PARANOYA BAŞLADI

12.10.2002
PARANOYA BAŞLADI

Minority Report, bir paranoya öyküsü! Paranoyanın başrolünde ise artık komploya uğrayan kahraman rolleriyle özdeşleşmek üzere olan Tom Cruise yer alıyor. John Anderton şefi olduğu güvenlik birimine sonuna kadar güvenirken birdenbire aynı birim tarafından suçlu ilan ediliyor. Ardından da kendini temize çıkarmak için olabildiğince koşmaya başlıyor. Ancak bir süre sonra kaderinin onu yönlendirdiğini anlamaya başlıyor. “Kadere nereye kadar karşı koyabiliriz”, filmin geneline yayılmış bir tema aslında. Bunun dışında Spielberg’ün muhafazakar bakışını koruduğunu da söylemek mümkün; filmde yer alan karakterlerin sık sık boyunlarındaki haçları öpmesi, ya da istavroz çıkarması kahramanlarımızın dini bütün olduğunu gösteriyor.

Güvenlik sistemi isimleri dünyaca ünlü polisiye yazarları Agatha Christie, Arthur Conan Doyle ve Dashiell Hammett’ın önadları olan üç kahinin öngörüleriyle işliyor. Henüz test aşamasında olan bu sistemin çok büyük bir kitleyi memnun ettiği ortada, ancak Anderton başta olmak üzere çalışanları huzursuz eden belli bir grubun olduğu da hissettiriliyor filmde. Colin Farrel’ın canlandırdığı FBI görevlisi Witer da bu gurubun sözcülüğünü yapıyor ama yine de sistemin karşısındakiler hiçbir zaman tam olarak belli değil. Film daha çok birimin içindeki çalkalanmaları işliyor zaten.

Prodüksiyon tasarımları Minority Report’u incelerken ele alınması gereken en önemli unsurlar bence.3 yıl önce Spielberg’ün kurduğu 16 kişilik uzmanlardan oluşan bir ekip 2054 yılının atmosferini yaratmışlar. Çıkardıkları işin ciddiyeti ise, daha önce çekilen bilim kurguların tasarımlarıyla karşılaştırıldığında kolayca anlaşılabiliyor. Banliyölerdeki yaşam standartlarında gözle görülür bir değişiklik olmazken, şehir merkezindeki en önemli yenilik, trafik sorunun oldukça yaratıcı bir biçimde ortadan kalkması. Bunun dışında insanların yaşamlarını daha renkli hale getiren ve devletin halkı kontrol etmesini daha kolaylaştıran çeşitli araç gereçlerimiz de mevcut. Sizi kolayca içine alan bu dünyada dekoratöründen tasarımcısına kadar herkes oldukça ince bir iş çıkarmış. Filme eklenen kasvetli ve gri-mavi tonlarında cilalar da filme yedirildikten sonra uzun süre aklınızdan çıkmayacak sahnelerin altyapısı oluşturulmuş bulunuyor. Unutmadan şunu söylemek de fayda var, Spielberg aileye olan sadakatini belli edercesine, evlerin içinde geçen sahnelerde inanılmaz sıcaklıkta renkler kullanmış. Spielberg’ün kadrolu görüntü yönetmeni Janusz Kaminski yine çok başarılı ve akılda kalıcı sahnelere imza atmış. Anderton’ın precrime örgütüyle olan kovalamaca sekanslarından, gözleri sargılıyken dedektörleri alt etmeye çalıştığı sahneye, suçların görüntülendiği sanal monitör önünde kurguların yapılış sekanslarına kadar pek çok sahneyi John Williams’ın kusursuz müziği eşliğinde hafızanıza kolayca kazıyabilirsiniz. Bunun dışında Spielberg’e Er Ryan’dan miras kalan; aksiyon sahnelerindeki ttitrek kamera hareketleri de söz edilmesi gereken başka güzellik.

Filmde yer alan oyunculara gelince… Tom Cruise için söylenecek yeni bir şey yok, yine bildik bir rolle, bildik bir oyunla karşımıza çıksa da sizi kesinlikle pişman etmiyor. Ortamın yıldızı olarak bütün film boyunca abartısız bir oyun çıkarıyor. Yeni Batman adaylarından Colin Farrel ise bu rol için düşünülen Matt Damon’dan daha iyi bir seçenek ve yılların karizması Max Von Sydov; tek kelimeyle muhteşem. Yalnız bunların dışında filmde bir Samantha Morton hadisesi var ki tek başına filmi izlemek için bir neden teşkil ediyor. Onun çıktığı sahnelerde başka hiç bir şeyi görmeniz mümkün değil. Sizi hipnotize etmişcesine gözlerinizi ondan ayıramıyorsunuz. Agatha rolündeki Morton kesinlikle bu filmin yıldızı ve vazgeçilmezi öyle ki Tom Cruise’a dayalı bir filmde Cruise’dan rol çalmayı beceriyor. Sweet and Lowdown’la Oscar’a aday olan oyuncunun bu sene de adaylıkta pek zorlanmayacağını düşünüyorum.

Minority Report kesinlikle iyi bir film ama ne kadar özel olduğu tartışılır. Filmin kültürel hayatımıza yeni tartışmalar, sinemaya yeni boyutlar getirmediği ortada. Ancak bir filmin iyi olması için ille de yeni şeyler içermesine gerek yok tezini doğruluyor.2054’de geçen bir LA Confidential havasındaki senaryosuyla sinema tarihindeki pek çok iyi filme de gönderme yapıyor. Blade Runner’dan The Fugitive’e, A Clockwork Orange’a uzanan bu yelpazede sizin göreviniz ise koltuğunuza gömülüp, Dedektif John Anderton’ın kaderini değiştirmek için çırpınışlarını izlemek. Philip K. Dick’in karamsar yapısının Spielberg’ün sıcak kanlılığıyla birleşmesi kötü de bir sonuç vermiyormuş yani.

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler