Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği filmin detayları için tıklayın Tüm Kritikler

FENOMENİN İLK HALKASI

23.12.2001
FENOMENİN İLK HALKASI

İnsanlar ikiye ayrılır derler; Lord Of The Rings’i okuyanlar ve okuyacak olanlar... Sanırım ben iki kategoriye de girmiyorum. Tolkien’in Hobbit’ini sıkıla sıkıla okuduktan sonra, bir de Lord Of The Rings çekemeyeceğim diyerek birinci cildini yarıda bırakmıştım. O yüzden filmi, olayları çok iyi bilmeden ama karakterleri de yarı yarıya tanıyarak izledim. İlginç bir deneyimdi...

Yüzüklerin Efendisi, edebiyat dünyasında kayıtsız şartsız ‘bir efsane’! Filminin çekilmesinin de olaylar yaratması ve bu versiyonunun bir fenomene dönüşmesi son derece normal aslında. İşte bu aşamada Peter Jackson büyük bir cesaret örneği sergileyerek yıllardır pek çok kişinin kafasında şekillenen Orta Dünya yaratıklarını kanlı canlı hale getirmeye kalkıştı. Ancak anlamadığım bir şekilde, şimdiye kadar sinema tarihinde büyük bir hit çıkartamamış, New Line Cinema üç filme ayıra ayıra 300 Milyon Dolar ayırmış. Filmde en rahatsız olduğum unsurlardan, görsel efekt konusunda bunun eksikliği fazlasıyla hissedilir durumda. (Aslında belki de bende bir sorun vardır çünkü geçtiğimiz sene Akademi, fazlaca ‘sanal’ bulduğum Gladiator’un görsel efektlerine Oscar vermişti.) Ancak Lord Of The Rings’in ilk halkası “Fellowship Of The Ring”de Trol ve Balrog saldırıları, açılıştaki savaş sahnelerinde zaman zaman çizgi filmlere yakın görüntülerle karşılaşıyoruz. Hele hele Frodo’nun (Elijah Wood) bazı sahnelerde adeta bas bas ‘Beni bilgisayarda kısalttılar sonra da bu sahneye eklediler’ diye bağırdığını duyuyoruz. Filmi izlerken o diktikleri binlerce çiçeğe verecekleri parayla biraz daha iyi bir teknoloji kullansalarmış diye içimden geçirmedim değil.

Bunun dışında filmde beni rahatsız eden tek unsur kurgulanışı. Montaj masasının başına geçen John Gilbert’ın çıkardığı işi fazlasıyla vasat bulduğumu söylemek isterim. Özellikle “Yüzük Kardeşliği” ekibinin bilumum yaratıkla girdikleri çatışma sahnelerinde başvurulan, ‘Ne çekilmişse koyalım abi’ mantığı bence pek yararlı olmamış ve bu hızlı kurgulanış filmin geneline de uymamış. Bunun dışında kimi zaman da (bkz. Lady Arwen’in Kara Süvarilerce kovalandığı sahneler) heyecanı artırmak uğruna devamlılık tehlikeye sokulmuş.

Yazıya kötü başladık ama Lord Of The Rings’i sırf bu nedenlerle kötü diye nitelendirmek haksızlık olur. Peter Jackson başta olmak üzere bütün ekibin kendini bu projeye adadığı belli. Görsel Efektlerdeki kimi beceriksizliklere rağmen. Filmdeki set tasarımlarının eşsize yakın olduğunu söylemek abartı olmaz sanırım. Ekip Orta Dünya’yı yaratmak konusunda gerçekten de özenli davranmış. Makyaj ve görüntü yönetmenliği de öyküyü güçlendiren unsurlar arasında. Kitabı okumadığım için senaryonun ne kadar iyi kurgulandığını incelemek benim haddime değil tabii ki. Ancak şunu söyleyebilirim ki yalnızca bir film olarak baktığınızda dört dörtlük bir işle karşı karşıya olduğumuzu belirtebiliriz.

Filmin oyuncu kadrosu ise çok iyi isimlerden oluşuyor. (Aslında oyuncuların performansından çok şuna dikkat çekmek gerekiyor ki kastı hazırlayanlar, neredeyse kitabı okuyanların beynine girercesine herkesin hayalindeki tiplemeleri karşımıza çıkarmışlar.) Filmin asıl yükünü taşıyan Elijah Wood ve Sir Ian McKellen film boyunca birbirinden rol çalarken Viggo Mortensen, Hugo Weaving ve Ian Holm gibi tatlı sürprizler de var. Bunun dışında öykünün iki hatunu Cate Blanchett ve Liv Tyler (nedense kadroda bulunması pek çok kişiyi rahatsız etti) bulundukları bölümlerde neredeyse tek ilgi odağı olmayı beceriyorlar.

“Heavenly Creatures”da patlayasıya alkışladığım Peter Jackson bir Tolkien fanatiği olarak rüyalarını gerçekleştirmekten memnun olsa gerek. Diğer takıntılıların filmi nasıl bulacağını ise zamanla göreceğiz. Ancak şunu kabul etmek gerekiyor Jackson, izleyicinin üç saat boyunca Orta Dünya semalarında keyifle süzülmesine önderlik ederek zor bir görevin altından kalkmayı bilmiş.

Sonuçta elimizde samimi bir biçimde kotarılmış eli yüzü düzgün bir uyarlama var. Peki daha fazlası? ... aslına bakarsanız pek yok! Her ne kadar ‘Fantastik sinemanın yıllar sonra görkemli dönüşü’nü simgeliyormuş gibi görünse de “Lord Of The Rings”in bu kadar gürültü koparması kitabın popülerliğinden kaynaklanıyor elbette. Şu tarihten itibaren bu tarz filmlerde bir artış görülür mü bilmiyorum ama eğer görülürse de bunun baş nedeni elimizdeki serinin benliğinden çok getirdiği gişe hasılatı olacaktır. Sonuçta “Fellowship Of The Ring” (hepsinin aynı anda çekildiği düşünülürse) serinin diğer iki halkasının da sinema açısından bir yenilik içermediği hatta tamamiyle “old-style” çekildiği ortada. (Yazık ki Jackson şimdiye kadar tanık olunan çılgın fikirlerini burada işletmemiş-gerçi böyle bir şey yapsaydı yüzbinlerce insan tarafından taşlanma ihtimali de var.) Özellikle son dönemde ortaya çıkarılan Star Wars vs. Lord Of The Rings kavgasının da ne kadar geçersiz olduğu anlaşılabilir. Star Wars yalnızca bir türü canlandırmakla kalmamış aynı zamanda onun yapıtaşlarını da oluşturmuştu. Lord Of The Rings ise edebiyat dünyasında Star Wars’un misyonunu gerçekleştirmekle beraber sinemada bunu başarmaktan uzak. Sizi bilmem ama benim için “Yeni Binyılın İlk Sinema Efsanesi” yeni binyılın yeni tekniklerini, kurgularını ve kurallarını oluşturan ve bunları daha pek çok filme de aşılayabilen bir film olmalı ve “Yüzüklerin Efendisi” Orta Dünya’ya hükmetmekte iddialı olsa da gönlümdeki tahttan “Matrix”i indirebilmiş değil....

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler