Ethan Hunt'ın 'Sıcak' Macerası

1.7.2000
Ethan Hunt'ın 'Sıcak' Macerası

Ve nihayet; kılıktan kılığa girmelerini sağlayan maskeleri, yoğun bilgisayar donanımlı savunmaları,5 sn içinde kendini imha eden mesajlarıyla IMF ajanları tekrar gündemde! Televizyonun televizyon olduğu zamanlarda herkesi ekrana bağlayan dizilerden olan Görevimiz Tehlike’nin ikinci beyazperde versiyonu; böyle filmler için pek de alışık olmadığımız bir zamanda –ölü sezonun tam ortasında- vizyona girdi. İlk filmde hem başrolde hem de yapımcı koltuğunda gördüğümüz Tom Cruise bu filmde de (aldığı rekor parayla) yine filme dört koldan sarılmış. Yalnız filmde pek de azımsanmayacak bir değışiklik var o da yönetmeni! Aksiyon sinemasının en ilginç şahsiyetlerinden olan John Woo, karanlık adam Brian De Palma’nın yerini almış.

Bu değışiklik sayesinde iki film arasında dağlarca fark oluşmuş konumda. Görevimiz Tehlike’nin ilk bölümünde De Palma’nın karanlık ve kasvetli Avrupa kentleri yerine bu kez ekvatoral Avustralya, mekan olarak seçilmış. Son derece politik oyunlar ve entrikaların yerini koşuşturmacalı aksiyonlar almış. Kahramanlarımızın cirit attığı dışarıdan bakıldığında son derece sakin ama içten içe kaynayan kokteyler yerine de sıcak ve ateşli formatlarda İspanyol danslarıyla bezenmış partiler tercih edilmış. Hatta ilk filmde tek bir tebessümünü dahi göremediğimiz, cool bir o kadar da politik ve paranoyak olan Ethan Hunt bile birden bire herkese kolaylıkla ısınan, son derece samimi ve pek de gizlisi saklısı olmayan bir ajan haline gelmış. Kısacası politik-gerilim tarzında başlayan seri basbaya, macera olayına dönüşmüş.

ışte John Woo bu baştan aşağıya değışimi sağlayarak literatüre oldukça orjinal bir Görevimiz Tehlike kazandırmış! Söylenene göre Tom Cruise Woo’yu ikna edebilmek için çok uğraşmış. Pek de fena olmamış hani. şıddeti ve türlü türlü aksiyon sahnelerini şıirsel bir dille duygusal formata sokma ışini bu kadar iyi yapan başka bir yönetmen yoktur herhalde! Ancak ustanın yaptığı ışık ve kamera oyunları, hatta senaryoya koyduğu (çeşıtli filmlere, edebiyat eserlerine ve destanlara) akıllıca göndermeler bile, konunun sıradanlığını gizleyemiyor. Filmden çıktığınızda dizinin bir bölümünü TV yerine sinema salonunda izlemış gibi oluyorsunuz adeta… Hatta ve hatta yeni bir James Bond kültürü oluşturulmaya çalışıldığını hissediyorsunuz ama bu politikayla bunu başarmak zaten imkansız! Sürekli kabuk değıştiren bir kahramanı seyircinin bağrına basmasını bekleyemezsiniz tabii ki…

Diğer bir yandan John Woo’nun bu filme pek çok şey sağladığı da belli… Zaten kanımca filmin tek sorunu içeriği... bunların sunumu gayet mükemmel olmuş. Nitekim her John Woo filminde görmeye alıştığımız, arya eşliğinde ölümler, güvercinlerin (Bir Woo filmi deyince akla ilk gelen hayvan) ateş hattında uçuşmaları, mermiler uçuşurken yaşanılan aşklar, en heyecanlı sahnelerin mümkün olan en yavaş çekimle aktarılması kısaca aksiyon ışinin sanata dökülmesi, Woo’nun bu alandaki başarısını gözler önüne seriyor. Yine de, yönetmenin ustalığı özellikle ilk filmi çok beğenen benim gibiler için pek de yeterli değil. Aslında ilk filmle karşılaştırmadan, hatta ve hatta hiç bir şey beklemeden gidildiği takdirde M: I 2 oldukça hoş bir seyirlik ve aksiyon filmleri içerisinde de sağlam bir yere oturabilecek bir prodüksiyon. Ama benim gözümde Ethan Hunt, Hitchcockvari bir gerilime yakışan bir kahraman. IMF ajanları da son derece cool, bilekleri yerine zekalarını kullanan aynı zamanda çok rahat rol yapıp görevlerini kan davası haline getirmeyen kışilikler. (kısacası ışe duygusallık karıştırmayan şahsiyetler :) Keşke senaryodaki Notorious özentisi aşk hikayesinin yanında filmin genel atmosferi için de ustanın tarzı benimsenseydi. Tıpkı De Palma’nın yaptığı gibi…

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler