BOHEM RÜZGARLARI DEĞİRMENİ SARSARKEN

23.12.2001
BOHEM RÜZGARLARI DEĞİRMENİ SARSARKEN

Nedir bu Baz Luhrman’ın derdi? Sanırım bu Avusturalya’lı çılgının her filminden çıkışımda bunu düşüneceğim (ancak bir cevap bulabilmeyi de beklemiyorum) . Öyle ki hem klişe hem de olabildiğine radikal; özünde sadeliği barındırırken biçimde son derece cafcaflı, renkli bir anlatımla savurganlığının en üst seviyesinde... İşte bu Luhrman’ın tarzı! Pek çok sembol kullansa da, daha önce yüzlerce kere duyduğumuz öyküleri anlatsa da o her seferinde apayrı bir “şey” çıkarmayı başarıyor.

Bu yazı bohem rüzgarlarının egemenliği altında kökten değişen insanların öyküsünü ters yüz ederek, daha da karıştırıp hepsini birbirinin içine sokan bir film hakkında... MOULIN ROUGE!

Zamanın en edepsiz eğlence merkezlerinde birisi olan sevgili Kırmızı Değirmen’imizin güzel yıldızı Satine mutlu mesut şarkı söyleyip dans ederek aktris olma hayalleri kurarken, beş parasız bir “devrim çocuğu” tıfıllığına bakmadan Satine’in gönlünü çalmaya cürret eder. Öykünün geri kalan kısmında ise bu ikiliyi ayırmaya çalışan kötü adamlar, birlikte söylenen aşk şarkıları, gözyaşları ve ölüm vardır.

Öyküsünü çok çok ana hatlarıyla böyle tanımlayabileceğimiz “Moulin Rouge” tabii ki bu kadar değil. Bu sıradan öyküyü incelerken efsanelere; çılgın koreografileri izlerken Broadway showlarına ve eski dönem müzikallerine; müziklerine baktığımızda ise MTV Billboard chartlarının gözdelerine rastlıyoruz. Bir yandan Fat Boy Slim’le can can yaparken diğer yandan Yeşil Peri Kylie Minogue eşliğinde devrim naraları atıyoruz.

Luhrmann’ın bunca karmaşa içinde yapmak istediği ise çok açık! Şimdiye kadar sürekli karakterlerle bütünleşmesi sağlanmış ve izlediğinin bir film olduğu unutturulmaya çalışılmış olan seyirci Baz Luhrmann filmleriyle neye uğradığını şaşırıyor zira bir (yönetmenin deyimiyle) ‘kırmızı perde’ filminin en önemli misyonu; izlediğinin bir film olduğunu her defasında seyircinin kafasına kafasına vurmaktan ibaret. “Moulin Rouge” da bu göreviyle çıkıyor yola... Daha en baştan filmin sonunu söylemesi ve seyirciyi konuya yabancılaştırmak için elinden geleni yapması ise bunun bir göstergesi! Filmde bunun için kullanılan en önemli öğe ise müzik! Tek ortak noktaları bir zamanlarki popülariteleri olan pek çok şarkı 1890’lar Paris’inde can buluyor. Seyirici bu saldırılarla adeta nefes nefese kalıyor. Müzik dışında kullanılan kostümlerin, olayın geçtiği mekanın, yapılan makyajların da son derece abartılı olması gerekiyor. Bütün bunlarla Moulin Rouge zaman zaman işi abartarak adeta bir çizgi film estetiği kazanıyor ama toparlayıp seyirciyi helak eden acılı aşk öyküsüne dönmesi de hiç zor olmuyor. Çünkü bu sanal ortamda yönetmen istediği gibi at koşturma özgürlüğüne sahip. Aslında bu olanağa sahip olmasında filmin bir müzikal olması da yönetmene inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. (Bu aşamada bir önceki filmi “William Shakespeare’s Romeo + Juliet” te Shakespeare’i günümüz dünyasında yozlaştırarak daha zor bir işin altından kalktığı düşünülebilir.) Ancak filmin güzelliği yalnızca müzikal karakterine bel bağlayarak özgürlüğünü oluşturmaktan çok, üstünde tepindiği bu platformun da eskimiş civatalarını yenilemesinden ileri geliyor.

Luhrmann kamera ve kurgu hakimiyetini oyuncular üzerinde de göstermiş anlaşılan, Ewan McGregor ve Nicole Kidman şimdiye kadar canlandırdıklarından çok farklı tiplemelerle oldukça başarılılar. Filmde yer alan yan oyuncular ise birinci sınıf bir oyun çıkarmışlar. Dönemin efsane ressamı Toulouse-Lautrec rolünde John Leguizamo ve en son İstanbul Film Festivali’ne katılan “Topsy Turvy”de izledigimiz Jim Broadbent adeta döktürüyorlar.

Moulin Rouge genel olarak Bohem gençliğinin belirlediği; Özgürlük,
Gerçek, Güzellik ve tabii ki Aşk temalarında yoğunlaşıyor. Bohem hayatının getirdiği hafiflikle karanlık salonlarda rahatlamamızı istiyor ve Orpheus mitinden yola çıkılarak hazırlanan öyküsünde de gerçekleştirdiği mütevazi sloganını da dilinden eksik etmiyor. ‘Hayatta öğrenebileceğin en büyük şey sevmek ve karşılığında sevilmektir.’ Bunun dışında çok derin anlamlar aramak tek derdi görsellik olan bu kaçık yönetmenin filmine yapılmış bir haksızlık olur mutlaka!

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler