bir cesaretle gerçekleştirmek üzere yola çıkan; bu davranışıyla da çevresindeki herkesin değişimine neden olan bir kahraman koydu. Senaryoyu yalnızca somut inşaat teknikleri ile doldurmakla yetinmeyip sıradan, doğru ve insancıl şeyleri tehdit eden bir dünyada aynı şeylerin peşine düşmüş çeşitli karakterleri de işledi. Bunların hepsi George Monroe’nun çekimine kendine özgü nedenlerle kapılmıştı” diyor Winkler. “Bu senaryo’da bir dolu sevgi öyküsü de var; pek çok kişiye öfkelerini korkusuzca yenerek sevgiyle bir şey üretebileceklerini anlatıyor. Andrus, senaryosunda çok önemli bir ayrıcalık yakalamış: yürek burkan ama aynı zamanda neşeli günlük yaşamın, fevkalade saçmalıklarıyla birlikte gerçekçi ögeleri de yansıtmış. Senaryo son derece zekice, komik, hazin ve şaşırtıcı unsurları bir arada taşıyor. Mark’ın insanın ilginç ve karmaşık davranışlarını yakalayıp onları son derece gerçekçi bir dille yansıtma yeteneği var. Senaryo mizahî ögelerle dolu. Bu tür mizah sizi güldürüyor çünkü çok doğru ve gerçekçi” diye de ekliyor.
Winkler, senaryonun olağanüstü ayrıntılarla dolu olduğunu biliyordu. Başroldeki kahraman George Monroe’nun Kevin Kline olacağına işin başında karar verdi.Yönetmen, “Kevin rol için mükemmeldi. Çünkü o kişilikleri aktarmada son derece usta. Kişiliğin en uç noktasına kadar gitmesi bazen ürkütücü bile olabiliyor. Başlangıçta o kişilik için ne hissederseniz edin, Kevin sonunda George Monroe’ya aşık olmanızı sağlıyor” diyor.
Yapımcı Rob Cowan ise “ En başından beri Kevin’in bu gergin, sert kişilikten ortaya son derece ilgi çekici bir karakter yaratacağını biliyorduk” diye ekliyor.
Kline, senaryoyu çok sevmişti. Çünkü öykü sürprizler ve iniş çıkışlarla dolu olduğu kadar insan karakterleriyle de doluydu. “Çok güzel yazılmış bir senaryo. George Monroe, yaşamını anlamlı kılmaya çalışırken aynı zamanda çevresindekilerin de aynı mücadeleye girmesi konusunda bir katalizör görevi yapıyor. Diğer şeylerin dışında, hayatı boyunca korku ile yaşamış bir adamın sonunda cesareti bulmasını anlatıyor” diyor.
Kline, George Monroe’nun eski karısı (Kristin Scott Thomas) ile olan ilişkisine dikkat çekiyor.“Çağdaş bir aşk macerası. Çok gerçekçi bir ilişki. Birbirini bir kez bulmuş son derece yaralı iki kişi, daha sonra yeniden birbirlerini keşfediyorlar” diye de ekliyor.
Rolü kabul ettikten sonra kendini birden zımpara yaparken, beton çivisi çakarken ya da tesisat döşerken bulur Kline. Duvarların balyozla nasıl yıkıldığını, marangozluk, hatta çok tehlikeli bir alet olan elektrikli el testeresi (zincirli testere) kullanmayı bile öğrenir. Rolünün en çok fiziksel güç gerektirmesi hoşuna gider ama aynı zamanda mimari model yapımcısı Nick Dorr’dan öğrendiği model yapımı da çok ilgisini çeker. “Model yapımı son derece uğraştıran bir şey ama sonunda ödülü yüksek oluyor” diyen Kline, karavanında birkaç model yapmayı da başarmış.
George’un yeniden keşfettiği şeyler arasında, yıllar önce kendisini terketmiş olan ve mutluluk dışında para, çocuk, güzellik gibi yaşamın tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışan eski karısı Robin (Kristin Scott Thomas) de vardır. Robin, eski kocasını ummadığı şekilde farklı bulur. Ondan duygusuz, can sıkıcı ve ihtirassız olduğu için ayrılmıştır ama şimdi yepyeni yönlerini keşfedecektir.
Scott Thomas, “Bu filmi, gerçek yaşamda insanların yapmayı hep erteledikleri şeylerin yapıldığını gösterdiği için seviyorum. Filmde ortaya çıkıp, yapmayı hep istediğiniz şeyleri yapıyor; söylemek istediğiniz tüm şeyleri söylüyorsunuz” diyor.
Aslına bakılırsa bu filmde Kristin Scott Thomas’ın gerçekten hep yapmak istediği bir şey gerçekleşti: Kevin Kline’la birlikte çalıştı. “Onunla çalışmaya can atıyordum ve arzum bu filmle gerçekleşti. O işini son derece ciddiye alıyor; oynadığı kişinin ruhunun derinliklerini inceleyip ortaya çıkarıyor ve bundan zevk alıyor.”
Dost kalmayı başarmış boşanmış çiftler arasında o her an parlamaya hazır olan ilişki de dikkatini çekmiş. “George, Robin’den koptuğunu, onun lüks hayat sürmek gibi anlamsız takıntıları olduğunu ve hiçbir idealinin kalmadığını düşünürken Robin’de George’un yalnızca hayalci olduğunu, hayallerini gerçekleştirmek için cesaretinin olmadığını düşünmektedir.George gerçekten evi yapmaya karar verdiği zaman o devre dışı kalır. Eski kocası bir zamanlar ikisinin hayal ettiği yaşamı tek başına yaşamaktadır.
Mark Andrus’un senaryoda çizdiği tipleme onu çok etkilemiş olsa da Kristin Scott Thomas, rolüne Amerikan anne portresini ustalıkla katmayı da ihmal etmemiş. “Bu film’de inanılmaz boyutta Amerikanvari birşey var. Öte yandan herkesi ilgilendiren, “Yaşamı nasıl yönlendirmeli? sorusunun yanıtı da filmde mevcut” diye ekliyor. Yapımcılar, Kristin Scott Thomas ile çalışmanın son derece verimli olduğu görüşündeler. Yapımcı Rob Cowan, “Kristin’deki cazibe ve sıcaklık filmin düzeyini yükseltti” diyor..
George ve Robin’in arasında oğulları Sam vardır. Sam, gözlerini annesinden daha fazla boyayan, öfkeli ve bunalımlı bir çocuktur. Kristin Scott Thomas’a göre “Önceleri yalnızca aile bireylerinin birbirine güvenmediğine ve birbirlerini hor gördüğüne tanık olduğundan ya da ona öyle geldiğinden Sam‘in böyle davranması da doğaldır.”
Sam rolünü yeni parlayan bir yıldız olan Hayden Christensen üstlenmiş. Adını, George Lucas’ın Yıldız Savaşları II: Attack of the Clones adlı filmde, Genç Darth Vader rolü ile manşetlere taşıyan Christensen, Sam rolü için pek çok gençle birlikte seçmelere katılmış.Yapımcılar, onun James Dean tarzı ifadesinden, ergenlik çağında ki öfkeli telaşından etkilenmişler. “Kevin’le birlikte senaryoyu okuduğunda Kevin sürekli olarak yüzüme bu çocuk yetenekli dercesine baktı, o hepimizi fethetti, Kevin’in öngörüsü doğru çıktı, fevkalade bir oyun çıkardı, yapamadığı çok az şey oldu” diye anlatıyor Irwin Winkler.
