Herkesin Keyfi Yerinde mi?

17.2.2010
Herkesin Keyfi Yerinde mi?

Öncelikle hatırlatmak isterim ki bu yazı 'Everybody's Fine' filminin öyküsüyle ve öykünün işleyişiyle alakalı bilgiler içeriyor. Filmi henüz izleme imkanı bulamayanların, filmi izledikten sonra yazıyı okumalarını tavsiye ederim. Eğer filmin posterine bakıp gülmek için filme gitmeyi planlayanlar varsa şimdiden uyarıyorum; filmden çıktıktan sonra ailenizle ilgili düşüncelere dalabilir, biran kendisine ilgisiz gözüktüğünüz sevgilinizin 'Hey, ne düşünüyorsun? Başka biri mi var yoksa? ' gibi sorularına maruz kalabilirsiniz.

Bazı filmler bize sıcak gelir, ya karakterde ya öyküde kendimizi, kendi hayatımızı görürüz. Robert De Niro'nun canlandırdığı dört çocuk babası, işçi emeklisi Frank Goode karakteri de yaşantımızdan yabancı olmadığımız biri. Frank,çocuklarının başarılı olması için elinden geleni yapmış; tellere kaplama yaparak evin geçimini sağlamış, ağır şartlarda çalıştığı için eve gelemediği zamanlar olmuş, kendi sağlığını bile hiçe saymış bir baba. Frank hem işinden hem de yapısından dolayı çocuklarıyla iyi iletişim kuramamış, dört çocuk da annelerine daha fazla bağlanmış. Çocuklar dertlerini, sırlarını hep anneleriyle paylaşmış. Ve bir gün anne öldüğünde Frank ile dört çocuğu arasında bağlar kopmuş.

Yukarda bahsettiklerim aslında filmde yok; filmde geçen olaylardan, diyaloglardan bu bilgileri ediniyoruz. Frank, her biri farklı yerde yaşayan çocuklarını evine yemeğe çağırıyor ve film burada başlıyor. Evet! Film sıcak bir öyküye sahip ama daha da önemlisi senaryosu doğru şekilde işlenmiş. Nedir bu doğrular? Film on dakikada bize birçok şeyi veriyor; Frank kimdir? Ekonomik ve sosyal durumu nedir? Sağlığı ne durumda? Eşi ve çocuğu var mı? Varsa neredeler? Çocuklarının meslekleri nelerdir? Frank'ın amacı nedir? Tüm bu soruların cevabını ilk on dakika hemen hemen öğreniyoruz.

Frank, binbir türlü mazaretler söyleyerek yemek davetine gelmeyen çocuklarını tek tek ziyaret ederek, onlara süpriz yapmak ister ama ziyaretleri beklediği gibi geçmez. Oğlu David'i (Austin Lysy) evinde bulamaz. Sonra diğer üç çocuğunun ziyaretine gider. Her ziyaretinde, daha önce bilmediği çocuklarının sırlarını öğrenir. Büyük kızı Amy (Kate Beckinsale) kocasından ayrılmış, yeni birisiybirisiyle beraberdir. Oğlu Robert (Sam Rockwell) orkestra şefi değil,orkestrada sadece davulcudur. Diğer kızı Rosie (Drew Barrymore) ise bir eşcinseldir ve bebeği vardır.

Senaryo olarak ikinci doğru yapılan ise, öykünün izleyiciyi sıkmasına izin verilmemesi. Hüzünlü sahnelerin arasına komik olaylar ve diyaloglar yerleştirilerek bu başarılmış.Art arda her sahne hüzünlü olsaydı, Frank'a birinci sahnede üzülürdük, ikinci sahnede üzülürdük ama üçüncü sahnede 'Yeter! ' deyip sinemadan çıkmanın yollarını arardık.
Filmin, daha doğrusu senaryonun en çok beğendiğim yönlerden bir tanesi ise bazı noktaların izleyicilere ayrıntı şekilde verilmesi, mesela Frank'ın sosyal ve ekonomik durumu: Frank yemek hazırlığı için alışveriş yapmaya gider, bir şarap alacaktır ama hangi şarabı alması gerektiğini bilmiyordur. Başka bir sahnede ise Frank oğlu Robert'in yanına vardığında Robert orkestrayla birlikte prova yapıyordur. Frank paldır küldür bavulunu taşır, ses çıkarır, orkestra rahatsız olur ama Frank'ın onlara rahatsızlık verdiğinden haberi bile olmaz. Bu iki sahneden Frank'ın kişiliği hakkında çıkarımlar yapabiliyoruz.

Ayrıntı olarak verilen diğer bir husus ise Frank'ın değişen ruh hali: Frank yolculuğuna ilk başladığında bir hayli mutludur; bilet gişesinde,trende, molada karşılaştığı insalarla konuşur, onlara çocuklarından bahseder ama David'i evinde bulamayıp Amy'nin yanına gitmek için otobüse bindiğinde, kendisine hararetli şekilde birşeyler anlatan yanındaki adama ilgi duymaz. Çünkü Robert ilk ziyaretinde hayal kırıklığı yaşamıştır, aklı David'dedir.

Filmde alt metinde verilen ise fırtınadır. Filmin başından beri fırtına bahsi geçer. Biz bu fırtına bahsinden filmde kötü bir olay olacağını anlarız. Olayların geçtiği sahnelerde hava güzeldir, fırtınadan eser yoktur ama ne zaman David ölür, işte o zaman fırtına kopar, yağmur yağmaya başlar.

Robert De Niro, bazı başarısız filmlerde ve küçük rollerde yer aldığı için eleştirilen bir isim. Kendisi bu eleştirilere 'Küçük rol yoktur, küçük aktör vardır' diyerek cevap verse de birçok kült filmde yer almış usta bir oyuncuyu sönük yapımlarda görmek gerçekten çok üzücüydü. Özellikle son on yılda başarılı bir projede yer almayan Robert De Niro bu filmle beraber ne kadar usta bir oyuncu olduğunu bizlere tekrar hatırlatıyor.

Sonuç olarak gerek sıcak öyküsü, gerek öykünün işlenişi ve gerekse oyunculuğuyla izlenesi bir film.

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler