Benim Cici Silahım!

Benim Cici Silahım! (Bowling for Columbine)

Puan : 8/10 4 oy
Yönetmen: Michael Moore
Oyuncular
Tür: Komedi, Belgesel
Yapım Yılı: 2002 (120 dk)
Vizyon Tarihi: 7 Şubat 2003 Cuma
Senaryo: Michael Moore
Yapımcı Firma:
Yapım Ülkesi: Kanada/ABD/Almanya
Orijinal Dil: İngilizce
Orijinal Adı: Bowling for Columbine
Resmi Site: www.bowlingforcolumbine.com
Dağıtıcı Firma: Umut Sanat

Benim Cici Silahım! Filminin Konusu

“Benim Cici Silahım ” ödüllü sinemacı Michael Moore’un yeni şaheseri. 11 Eylül olayları düşünülecek olursa, olağanüstü cesur bir çalışma olduğu söylenebilir. Ülkesinin başlıca toplumsal hiciv ve belgesel ustalarından biri olan Moore, bu düzen karşıtı yapımıyla, vatanseverliğin ön planda olduğu şu günlerde, Amerikan halkının sormaya cesaret edemediği bir soruyu gündeme getiriyor: “Acaba biz silah delisi bir toplum muyuz; yoksa sadece deli miyiz?”

Moore kendine has çekiciliği ve keskin bir zekanın ürünü olan üslubuyla Amerika’nın kalbine doğru zorlu bir yolculuğa koyuluyor. Bu yolculuğun amacı, ülkedeki mutluluk arayışının muazzam boyutlara varmış bir şiddetle neden böylesine iç içe olduğunu keşfetmek.

Moore’un cüretkar ve sinema uzunluğundaki belgeseli 46 yıldan sonra ilk kez Cannes Film Festivali’nde yarışmaya layık görülen bir belgesel olması açısından da dikkat çekici. Mizah ile trajediyi çok özel bir şekilde harmanlayan bu film daha önce hiç görülmemiş ve hayret verici sahneleriyle izleyiciyi ciddi biçimde sarsacak özellikler taşıyor. Bunların arasında Columbine Lisesi’ndeki katliamın gerçekleştiği günün sabahında okul kafeteryasındaki güvenlik kameralarının çektiği görüntüler ve şu anda omurgalarındaki kurşunu üreten büyük şirketlere dava açmış Columbine öğrencilerin yanı sıra, Moore’un sorduğu sorulara şok edici yanıtlar aldığı Ulusal Silah Birliği’nin başı olan Charlton Heston’ın Beverly Hills’deki evinden görüntüler de var.

Moore’un Michigan’daki evini de ziyaret eden “Benim Cici Silahım ”de kişisel bir not da mevcut. Michigan’da yılın 4 mevsimi de av sezonu. Kamuflaj giysisi içindeki bir milis gurup üyesi bunu şöyle açıklıyor: “Silahlı olmak her Amerikalının sorumluluğu. Silahlı değilseniz, görevinizi ihmal etmişsinizdir”. Dar bir çerçeveden bakıldığında, Moore, banliyö savaşçıları/ev kadınlarının, yastıklarının altında 44 kalibrelik magnumlarla yatma klişesini yaşayan insanların ve “Bir Anarşistin Aşçılık Kitabı”ndan tarifleri deneyerek Napalm yapan çocukların zihniyetini mercek altına alıyor.

Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında ise, Moore en düzen karşıtı görüşünü sunuyor. Evdeki şiddetten başlayarak, son 50 yıldaki Amerikan askeri müdahalelerinin tarihçesini aktarıyor. Bu tarihçe içinde, Columbine katliamıyla aynı gün, yani 20 Nisan 1999’da ABD’nin gerçekleştirdiği en büyük Kosova bombardımanı da var.

Enron skandalının ülkeyi kasıp kavurduğu günlerde, Moore’un komik klipleri bu trajedinin ulusal medyada nasıl bir reyting savaşına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Moore, ayrıca, Amerika’nın sarsılmaz ekonomi söyleminin içyüzünü açığa çıkartırken, sosyal yardım programının gerçekte Amerikan okullarındaki silahlı saldırılara nasıl katkıda bulunmuş olabileceğini gösteriyor.

“Benim Cici Silahım ” şiddetin gitgide arttığı şu günlerde izleyiciyi yakından ilgilendiren bir yapıt. Amerikalılar için, bu film tepeden tırnağa silahlanmış bir korku toplumuna yönelik son derece mizah dolu bir suçlama. Diğer izleyiciler için ise, anayasal haklarla korunan ‘Uzi’lerle savaşılması gereken çok büyük ve sürekli bir alt sınıf yaratmada Amerikan tarzını kullanmayı seçen her ülkenin başına gelecekleri mizahi bir dille anlatan bir yapım.

Çekim Bilgileri

Michael Moore’un bu uzun filmi yapma amacı ve uyguladığı strateji daha önceki çalışmalarından farklı. Kendisi bunu şu şekilde açık... Devamı için tıklayın...
Michael Moore’un bu uzun filmi yapma amacı ve uyguladığı strateji daha önceki çalışmalarından farklı. Kendisi bunu şu şekilde açıklıyor: “ ‘Roger & Me’ tek bir kasabayı ve burayı mahveden tek bir şirketi konu alıyordu. ‘Benim Cici Silahım ’ çok daha geniş bir perspektife sahip; çeyrek milyon silahla donanmış hafif kaçık bir toplumu ele alıyor.”

Yapımcı Michael Donovan, yönetmen hakkında şunları söylüyor: “Michael hakkında anlamanız gereken şey onun çok vatansever biri olduğudur. Eleştirel olmasının nedeni bu. Michael ülkesini seviyor. Amerika’nın önde gelen eleştirmenlerinden birinin aynı zamanda önde gelen vatanseverlerden biri olması oldukça ironik.”

Moore, korku konusundaki teorisini kendisinin klasik “hiçbir konu önemsiz, topluma mâl olmuş hiç kimse kutsal değildir” üslubuyla örneklendiriyor. Filmde, bu teori müthiş komik bir çizgi film bölümüyle sarsıcı bir şekilde özetleniyor. “Bilirsiniz, bir çocuk olarak Amerikan tarihi hakkında öğrendiğiniz ilk cümle ‘Amerika’ya gelen öncüler ülkelerinde kendilerine zulüm edilecek korkusuyla Amerika’ya göç ettiler’. Korkuyorlardı. Peki sonra ne oldu? Buraya gelen İngilizler bu kez de yerlilerle karşılaştılar ve korktukları için onları öldürdüler; sonra birbirlerinden korkmaya başladılar ve ortalıkta cadılar görmeye başlayıp, onları yaktılar; daha sonra Bağımsızlık Savaşı’nı kazandılar; ama İngilizler’in geri geleceğinden korktukları için, Anayasa’nın ikinci maddesine ‘Silahlarımızı saklayalım, İngilizler geri gelebilir’ yazdılar. Ne oldu? İngilizler geri geldiler! Bir paranoyağa yapılabilecek en kötü şey nedir? Korkularının gerçekleşmesini sağlamak!” diyor Moore ve devam ediyor: “Bu arada herkesin söylediği şey şu: ‘Kahretsin, iyi ki bu silahları saklamışız! Vay canına, İkinci madde iyi bir fikirmiş!’ ”.

Moore’un tarihe yaklaşımı son derece eğlendirici. Gerçeklerin ders verir gibi ve akademik biçimde sunulmasından yana değil. Ona göre, izleyiciler eğer gülerlerse yeni fikirlere daha açık olurlar.

“Amerika’da korkunun ilk tohumları köle bir topluma sahip olması sırasında atılmış. 1775’teki Bağımsızlık Savaşı’ndan 1861’deki iç savaşa kadar geçen 86 yıllık dönemde köle sayısı 700 binden 4 milyona yükselmiş. Güneyin bazı kırsal bölgelerinde siyahların beyazlara oranı 3’e 1’di. Pek çok asi zenci, pek çok ayaklanma ve başı kesilen pek çok efendi vardı. Beyazlar, zencilerin çığırdan çıkacakları düşüncesiyle korku içinde yaşıyorlardı” diye açıklıyor Moore ve devam ediyor: “Bu yüzden Samuel Colt, 1836’da altı kurşunlu tabancayı icat etti. Bundan önce herhangi bir silahı birden fazla ateşleyemiyordunuz. Bundan önceki 10 bin yıl boyunca bir şeyleri tekrar doldurmak gerekiyordu. Colt tabancaları taşınabiliyordu ve ucuzdular. Bu yüzden, güneydeki insanlar kendilerine “Barış koruyucu” dedikleri bu şeylerden edindiler ve kölelik sistemini 25 yıl daha sürdürdüler.”

Lisede okuttukları tarih buna hiç benzemiyordu. Moore, açıklamalarını sürdürüyor: “Amerikan Ordusu bu silahlarla donandı ve sonraki 40 yıl boyunca yerlilerin kökünü kazıdılar, çünkü yerlilerde sadece tek atış yapabilen tüfeklerden vardı. Güneyliler, İç Savaş’ı kaybettiklerinde gerçekten çok korkmuşlardı. Bu nedenle, 1865’te Ku Klux Klan ortaya çıktı. 1871’de KKK’nın yasadışı bir örgüt olduğu açıklandı; bundan birkaç ay sonra ise, sadece beyazların silah sahibi olmasını hedefleyen USB (Ulusal Silah Birliği) isimli bir başka organizasyon kuruldu. Siyahların silah edinmesi yasadışıydı. Dolayısıyla, sonraki 80 yıl boyunca sözde özgür zencilerin kontrol altında tutulması amacıyla silah kullanıldı. Nihayet 1950’de zenciler buna daha fazla dayanamayıp isyan ettiler. Peki o zaman beyazlar ne yaptı? Korku içinde banliyölere kaçtılar. Yaşadıkları banliyölerde bile öylesine korkuyorlardı ki milyonlarca silah satın aldılar. İşte gerçek bu. Amerika’daki çeyrek milyon silahın çoğu beyazların elinde. Oysa bu beyazlar hemen hemen hiç suç işlenmeyen güvenli mahallelerde yaşıyorlar. Cinayetlerin çoğunlukla birlikte olan kişiler arasında işlenmesinin nedeni de bu; yani karı-koca, kız arkadaş-erkek arkadaş ve iş arkadaşları arasında.”

“Roger & Me”yi yapışından bu yana geçen 13 yılda Moore, yüzleşmeci, cüretkar ve eğlendirici bir tarz geliştirdi. Çektiği belgeseller sorgulayıcı düşüncelere olan örgensel yaklaşımına birer örnek niteliğinde. Moore’un iddiası şu: “Bazen, özellikle de röportajlarda, o ana bağlı kalmak en iyisidir. Esneklikten yoksun bir programla hareket ederseniz, ortaya çıkan film katı ve sınırlayıcı olur. Filmin kendi akışını bulmasını sağlamak benim için çok önemli.”

1999 baharında, ödüllü belgesel, sinema ve televizyon yapımcısı, yönetmen ve yazar Michael Moore, televizyon dizisi “The Awful Truth” üzerinde çalışıyordu. Dizi aynı yılın sonbaharında Bravo (ABD ve Kanada) ile Channel 4’da yayınlanmaya başladı. Toplum bilincinin kanalize olduğu akımları yakalamasıyla ünlenen Moore, kısa süre önce, bu dizinin “Teen Sniper School” adını verdiği kara mizah türündeki bölümünü çekti.

“Bir atış eğitmeninin henüz iki yaşındaki çocuklara bile silah kullanmasını öğretmesini sağladım. Konu bir okulda geçiyordu. Bu okulda futbol takımının kaptanının nasıl alaşağı edileceği öğretiliyordu, ya da ‘bugün anti-depresyon ilacını unuttuysan, saldırganlığından işte böyle kurtulursun’ deniyordu.” diye açıklıyor Moore.

Sansür yüzünden, bu bölüm hiç yayınlanmadı. Tamamlanmasından birkaç gün sonra, Littleton, Kolorado’daki Columbine Lisesi’nde 12 öğrenci ve bir öğretmen vurularak öldürüldü. Moore, Amerikan kültüründeki zehirli bir şeyleri, hicvetmenin ötesinde, önceden sezmiş ve bu konuda daha çok açıklama yapılması için haykırmıştı.

Moore, şunu söylüyor: “Bu konuda bir şey yapmak istedim, daha fazla bir şeyler”. Columbine olayı hakkında ciltler dolusu haberi tarayan Moore, beklenmedik tesadüfler fark etmeye başladı. Katillerden biri olan Eric Harris, gençliğinin bir kısmını Moore’un çocukluğunu geçirdiği yere moral bozucu ölçüde yakın bir hava üssünde geçirmişti. 1995’te Oklahoma’da gerçekleşen bombalama olayının faili Timothy McVeigh’in suç ortağı olan Terry Nichols ise Moore’un okuduğu okulun hemen yanındaki lisede öğrenim görmüştü. Ayrıca, USB’nin gladyatörü konumundaki Charlton Heston da Moore’un evine bir saat mesafedeki bir kasabada büyümüştü. Moore, içinde büyüdüğü bu kültür karşısında hayrete düştü.

Bundan kısa bir süre sonra, Moore, Emmy ödülüne aday gösterilen dizisinin yapımcısı ve Salter Street’in ortağı Michael Donovan’la Manhattan’da güvenli bir kafede oturmuş konuşurken olanları şöyle anlatıyor: “Silahlar konusunda film uzunluğunda bir belgesel yapma düşüncesinde olduğumu söylüyordum. Sanırım daha cümlem bile bitmemişti ki Donovan şöyle dedi: ‘Ben yapmak istiyorum. Parayı ve fonu ben hallederim’ ”.

Michael Donovan ve Salter Street Films’in diğer ortağı Charles Bishop, Moore’un bu filmi yapacak, üstelik çok iyi yapacak kişi olduğuna inanıyorlardı. “Günümüz Amerika’sında, Moore, sinema ve televizyon dünyasının en önde gelen sosyal eleştirmeni” diyor Bishop. Donovan ise ekliyor: “Michael, o sıralarda bir sonraki filmi için sağlık konusunu düşünüyordu”. Ama silah konusu daha önemli, daha acil ve daha tehlikeliydi. Anlaşıldığı gibi, Donovan da bu konuda epeyce düşünmüştü: “Columbine... Amerika’nın silah saplantısı. Bunun uluslararası bir boyutu da vardı; çünkü mikro düzeyde tabancalarla gerçekleştirilen şiddet, makro düzeyde füze ve nükleer bombalarla gerçekleştiriliyordu. Bunun tüm nedeni, konunun gerçekliğine orantısız tepki veren bir kültür”.

Moore’un eşi olan yapımcı Kathleen Glynn, son yirmi yıldır kocasıyla yakın bir çalışma içinde. Kathleen, eşinin efsanevi Michael Moore mizah ve büyüsünden bir şey yitirmeden daha sofistike ve gelişmiş çalışmalar üretmesine tanık olan kişi. Televizyon, kitap yazma ve belgesel çekme üçgeninde “Michael büyük ağırlığı filmlere veriyor” diyen Kathleen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu film muazzam bir belgesel. Derinliği olan bir yapım. Yüzeyde, gerçeklere dayanan ve şok edici bir film; ama her şeyden önemlisi filmin duygusal boyutu. Bu çok önemli çünkü izleyicilerin filmi izlerken gördükleri şeyler konusunda bir şeyler hissetmesini istiyorsunuz.”

Moore, konuyu biraz daha açıyor: “Başka biri yapsaydı, bu film insanlara “Hey, hadi silah manyaklarının peşine takılıp, onlara gülelim’ dedirtebilirdi. Ama insanlar sinemaya hırpalanmak ya da ders almak için gitmiyorlar. İnsanlar iyi filmleri izlemeye gidiyorlar, çünkü kendilerine meydan okunmasının yanı sıra, eğlenmekten de kesinlikle hoşlanıyorlar. Peki o halde onları nasıl hem eğlendireceğiz, hem de önemli sorular soracağız?”.

Moore, burada korku teorisini tekrar vurgulamaktan rahatsız değil: “İnsan beyninde bir şey var. Korkmayı seviyoruz, korku filmlerine bayılıyoruz, Cadılar Bayramı’nı seviyoruz. Bence bu, çok derinlerde yatan ‘ya savaş ya da kaç’ mekanizmamıza bağlı. Bu düğmeye basılmasını arzuluyoruz. Tehlikeyi algılayıp, kaçmamızı sağlayan düğme bu. Ama bir fark var: Filmlerle korkmak başka bir şey; haberler ya da kurgu olmayan şovlardan, ya da sizi her an öldürebilecek bir kötülüğün var olduğunu söyleyen başkanınızı izlemek başka bir şey.”

