BİR BAŞARISIZLIK ÖYKÜSÜ

28.9.2002
BİR BAŞARISIZLIK ÖYKÜSÜ

Türk Filmlerini, bırakın önyargıyı tamamiyle iyimser bir biçimde izlemeye çalışırım. Zaman zaman kimi güçlü örneklerde buna hiç gerek kalmaz ama itiraf edeyim gayet vasat filmlere de cok anlayışlı davrandığımı söyleyebilirim. Ama aylardan beri reklamı yapılan, üstüne üstlük onlarca ülkede de vizyona girecek olan Mumya Firarda için iyimser yönde çok az laf edebilirim herhalde.

Filmimiz karakterleri tanıtmak amacıyla çekilmiş ve saniyelerle ölçülen uzunluklarda bulunan sahnelerin anlamsız bir biçimde kurgulanmasıyla başlıyor. İktidarsızlığna çare bulamayan zengin işadamı Cahit, Mısır’dan afrodizyak etkisi yaratacak 4.Ramses’in mumyasını İstanbul’a getirtiyor. Ancak mumyanın konduğu tabut başka bir tabutla karışınca, İşin içine fotoğrafçı kılığındaki MIT ajanı Ahmet,20 yıldır hiçbir başarıya imza atamamış Komser Ekrem ve daha nice renkli karakter giriyor. Ardından da uluslararası bir kovalamaca başlıyor.

Erdal Murat Aktaş’ın bu projesini ilk duyduğumda oldukça meraklanmıştım ve sevinmiştim. Çünkü proje için sarfedilen sözler oldukça çekiciydi. Herşeyi bırakın aksiyonun bile –hiç- denecek kadar az çekildiği bir ülkede komedi-aksiyona kalkışmıştı. Bugün filmden çıktığımda ise filmin yurtdışında vizyona girecek olmasından utandığımı açık açık belirtmeliyim. Peki bu filmde bu kadar asap bozucu ne var? İşte yanıtlar;

Oyuncu kadrosu; tam bir beceriksizler topluluğu! Başrolünden en küçük rolüne kadar… Öyle ki oyunculuklarla ilgili bir sıralama yaptığımızda Şebnem Dönmez kendine üst sıralarda bir yer bulabilir. Oynadığı ilk film olmamasına rağmen bizim ilk kez perdede izleyebildiğimiz popun karizmatik şahsiyeti Teoman, “baston yutmuş” ibaresini her yönüyle hakediyor. Gözlerinde bir anlam arıyorsunuz ama bulamıyorsunuz, aksiyon sahnelerinde çeviklik arıyorsunuz.. o da yok. Sevdiğine aşkını itiraf ederken ise adeta önüne bir kağıt koymuşlar da onu ilkokul törenlerinde kürsüde okuyor edasıyla konuşuyor. Neyse bu kadar da yüklenmeyelim çünkü diğerlerinin de ondan aşağı kalır yanı yok. Mısırlı oyuncular tam bir felaket! Özellikle filmin sonlarında Profesörün Cahit tarafından kaçırıldığı sahnedeki korku mimikleri bize Hint filmlerinde sık sık karşılaştığımız o büyülü performansları hatırlatıyor. Rolleri çok kısa olmasına rağmen Tuba Ünsal, İlhan Şeşen, Acun Ilıcalı gibi isimler de gayet sinir bozucu olmayı başarabiliyorlar. Aslında oyuncuların performansını etkileyen bir sorun da senaryo! Örneğin filmin herhalde en iyi performans gösteren kişileri Nurseli İdiz ve Tarık Papuccuoğlu’nun ilk sahnelerinde salon kahkahalarla doluyor ama bu ikili bütün film boyunca yalnızca “Kalkmıyo Selma” ve “Saçmalama Cahit” diyaloglarıyla yaptıklarını tekrar ederek can sıkmaya başlıyorlar. Son zamanların en yetenekli oyuncularından biri olarak gördüğüm Nurgül Yeşilçay bile çoğu yerde tutukluğunu üzerinden atamıyor. Filmin başrolünde gösterilen Selami Şahin ise oldukça ilginç bir vaka. Şunu kabul etmek gerek Şahin film boyunca baştan sona gülmemizi sağlayan neredeyse tek olgu. Sağlam bir oyuncu olduğu söylenemez ayrıca onun bulunduğu bölümleri de komik yapan Şahin'in kendine has mimikleri ve vücut hareketleri olsa gerek.

Filmin aksiyon sahneleri ise asap bozucu bir başka özellik. Tüm macera filmlerinde kullanılan klişeler burada da kullanılmış ancak yapaylıkları fena halde sırıtıyor. Özellikle sonlarında artık sinirden gülmeye başlıyorsunuz. Örneğin arabalı kovalama sahnelerinin olmazsa olmaz nesneleri ağır vasıtlar burada da karşımıza çıkıyor. Kahramanlarımızı kovalayan arabalardan birine o sırada yoldan geçen dozerin geçirmesini anlayabiliyoruz ama arabayı metrelerce uzağa sürüklemesini ve oradaki duvara zoraki bindirmesini “Dozerin freni patladı herhalde” teorisi dışında açıklamak mümkün değil. Biraz sonra ise –yine klasik bir sahne- arabalarımız tam dört yol ağzına yaklaşırken bir kamyon geliyor ve yol ağzında duruyor. Bu sahnede kamyon şoförünün yolun ortasında kamyonu durdurup arkasına yaslandığını çok net görebilirsiniz. Filmin sonlarına doğru ise bir kamyonetin arkasına tutunarak kötü adamları takip eden Ahmet’i ise birden yerde samanlıkların içinde görüyoruz. Kahramanımızın düşüşü ve çölün ortasındaki yolun kenarında tam Teoman’ın boyutlarında bir grup samanın ne aradığı ise merak edilen unsurlar tabii ki.. Üstüne üstlük bu hataları “ama Amerikan filmlerinde de aynısı oluyor” diyerek savunmak ise mümkün değil. Show TV’de Pazar geceleri gösterilen ucuz aksiyonlarda bile bu sahnelere rastlamak zor. En azından onlar neyi yapıp neyi yapamayacaklarını biliyorlar. Bu konuda bizim sinemamızda da iyi bir örnek var, geçtiğimiz sezon vizyona giren ve çoğu kişinin izlemeden burun kıvırdığı komik isimli DeliYürek “Bumerang Cehennemi” en azından ne yapabileceğinin fakında olan kişilikli bir aksiyondu.

Bu senenin büyük prodüksiyonu Mumya Firarda, çok ender sahnelerde eğlendirebilen, özendiklerini taklit bile etmeyi beceremeyen, senaryosu sarfedilen her cümlede biraz daha sarkan, görsel efektleri sırıtan ve oyunculuk performansları ilkokul piyeslerini aratan bir yapım. Bu kadar reklama, bu kadar safsataya yazık olmuş. Üstelik elimizde “balık baştan kokar” sözünü destekleyen bir örnek de yok. Filmin sahip olduğu taze gözüken malzemeleri kokutmak ayrı beceriksizlik eseri olsa gerek. İnsanı en çok kızdıran ise, kitleleri sinemaya toplayacağı belli olan bu filmin zaten az olan seyircinin güvenini baltalama olasılığı… Mumya Firarda hakkında neler yazılır, çizilir, tepkiler nasıl olur emin değilim. Ama benim gözümde bu film, tüm çabalarıma rağmen içine bir türlü giremediğim ve her girmeye yaklaştığımda da beni zorla dışına atan bir filmdi.

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler