Yetenekli Hasta

15.3.2000
Yetenekli Hasta

Çok değil; bundan bir kaç yıl önce Oscar Ödülleri’nin dağıtıldığı gece inanılmaz bir başarıya imza atarak Oscar namına ne var ne yoksa toplayan 'The English Patient' bir çok sinemaseverin kalbinde taht kurmu? bir film. Unutulan romantizmi yeniden canlandıran, egzotik bir ortamda geçen film bir çok ele? tirmen tarafından beğenilmese de seyirci nezrinde unutulmazlar arasına girmışti. Bu roman uyarlamasını peliküle aktaran İtalyan asıllı İngiliz yönetmen Anthony Minghella yine bir roman uyarlamasıyla karşımızda şimdi: 'The Talented Mr.Ripley'...Film her ne kadar aynı yönetmenin elinden çıkmış olsa da, hiç bir açıdan 'The English Patient'a benzemiyor: Karşımızda son derece iyi ışlenmış ve yönetilmış, harika oyunculukla zenginle? mış psikolojik derinlikli bir gerilim var. Sahip olduğu taklit ve müzik yeteneği ke? fedilememış Tom Ripley (Matt Damon) , İtalya’da bohem hayatı sürmekte olan Dickie Greenleaf’i (Jude Law) bulmak üzere Dickie’nin babası tarafından İtalya’ya yollanır. Amacı onu Amerika’ya geri dönmeye ikna etmektir. Ama ışler hiç de beklendiği gibi gelışmez ve tam bir sosyopat olan Ripley, bir cinayetler zinciri içinde olayların gelışmesine sebep olur. Daha önce başrolünü Alain Delon’un oynadığı bir çevrimi de olan film, her? eyden önce mükemmel görüntü yönetimiyle göze çarpıyor. Mekan seçimi ve sanat yönetimi ise tartışılmasızca başarılı. ışin ilginç tarafı başroldeki Damon’dan çok Jude Law’ın seyirci tarafından benimsenmesi. Açıkçası bu bilinçli ve doğru bir seçim. Dickie, bir Yunan Tanrısı gibi: Yakışıklı, zengin, tutkulu ve ne isterse onu yapıyor. Ripley ise sinik, zayıf, çekingen...Ripley onda olmak istediği her? eyi buluyor ve baştan bir hayranlık olarak başlayan hisleri sonunda açık bir tutku ve aşka dönüşüyor. Minghella Ripley’in e? cinselliğini gizlemeyi hiç düşünmemış anlaşılan; hemen her sahnede Ripley sanki bunu haykırıyor. Zaten Dickie ile satranç oynadıkları banyo sahnesinde bu imgelem doruk noktasına çıkıyor. Daha sonra bu tip bir birliktelik zaten tekrar gündeme geliyor ama bu da bir cinayetle son buluyor. Aslında Ripley’in adam öldürmekten zevk falan duyduğu yok ama bir türlü istediği insan olamayan ve sürekli yalanlara başvuran ve tabii bunları yaparken sürekli olarak inanılmaz yeteneklerini ve zekasını gösteren genç adam kışiliğinin karanlık dehlizlerini sonlara doğru yeni sevgilisine anlatıyor. Böylece biz de bu adamın içinden geçenleri daha iyi anlıyoruz ama bu ona hak verme ya da suçlama yapabilmemiz için son derece yetersiz. Bu bilinçli bir? ey. Filmin finali bile bir? eyler vermiyor: Acaba Ripley kendini öldürüyor mu? Tutuklanıyor mu? Yoksa hayatının geri kalan kısmını yine kaçarak ve başka biri gibi davranarak mı geçiriyor? Bu sorular hep cevapsız kalıyor. Beğendiğim bir oyuncu olmasına rağmen nedense bu film de Gwyneth Paltrow bana çok yapmacık ve soğuk geldi. Ben çok daha iyi bir oyunculuk beklerdim. Daha önce de söylediğim gibi Damon iyi oynamasına rağmen hem oyunculuk hem de akılda kalıcılık açısından Law’dan çok daha geride bir yerlerde duruyor. Bu filmdeki rolü ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilen Jude Law, bu ödüle çok yakın duruyor bence. Filmin müzikleri ise çok ama çok iyi. Hem geri plandaki o müşış müzik hem de caz barlarda çalan? arkılar çok iyi seçilmış. Aynı? ey kostümler için de geçerli. Yani sonuç olarak 'The English Patient'a göre daha sade ama daha derinlikli bir film var karşımızda: Ama bana soracak olursanız, her ne kadar vıcık vıcık romantizm koksa da İngiliz Hastaya sala değışmem...

Yazıda adı geçen kişilerle ilgili bilgi için tıklayın:

Vizyondakiler