BİR ÇİFTİN BİRLEŞMESİ ÜZERİNE DENEMELER

5.9.2001
BİR ÇİFTİN BİRLEŞMESİ ÜZERİNE DENEMELER

Ve sonunda ikisi bir arada... Birisi en popüler dönemini yaşayan, Amerika’nın ve Hollywood etkisindeki tüm üçüncü dünya ülkelerinin biricik sevgilisi, taze Oscar galibi Julia Roberts; bir diğeri ise çıtırlık mertebesinden –şu son 3-4 yılda oynadığı filmlerle- usta oyuncu statüsüne yükselen Brad Pitt! İkisi de 90’ların en önemli yıldızlarından... “The Mexican” ise bu özelliğiyle daha afişleri ortaya çıktıktan itibaren herkesin ilgisini üzerine çekti... İki yıldızdan olağanüstü bir performans, inanılmaz şirin, insanı derinden etkileyecek bir aşk filmi ya da pembe bulutlar üzerinde gezinen bir romantik komedi bekleniyordu. Tabii ki kazın ayağı öyle olmadı... filme (afişte gördükleri dışında hiçbirşey bilmeden) gidenler bütün film boyunca ideal çiftlerini ayrı görmeye, olağanüstü bir peri masalı yerine dünyevi ilişkileri sorgulayan bir filme girince “The Mexican” öyle beklendiği gibi fırtınalar estiremedi...

Gerçek şu ki beklenenden daha farklı bir filmle karşı karşıyayız. Herşeyden önce Roberts ve Pitt filmin büyük bölümünde birbirlerinin yüzünü görmüyorlar. Jerry (Pitt) Meksika’nın uçsuz bucaksız topraklarında, lanetli olduğuna inanılan “The Mexican” adlı bir silahın peşinde koşarken, Sam (Roberts) ise Jerry’nin silahı getirmesini garantiye almak için rehin alınıyor ve neredeyse iki farklı film oluşturuluyor. (filmi izlerken içimden “Yeni Sinemacılar”ın Gemide ve Azize’de kullandığı formülü kullansalarmış keşke diye içimden geçirmedim değil.) Konu oldukça sade... entrikalar yerli yerli yerinde bir kara komedi havası yaratıyor. Senaryo ise aynı şeyleri çok fazla tekrarlamadan, ama belirli bir eksenin çevresinden de ayrılmadan tutarlı diyaloglardan oluşuyor. Film aslında macera, gerilim, komedi, dram gibi pek çok türü içinde barındırıyor. Yönetmen Gore Verbinski (Mouse Hunt) ise bu “türler birleşimi” denemesini eline yüzüne bulaştırmadan bizlere sunuyor. Verbinski’nin filmi özene bezene hazırladığı her halinden belli! Yönetmen karşımıza çıkardığı bu eli yüzü düzgün filmle de henüz üçüncü filmi olmasına rağmen geleceğe dair olumlu sinyaller veriyor.

Film iki ayrı kolda ilerlediği için iki bölümü de ayrı ayrı incelemek gerekiyor kanımca... İki bölüm karşılaştırılınca Roberts’ın yer aldığı bölümler daha beğenilesi... (zaten filmi izleyen çoğu kişi de böyle düşünüyor.) Çünkü Pitt’in yer aldığı bölümler biraz daha es geçilmiş gibi geldi bana. Her ne kadar Jerry’nin yaşadıkları filmin omurgası niteliğinde olsa ve filmi yönlendirse de, bu bölümlerdeki olaylar seyirci tarafından kolayca tüketiliyor ve dikkatler Sam ile onu kaçıran gay tetikçi Leroy arasında geçen yol hikayesine toplanıyor. İkisi biraraya geldiğinde ise herkes (Jerry ve Sam yerine) Julia ve Brad’e odaklanıyor. Sürekli didişen bu çiftin kimyalarının uyuşup uyuşmadığı inceleniyor. (bence fena halde uyuşmuş) Tabii ki bunun en önemli nedeni iki seksi yıldızın bir araya gelmesi değil; oynadıkları karakterlerin (ilgi) çekiciliği! Jerry ve Sam çok farklı karakterler ve ikisi de o kadar duygusal ki seyircinin onlara kayıtsız kalması mümkün değil. Filmin bir diğer önemli karakteri Leroy (Sopranos’dan Gandolfini) ise filmin başlarında silik gözükse de sonradan filmin üçüncü yıldızı oluveriyor birden.

Görüntü açısından ise çok farklı denemelerle karşılaşıyoruz. Meksika’da ve Vegas’ta kullanılan renkler ve odaklanılan ayrıntılar birbirinden farklı. Bunun dışında filmde yer alan üçüncü hikaye (Mexican’ın hikayesi) için hazırlanan eski Meksika görüntüleri ise parmak ısırtıyor.

Üç ayrı öykü, pek çok farklı karakter ve bu karakterlerin yarattığı dram, aksiyon, komedi, gerilim vs. Bir çırpıda tüketiliyor, ancak bu “çorba” misali karışım izleyicinin çoğunun hoşuna gitmemiş. Yine de benim kanaatim Verbinski’nin gerek senaryoda gerekse kurguda bu işin altından kalktığı yönünde. Yalnızca yönetmenin zaten cümbüş karmaşasında geçen filmde daha fazla atraksiyon ve heyecan amacıyla devamlılığı tehlikeye soktuğu sahneler var. (ama bunlar öyle çok dikkat edilecek ayrıntılar değiller)

Sonuç olarak The Mexican, Pitt ve Roberts gibi iki büyük yıldızı biraraya getirmek gibi ulvi bir görevi “kimilerine göre” iyi başaramıyor ama en baştan planlandığı gibi bağımsız film statüsünde çekilseydi eminim film pek çok kişi için çok değerli bir kara komedi olacaktı. Peki yıldızların, böyle bağımsız filmlerde oynayıp onları stüdyo filmlerinin muhattap olduğu pazarlama taktikleriyle daha çok seyirciye getirmelerinde ne gibi bir sakınca var? Bence çok da iyi oluyor ama seyircide oluşan yanılsamanın önüne geçilemiyor ve film klasik bir Hollywood eğlenceliği gibi beklenirken oluşan bu hayal kırıklığı filmi baltalıyor. Aslında biz çok daha kötü filmler gördük bunu kabul etmek gerek!

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler