“Haksız kazanç, Bağdat’tan döner”

22.8.2011
“Haksız kazanç, Bağdat’tan döner”

The Visitor ve Hayatın İçinden (The Station Agent) gibi bağımsız yapımlardan tanıdığımız senarist-
yönetmen-oyuncu Tom McCarthy'nin, üçüncü yönetmenlik denemesi 'Kazananlar Kulübü',Temmuz
ayının son günlerinde gösterime girdi.

Adından da anlaşılacağı üzere bu film kazananların hikayesidir. Kime göre, Nasıl ve ne şekilde
olduğunu aile babası Mike Flaherty (Paul Giamatti) , aracılığıyla izlerken filmin ilk yirmi dakikası
sıkıntıyla ofluyoruz. Çünkü Mike’ın yaşadığı imkansızlıklar ve kaybedilmişlik onu olduğu kadar bizi de
boğuyor.

New Jersey'li bir avukat olan Mike Flaherty, yaşlı insanlara yasal danışmanlık yaparak ailesini
geçindirmeye çalışan düşük gelirli bir avukattır. Fakat, gün geçtikçe “ailenin maddi durumu” hızlı bir
çöküşe sürüklenmektedir. Ve bir gün yakın arkadaşı Teryy (Bobby Cannavale) , Mıke’a etraflarındaki
kazananlardan bahseder. Kasıtlı ya da kasıtsız Mıke ‘ın aklına kurt sokar. Bunun neticesinde İki çocuk
babası Mike, mahkemeye Leo’nun vasisi olma isteğini iletir. Oldukça yaşlı ve rahatsız olan fakat iyi bir
gelire sahip Leo’nun herhangi bir yasal vasisi bulunmamaktadır. Leo bu “ek iş” için biçilmiş kaftandır.
Bu sayede Leo -eski avukatı yeni vasisi sebebiyle- kendi evinden dışarı atılmayacaktır. Tabi kazın
ayağı öyle değildir. Hiç kimse umduğunu bulamaz. Ve bir gün Leo’nun hiç görmediği torunu Kyle
ansızın çıkıp gelir.

Ufak büyük birçok ülkede gıpta edilesi yaşamları ile “Amerikan rüyası” kavramını zihnimize
işleyen yapımcı ve yönetmenler bu kez başka değerlerin altını çizmeye özen göstermişler. Adalet
ve özgürlüğü temsil eden geleneksel meşale; yanlış anlaşılıyor yükselmek için sende; senden
aşağıdakilerin üstüne basabilirsen bas diyor.

Aslında filmin vermek istediği ileti “parayı nerde bulursan orda kon” değil. Bu bilgisayarınızda
görür görmez sileceğiniz bir virüs. Film yanlışlardan yola çıkılarak doğruyu bulma sürecini anlatıyor.
Annesinin erkek arkadaşından şiddet gördüğü için evden kaçan Kyle üzerinden. Önce bize her şeyden
önce “harama” el uzatmamızı sonra “dürüstlük”’ün kaybedilmemesi gereken bir erdem olduğunu
anımsatıyor. Ve tabi “aile” kavramının kutsallığından dem vuruyor. Aile kavramının köklerini
genişleterek, hiç tanımadığınız birini bile sevip koruyabileceğiniz gerekirse onun için savaşabilmeniz
gerektiğini öğütlüyor.

Çünkü toplumun temel yapı birimi “ailedir.”Korunması, kollanması, sahip çıkılması gerekir. Bu
kavramların özü; dini,dili,kökeni ne olursa olsun hep aynıdır. Ve film “toplumsal değerlere sahip
çıkarak” aile kavramını tehlikeye atanlara acımıyor. Alt metin olarak bu kişi kendi “öz” anneniz
olsa bile “tolerans” göstermemeniz gerektiğini vurguluyor. Yani bir değil birden çok ders veriyor,
Kazananlar Kulübü.

Filmde; anlattığı hikayeyi iyi analiz edip, karakter örgüsüne sahici bir derinlik katan- bol ödüllü
yönetmen Thomas McCarthy,filmi anlamamız ve anlatılan hikaye ile bir bağ kurmamızı daha da
kolaylaştırmış.

Win Win adlı filmi gelişme bölümünde terk etmeyip sonuç kısmına ulaşırsanız, eğer bir değil birden
fazla kazanan olduğunu göreceksiniz. Filmi daha fazla anlatıp sürprizlerini hiçlememek adına fazla
sıkılmadan izleyebileceğiniz güzel, sıcak, samimi ve iyi oynanmış bir aile filmi diyorum. Ve emek
olmadan yemeği düşünmeyin, diyerek son noktayı koyuyorum.

Vizyondakiler