SİLAH, CAZ VE LALE

27.8.2000
SİLAH, CAZ VE LALE

Cadaloz eşıniz ve ondan aşağı kalmayan annesiyle sakin bir banliyöde yaşarken bitışiğinize mafya tarafından kellesine ödül konmuş bir kiralık katil taşınıyor. Ne Yaparsınız? Tabii ki pek çok seçenek var ama ışin içine Chicago mafyasının önde gelenleri, kiralık katilimizin öldürülmek üzere olan güzel karısı ve muayenehanenizde çalışan meraklı ve sakar asistanınızda girince –üstüne üstlük karınızın da sizin ölümünüzü beklediğini düşünürsek- ortalığın fena halde karışacağı aşıkar.
Kara komediye fena halde yatkın bu öykü; bu yıl üretkenliğinin zirvesinde olan Bruce Willis ve son yılların hit komedisi Friends’in yıldızlarından Matthew Perry’yi bir araya getiriyor. Üstüne üstlük “My Cousin Vinny”nin yönetmeni Jonathan Lynn tarafından yönetilince The Whole Nine Yards-Komşum Bir Katil merak edilesi bir film olup çıkıyor.

Film en büyük (belki de tek) gücünü oyunculardan alıyor kuşkusuz bu yıl tonlarca küçük bütçeli filmde oynayan (acaba oynamak zorunda mı kaldı? - son derece spekülatif bir durum aslında :) Bruce Willis lale takıntısını fena halde abartmış kiralık katil Jimmy “LALE” Tudesky rolüyle yine bildik bir oyunculuk sergilemesine karşın oldukça tatmin edici. Filmin yıldızı ise hiç şüphesiz televizyondaki başarısından sonra şansını şimdi de sinema alanında deneyen Matthew Perry! Perry, filmi tek başına götürecek derecede iyi bir oyunculuk sergiliyor. Bunun yanında filmde çok tatlı sürprizler de yok değil. “The Green Mile”ın Oscar adayı oyuncusu Michael Clarke Duncan, biraz kasıntı oynasa da “A Few Good Men”in teğmeni Kevin Pollak, “Species”le Hollywood’a transfer olan Natasha Hentstridge ve tabii ki filmimizin femme fatale’i Perry’nin isterik karısı rolünde Rosanna Arquette teker teker kendi şovlarını sergiliyorlar. Bu arada şimdiye kadar Türkiye’de görücüye çıkmamış olan Amanda Peet de filmi sürükleyen en önemli karakterlerden birine, Perry’nin sekreteri Jill’e hayat veriyor. Filmin en çekici bir diğer özelliği ise müziği... Filmin soundtrack’inde Charles Mingus ve George Gershwin gibi ustaların bestelerine rastlıyoruz. Bunun yanında filmde kullanılan fon müziğinde de (konuya bence cuk oturmuş) caza hissedilir bir ağırlık verilmış.

Filmin yönetmeni Jonathan Lynn ise elinden geleni yapmış gibi görünüyor. Tatmin edici bir yönetmenlikle karşı karşıyayız ama yine de bence senaryonun kurbanı oluyor. Filmin senaristi Mitchell Kapner (aynı zamanda Romeo Must Die’ın yazarı) elindeki öyküde yer alan bu malzemelerle ortalığı aleve verebilecekken kolaya kaçmış gibi geliyor. Kara Komedi tarzındaki filmlerde ortaya çıkabilecek bütün komik aksaklıklar bu filmde var ama filmin gelışme aşamasından sonra filme can veren bütün problemler seri bir hızla ve toplu bir halde (bir an önce kurtulmak istenircesine) çözülüyor. Filmin son yarım saatinde birkaç tane romantik sürprizle oyalanıyoruz sadece. Bu da filmin tüm büyüsünü bozuyor. Geçen sene bu zamanlar gösterime giren “Very Bad Things” başta olmak üzere türün sevdiğim örnekleriyle karşılaştırıldığında The Whole Nine Yards oldukça yavan kalıyor doğrusu. Yine de sıcak yaz günlerinde tercih edilebilecek ama pek de bir şey beklenmeyecek bir film.

Vizyondakiler