Kompleksler içinde birini oynama fikri Christensen’i son derece heyecanlandırmış: “Sam’i ilk görüşünüzde o güne kadar kimseden en ufak bir sevgi görmediğini hemen farkediyordunuz. Son derece karmaşık ve çok kızgın biri. Ancak babasının eski anılarla dolu evi yıktığını gördüğünde o güne kadar sürdürdüğü yaşam tarzını yıkmaya hazır duruma geliyor.”
George Monroe’nun evini inşası, Sam’in babasının genç komşusu Alyssa ile yakınlaşmasına yol açar. “Sam ile Alyssa’nın normal bir erkek - kız arkadaş ilişkilerinin olmayışı çok hoşuma gitti. Bu gerçekten çok tuhaf ve farklı. Filmin gerçekten en sevdiğim yönü de bu. Duygular son derece olağandışı ama bir o kadar da gerçek. Bazen komik bazen hazin ama gerçek. Bu nedenle sizi hep can evinizden vuruyor.” diyor Christensen.
Sam’i karanlık kabuğundan çıkaran Alyssa’yı başarılı genç aktrist Jena Malone oynuyor. Hiç çekinmeden senaryonun bir kara komedi olduğu söylüyor: “Ben kara mizahla gerçekçiliğin harman edildiği öyküleri severim.Bu filmde ilişkiler benzersiz ve farklı. O semti ve birbirlerini o zamana kadar hiç tanımamış, sırları ortaya dökülen o komşuları çok sevdim.”
Malone bir yandan masumiyetin simgesi gibi görünen öte yandan vaktinden önce gelişmiş bir genç kız gibi davranan Alyssa tiplemesi ile herkesi büyüledi. “Alyssa, bu çizginin üzerinde hem erişkini hem çocuğu oynuyor. Sınırları zorlamayı seviyor. Sam’le de Gegorge’la da aynı şeyi yapıyor. Ama aslında içgüdülerini izlemeyi öğreniyor. Zaten film de izleyciye bunu aktarıyor.” diye açıklıyor Alyssa ilgili görüşlerini Malone.
Kevin Kline, hem Christensen hem de Malone’un performanslarındaki doğallıktan etkilenmiş. “Her ikisinin de son derece yetenekli birer oyuncu olduğunu düşünüyorum.”diyor.
Bu uyumlu ekibe Oscar ödüllü Mary Steenburgen, George’un en yakın komşusu ve bir zamanlar beraber olup terkettiği bekar anne Coleen rolü ile katılmış. Steenburgen, canlandırdığı renkli kişiliğe ve öyküye aşık olmuş. “Bu öykü bende çetin ama dolu dolu yaşamak ve çok sevmek gibi duygular uyandırdı. Gerçekten de var oluşun ne denli kayda değer olduğunu yansıtan çok güzel bir öykü.”
Coleen, George’un evini yıkmaya karar vermesiyle birlikte altüst oluyor.Çok somut olmamakla birlikte Coleen’in aşkı aradığını ama hep yanlış yerlere baktığını anlıyoruz. Steenburgen, Coleen için “Biraz çatlak ama insanlığı çok hoşuma gitti” diyor.
Steenburgen’in Coleen ve Yeni Bir Yaşam’daki diğer karakterlerden hoşlanmasının bir nedeni de “İdeal Amerikan Ailesi” kavramını sorgulamaları olmuş. “Bence pek çoğumuz ailenin nasıl olması gerektiği görüşünü baz alarak kendimizi yargılıyoruz. Ancak bize empoze edilen aile gerçekte yok. Bu filmdeki karakterler yaşamla güreşiyor fakat korkularına ve yalnızlıklarına galip gelerek gerçek aşkı buluyorlar. Bu çok duygusal biçimde de anlatılabilirdi ama bu filmde mizah yoluyla ve olduğu gibi aktarılıyor. Gerçek yaşam da bu...”