Yapımcı Charles Bishop’ın olaya bakış açısına göre ise “Benim Cici Silahım ” zaten çok iyi bir fikir olarak başlamıştı. Yapım ilerledikçe, haberlerde verilen olaylar filmi daha da önemli bir konuma yerleştirdi: “Anlaşılması gereken en önemli nokta şu: Film önce ağırlıklı olarak Columbine olaylarına yoğunlaşacaktı ama birkaç ay sonra, Flint’te, 6 yaşındaki Kayla Rolland yine 6 yaşındaki bir oğlan çocuğu tarafından vurularak öldürüldü. Flint, Micheal’ın doğup büyüdüğü kasabaydı ve bu olay onu derinden etkilediği için, filmin odak noktası Columbine’dan Flint’e yöneldi.”

Donovan, büyük bir gururla, “Bu belgesel en büyük beklentilerimizi bile aştı” diyor ve devam ediyor: “Bu film yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığında, düşündüğümden 10 kat daha güçlü bir yapıt oldu. 11 Eylül, hem Micheal’ı hem de filmi bütünüyle değiştirdi. O sırada Los Angeles’taydı. New York’a dönecek uçak bulamadığı için ülkeyi bir uçtan bir uca arabayla geçmek zorunda kaldı. Bunu ilk kez yapıyormuş. Yolculuğu sırasında, herkes 11 Eylül olaylarını konuşuyormuş. Böylece Amerikan halkının o anki ıstırabını hissetmiş”.

Los Angeles’tan New York’a arabayla 3 gün sürecek olan yolculuk, sonradan kapsamlı bir Amerika turuna dönüştü. Moore ve Glynn güneyden dolaşmaya karar verdiler ve Oklahoma- Texas-Missouri güzergâhını izlediler. Moore, yolculuk hakkında şunları söylüyor: “Sanırım 11 Eylül’den önce film konusunda sanki yolumuzu bulmaya çalışıyor gibiydik. Bu yolculuk sırasında insanlarla konuştuk. İnsanların neler söyleyeceğini bilmek istiyorduk. O hafta içinde, kana susamış intikam çığlıkları olmamasına çok şaşırdım. Çok fazla keder, matem ve pek çok soru vardı. Neden? Bunu kim yapmış olabilir? Bizden neden nefret ediyorlar? Biz ne yaptık? Bu his çok güçlüydü ve bana bu filmin evrensel tabloya nasıl da uyduğunu düşündürdü”.

Moore’un kafasındaki genel tablo, sadece çapı değişen, sürekli olarak tekrarlanan saldırgan ve paranoyak davranış modelleriydi. “Bu filmi on yıl önce de aynı kolaylıkla yapabilirdim, çünkü bu film Columbine hakkında değil, hatta silahlar hakkında bile değil. Amerika o zaman da aynıydı. Bu, bizim korku kültürümüzle ve bu korkunun bizi hem evde, hem de uluslararası çapta şiddete yöneltmesiyle ilgili” diyor Moore.

Moore’un yaptığı 200 saatlik çekimlerin bir kısmı, Moore’un adeta imzası hâline gelmiş doğrudan yüzleşme sanatını içeren bir bölüme ayrılmıştı. Akademik olmak kolay; zararsız tanıklarla röportaj yapmak da kolay; ama bir belgeselde olayın kaynağı olan kişi ya da kuruluşlarla yüzleşmek bir sinema gerekliliği. “Micheal’ın tekniğini anlatmanın en kısa yolu şu: O başkalarının sormuş olabilmeyi diledikleri soruları soruyor” diyen Kathleen Glynn sözlerini şöyle açıklıyor: “Bunu şöyle netleştireyim: Michael’ın sorularını yönelttiği kişiler, halkın dürüstçe bu soruları yanıtlayabileceğine inandığı kişiler”.

“Bir röportaj yaklaştığında heyecanlanıyor ve şöyle düşünüyorsunuz: ‘Ah, bu çok iyi olacak’. Bu zamanların çoğunda onun yanında olur ve şöyle düşünürüm: ‘Aman Tanrım, bunu yaptığına inanamıyorum’. Onu izlemek bir ameliyatı izlemek gibidir; olay çok hassastır, çok dikkatli ve tüm hazırlıkları doğru yaptığınıza emin olmak zorundasınızdır; ayrıca, hastayı açtığınızda, içinden ne çıkacağını bilemeseniz de bulacağınız her şeye hazırlıklı olmalısınız”. Moore, yaptığı filmlerin her ne kadar kendi görüşünü yansıttığının farkında ise de, bu röportajların kendini belgesel çerçevesinde tutmaya yaradığını düşünüyor. Kendisi için çok ama çok önemli olan bir şey var: Sunduğu konu ve röportajlar konusunda insanların kendi kararlarını vermesi.

“Bu, Micheal’ın tamamen korkusuz olduğu anlamına gelmiyor” diyor Moore’u 20 yıldır yakından tanıyan eşi Glynn ve sözlerini şöyle noktalıyor: “O gerçekleri arayan biri. O sadece sorular soruyor ve düşündüğü gibi cevaplar almamaya kendini hazırlıyor. Böylece röportaj süreci son derece dürüst oluyor.”

Moore ise filmiyle ilgili şunları söylüyor: “Yaşlandıkça ya yumuşar ya da daha tutucu olursunuz derler. Bense daha sertleştim. Önümüzdeki hafta 48 yaşına gireceğim ve bence ‘Benim Cici Silahım ’ yaptığım filmler arasında en kışkırtıcı olanı.”


YAPIMCILAR HAKKINDA

Michael Moore (Yazar/Yapımcı/Yönetmen)

Micheal Moore, 1989’a damgasını vurmuş olan “Roger & Me”nin ödüllü yönetmeni. Bu film, kendisinin General Motors’un Başkanı Roger Smith’le şirketin küçülmesinin Flint şehri üzerindeki mahvedici etkileri konusunda yüzleşebilmek için verdiği mücadeleyi konu alıyordu. Tüm zamanların en yüksek hasılatını yapmış olan hikaye türündeki bu belgesel, 100’ü aşkın eleştirmen tarafından Yılın En İyi Filmi listesine konulmasının yanı sıra, New York Film Eleştirmenleri Topluluğu da dahil olmak üzere, En İyi Belgesel dalında Amerika’daki tüm eleştirmen ödüllerini aldı. Moore filmden elde ettiği gelirle Alternatif Medya Merkezi’ni kurdu. Bu kuruluş, bugüne dek, bağımsız film yapımcılarına ve toplumsal hareket gruplarına yarım milyon dolardan fazla yardım yaptı.

Moore, Flint’te doğdu ve büyüdü. 18 yaşında okulun yönetim kurulu seçimlerine girdi ve kazandı. Böylece Amerika’da kamu görevine seçilen en genç kişilerden biri oldu. 22 yaşına geldiğinde, ülkenin en saygı gören alternatif gazetelerinden biri olan The Flint Voice’u kurdu ve 10 yıl boyunca editörlüğünü yürüttü. 1990’ların ortalarında, Moore, önce NBC, sonra da FOX’ta yayınlanan “TV Nation” adlı Emmy ödüllü dizinin yapımcı, yönetmen, yazar ve sunuculuğunu yaptı.

Çok yönlü sanatçı, ayrıca, komedi tarzındaki sinema filmi “The Canadian Bacon”ı (Un Certain Regard, Cannes 1995) yazdı ve yönetti. Moore’un ikinci ödüllü belgesel filmi “The Big One” Amerika’nın dört bir yanındaki büyük şirketlerin ve duyarsız politikacıların açgözlülük ve yanlışlarını sergiledi. Bu film, ayrıca, Nike firmasını Endonezya’daki fabrikasında çocuk çalıştırma uygulamasına son vermeye zorladı.

Moore, yazar olarak da best-seller kitaplara imza attı. New York Times gazetesinin En Çok Satan Kitaplar listesinde haftalarca kalan “Downsize This! Random Threats from an Unarmed American” ve eşi Kathleen Glynn’le birlikte yazdığı “Advenures in a TV Nation” bu kitaplardan ikisidir.

1999 ve 2000 yıllarında, Moore, Bravo (ABD ve Kanada) ve Channel 4 (B.B.) için çektiği, iki kez Emmy’ye aday gösterilen “The Awful Truth”un yapımcısıydı. LA Times bu dizi için şunları yazdı: “Televizyondaki en zekice, en komik... politik hiciv.”

Michael Moore, ayrıca, hem REM, hem de Rage Against the Machine adlı müzik gruplarının kliplerini de yönetti. “Politically Incorrect”, “The Late Show with David Letterman” ve “Late Night with Conan O’Brien” gibi talk-show’lara pek çok kez konuk olan Moore’un son kitabı “Stupid White Men and other Sorry Excuses for the State of the Nation” da politik mizah tarzında. Geçtiğimiz 9 hafta boyunca New York Times’da liste başı olan kitap Kanada ve Büyük Britanya’da da bir numara (ve 19. Baskısı yapıldı).


Kathleen Glynn (Yapımcı)

Kathleen Glynn, 4 filmi ve iki televizyon dizisi olmak üzere tüm yapıtlarında Michael Moore’la çalışmış Emmy ve Montreux ödüllü bir yapımcı. “Roger & Me” ile yapımcılığa başlayan Glynn, ardından “Canadian Bacon” (Un Certain Regard, Cannes 1995), “The Big One” ve şimdi de “Benim Cici Silahım ”a yapımcı olarak imza attı. Kathleen, ayrıca, Emmy ödüllü “TV Nation” ve “The Awful Truth” adlı televizyon dizilerini de yaptı. Kathleen Glynn, Dog Eat Dog Films’in yöneticisi.


Michael Donovan (Yapımcı)

Michael Donovan, Alliance Atlantis’in sahibi olduğu Kanadalı film ve televizyon yapımcılığı firması Salter Street Films’in kurucularından biri. Donovan’ın Kanada film ve televizyon programlarının yaratım, finansman, yapım ve pazarlamasında 24 yıllık tecrübeye sahip. Kanada televizyon endüstrisindeki başarılı kariyeri 12 Gemini Ödülü ve 3 Uluslararası Emmy adaylığını içeriyor.



Charles Bishop (Yapımcı)

Salter Street Films’in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olmasının yanı sıra, Charles Bishop, Alliance Atlantic Entertainment’ın dünya çapındaki tüm televizyon dizilerinin yapımından da sorumlu. Bishop’ın film ve televizyon dizisi yapımcılığında 20 yıla yaklaşan bir geçmişi var. 1998 yılında Salter Street Films’e satmadan önce, Bishop, Nova Scotia’da kendi firmasının başındaydı.

Bishop’ın kazandığı ulusal ve uluslararası ödüllerin bir kısmı şunlardır: “The Gemini - 2000 Yılı En İyi Enformasyon Dizisi, The Gemini – 1998 Yılı En İyi Dram Kısa Programı, 1998 Can-Pro En İyi Belgesel Dizi Ödülü.

Jim Czarnecki (Yapımcı)

Jim Czarnecki ile Micheal Moore 10 yılı aşkın bir süredir hem özel, hem de iş hayatlarında yakın birer dostlar. Bu dostluk Emmy ödüllü “TV Nation”la başlamış ve “The Awful Truth”, “Canadian Bacon” ve “The Big One”la sürmüş. Jim, Micheal’la çalışmaya başlamadan önce de New York sinema camiasında isim yapmış bir yapımcı. Kendisi Sandra Bernhard’ın tek kişilik oyunu “Without You, I’m Nothing”in film uyarlaması olan “Sid & Nancy”, ve “Pee Wee’s Playhouse” gibi yapımlara imza atmış. Jim, ayrıca, Harmony Korine’in “Julien Donkey Boy”unun yapım sorumluluğunu, “Love Liza”nın baş yapımcılığını üstlenmiş. Ridley Scott and Associates’in (RSA) Baş Yapımcılığını yürüttüğü dönemde ise, Martin Scorsese, Oliver Stone, Spike Lee, Chris Cunningham ve Woody Allen’ın yönetmenliğini yaptığı reklam filmlerine baş yapımcı olarak imza atmış.

Wolfram Tichy (Yapım Sorumlusu)

Wolfram Tichy, TiMe Medienvertriebs GmbH’in ve TiMe Film- und TV Produktions GmbH’in tek kurucusu ve sahibi. Ayrıca Alman Çocuk Sineması’nın kurulmasını sağlamış kişi olan Tichy, Frankfurt’taki çığır açan Alman belediye sinemasının da kurucusu.

1977 ile 1985 yılları arasında Tichy, Wagner-Hallig Film’in gelirler sorumlusu, 1985 ile 1989 yılları arasında ise Beta-Taurus’un sinema filmleri departmanının başkan vekiliydi. Tichy 1989’da kendi şirketi TiMe Medienvertriebs GmbH’i kurdu. Vancouver yapımı ZDF mini dizisi “The Minikins”i yazan iki kişiden biri olan Tichy, 1993’te TiMe Film- und TV Produktions GmbH’i kurdu ve başarılı televizyon dizisi “Lexx”e imza attı.

Bir çok biyografi yazmanın yanı sıra, Tichy, 20’den fazla film ve dizinin yapımcılığını, ortak ve/veya baş yapımcılığını üstlenmiştir. Bu film ve dizilerden bazıları şunlardır: “Deeply”, “Eisenstein”, “Where Eskimos Live”, “Love The Hard Way” ve “Myth Quest” adlı televizyon dizisi. “Benim Cici Silahım ” Tichy’nin Salter Street Films’le 4. Ortak yapımı. Bu ortaklık “Lexx”in üç dönemlik başarısıyla başlamıştı.

Aldığı Ödüller

 50. San Sebastien Uluslararası Film Festivali 2003 - Pearl Halk Ödülü
 Sao Paolo Film Festivali 2002 - ...
Devamı için tıklayın...
 50. San Sebastien Uluslararası Film Festivali 2003 - Pearl Halk Ödülü
 Sao Paolo Film Festivali 2002 - En İyi Belgesel Film Halk Ödülü
 Vancouver Uluslararası Film Festivali 2002 - En Popüler Film Ödülü
 Uluslarası Belgeselciler Derneği (IDA) - Yüzyılın En İyi Belgesel Filmi
 Bergen Uluslararası Film Festivali 2002 - Halk Ödülü
 National Board of Review 2002 - En İyi Belgesel Film
 Southeastern Film Eleştirmenleri Birliği 2002 - En İyi Belgesel Film
 Toronto Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri 2002 - En İyi Belgesel Film
 Golden Satellite Ödülleri 2003 - En İyi Belgesel Film adayı
 Independent Spirits Ödülleri 2003 - En İyi Belgesel Film adayı
 Broadcast Film Eleştirmenleri Birliği- Haftanın Filmi
 Telluride Film Festivali - Açılış Gecesi Filmi
 Denver Film Festivali - Kapanış Gecesi Filmi
 Flanders Film Festivali
 Rio de Janeiro Uluslararası Film Festivali
 New Orleans Film Festivali
 Kansas City Film Festivali
 Mill Valley Film Festivali
 Sarajevo Film Festivali
 Filmfest Hamburg



Benim Cici Silahım! Yorum Yaz




"Yorumlar küfür hakaret ve müstehcenlik içeremez. Bu kurallara uymayan yorumlar silinecektir."
Toplam 4 Yorum
  • Film Notu 10/10
    lostrocker 17.10.2007 01:47:00
    aslında yalnızca amerika değil bütün dünyayı ilgilendiren dehşet verici bir belgesel-film muhakkak izlenmesi ve izletilmesi gereken bir başyapıt
  • Film Notu 10/10
    =MeLaNCHoLY= 2.8.2005 01:43:00
    Çok harika bir film-belgesel...Zaten Michael Moore müthiş bi adam...Herşey gayet çıplak..Zorla izletilmesi gereken bir film...
  • Film Notu 10/10
    ışıl 7.6.2003 12:29:00
    belkide türkiyede şu amerikan toplumuna olan hayranlık ve ezilmişlik duygusu biraz olsun gitmiştir.tek kelimeyle superdi
  • Film Notu 8/10
    Hasan KENDİRCİ 1.3.2003 14:03:00
    Çok önemli bir film. Mutlaka görülmesi gerekir. Yalnız klasik bir hikaye değil bir belgesel olduğunu hatılatmalıyım. İçinde bulunduğumuz bu savaş ve şiddet atmosferinde Amerikan politikalarını anlamamıza yardım ediyor bu film. Kaçırmayın derim.

Benim Cici Silahım! Filminin Oyuncuları


Vizyondaki Filmler

Hangi Film Nerede Oynuyor