Yeni Bir Yaşam filminin diğer rollerinde Sam Robards, Barry Primus ve Margo Winkler, George Monroe’nun gürültücü komşuları olarak karşımıza çıkıyor. Jamey Sheridan, Robin’in yeni kocası; Scotty Leavenworth ve Mike Weinberg ise iki oğlu rolündeler. Scott Bakula, sempatik hukuk adamı, John Pankow ise George Monroe’ya yeni bir yön çizen ahlaksız patronu rolündeler.
“Bir Evin Süsü Onu Sık Sık Ziyaret Eden Dostlardır.”
Ralph Waldo Emerson
Amerikan yaşamının karanlık yönlerini su yüzüne çıkarmasına karşın Yeni Bir Yaşam filminin çekimleri adeta masal kitaplarını andıran bir yörede yapıldı. Öykü genellikle Pasifik Okyanusuna bakan bir tepede geçiyor ve George Monroe, sonunda hayallerinin evini yıllardır yaşadığı bu yerde yapmaya karar veriyordu.
Kevin Kline için yörenin doğal güzelliği, George kimliğine geçişini kolaylaştıran önemli bir faktör olmuş. “George neredeyse olağanüstü denilebilecek bir yerde yaşıyor. Her gün güneşin doğuşunu, gün batımını izliyor. Sis’in bastırıp kalkmasına, dalgaların kırılmasına tanık oluyor ve kanıksadığı bütün bu güzelliklerin farkına bir anda varıyor.”
Rob Cowan, yapımcı olarak durumu şu şekilde özetliyor: “Çekimi öyle bir yerde yapmalıydık ki insan burda nasıl yanlışlık yapılabilir diye düşündürmeliydi. Palmiye ağaçları, okyanus, güneş... Ancak öykü bu değil. Bu insanların biri tarafından uyandırılması gereği.”
Film, Güney Kaliforniya’da Palos Verdes Yarımadasının güney ucunda, deniz kenarında ,fevkalade okyanus manzarası olan ve hali vakti yerinde insanların yaşadıkları güzel evler arasında çekilmeye başlandı. Irwin Winkler, yapımcı Rob Cowan ve yapım tasarımcısı Dennis Washington helikopterle mekan aradıkları sırada bu bölgenin tam aradıkları yer olduğuna karar verdiler. Long Point olarak bilinen ve bir zamanlar Marineland Akvaryum’un bulunduğu bu yöre halâ okyanus manzarası ile nefes kesiyordu.
Cowan “Burayı bu kadar çabuk bulabildiğimiz için çok şanslıydık. Gerçekten de birinin burada rüzgara ve dalgalara yıllarca meydan okuyabilecek çok güzel bir şey inşa edeceğine inanıyorsunuz”diyor.
Yapım ekibi, burada, önce Kevin Kline’ın derme çatma evi yıktığı ve hayalindeki evi inşa ettiği sahnelerin çekileceği pek çok açık hava seti hazırladı. Yapım tasarımcısı Dennis Washington, George Monroe’nun projesine çok gerçekçi yaklaşılması için bir ev yapmayı bile göze aldı. Washington, ayrıca Monroe’nun arazisinin çevresine yeterince banliyö evi de inşa ettirdi. “George’un evindeki değişimler onun içindeki değişimleri simgeliyor. Önce istenmeyen bu evin yıkılması insana yalnızlık duygusu veriyor ama yeni evi yapmaya başladıklarında sıcaklık ve açıklık ortaya çıkıyor ve bunun uzun ömürlü olacağını görebiliyorsunuz,. Dennis Washington’a bu harika evleri yaparak öykünün bir parçası olduğu için teşekkür borçluyuz.” diyor Rob Cowan.
Yapımcıların şansına Washington, set tasarımcısı olarak çalışmaya başlamadan önce mimari öğrenimi görmüştü. Irwin Winkler, onun için “İnanılmaz boyutta yaratıcı biri, en başında işe yaramaz bir şato istemiyoruz onun yerine gerçekten içinde yaşanabilecek ve doğal malzemeler kullanılarak yapılacak bir yer istiyoruz dedik ve Dennis işe o noktadan başladı”diye özetliyor olayı.
Washington, “George karakterinin tasarlayabileceği etkileyici ve ustalık isteyen bir ev yapma arzusundaydım. Bu ev gerçekten şık bir yer olmalı ve çevresinde ki herşeyden ayrılabilmeliydi” diye sürdürüyor.
Filmin hemen hemen tümü Palos Verdes’te çekildi. Oyuncular ve ekip, çevrede ki yerleşim yerlerinde ve Los Angeles’a kadar bütün sahil boyunca çekim yaptı. Mary Steenburgen’in evinin içi Long Beach’te bulundu. Hayden Christensen ve Jena Malone’nun okul sahneleri ise Palos Verdes’deki Salvation Army/Crestmont College’de çekildi. Kristin Scott Thomas’in lüks evi Malibu’daki Zuma Beach’te çekildi. Rob Cowan, “Dennis seçimlerinde son derece seçiciydi. Her evi içinde yaşayan karaktere göre tasarladı.” diye anlatıyor.
Okyanus kenarında film çekmek, fevkalade manzaraları görüntülemenin yanı sıra değişen hava koşullarının yol açtığı sorunları da beraberinde getirdi. Kristin Scott Thomas, “Hava her beş dakikada bir değişiyordu ve biz herşeye hazırlıklıydık”diye tanımlıyor bu durumu.
Su tehlikeli biçimde soğuktu ve Kevin Kline bunu dublör kullanmak istemediği bir sahnede keşfetti. Irwin Winkle olayı şöyle anlatıyor: “Kevin’in kayalıklardan atladığı sahneyi çekiyorduk. Senaryoya göre büyük bir dalga gelmesi ve üstünde de ıslak bir şort olması gerekiyordu. Çünkü sahne başında üzerinde şort vardı. Hava son derece soğuktu ve biz O’nun için kaygı duymaya başlamıştık. Ama çekim için zamanlama son derece uygundu. Işık gayet iyiydi ve dalgalar pek dramatikti. Kevin biz doğru çekimi yapıncaya kadar sahneyi üç-dört kez tekrar etti. O, böyle bir aktör işte.”
Filmin çekildiği yörenin katkısını güçlendiren bir başka unsur da Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Vilmos Zsigmond oldu. O, Yeni Bir Yaşam’a duygusal görüntüler ilave etti.Winkler, “Vilmos’la yirmi yıldır çalışmak istiyordum ama daha önce hiç fırsat bulamamıştım. Şimdiye dek onun kadar yaratıcı fikirleri olan biriyle çalıştığımı sanmıyorum.Onsuz bu filmi çekebileceğimi hayal bile edemiyorum.”
Rob Cowan, “Vilmos, filmin rengine bazen ürküten,bazen alaycı ama genellikle hareketli görüntülerle gerçekten özel tonlar katmayı başardı.”diye de ayrıca ekliyor. Irwin de “Kevin ve Vilmos sette birlikteyken ilginç bir dans izliyor gibi oluyorsunuz. Biri ortaya bir fikir atıyor diğeri hemen uygulamaya koyuyor ve ortaya fevkalade bir işbirliği çıkıyor.” diyor.
Zsigmond da bu işbirliğinden aynı şekilde heyecanlanmış: “Proje göz korkutucuydu. Ancak böyle bir güzelliği yakalamak herşeye değdi.” diyor. Kevin Kline ise konuyu “Vilmos, o eşşiz Pasifik Sahil ışığını ve içinde gizem, tehlike, güzellik ve sükûneti barındıran atmosferi yakalamayı harika biçimde başardı” diye noktalıyor..
|
|
|
|
|
|
|
İNTERSİNEMA
PUANI:
0,0
0 kişi
puanladı |
|
|
|
|
|