Bir Kuyu, Bir Ayna, Bir Züleyha ve İki Yusuf

25.10.2013
Bir Kuyu, Bir Ayna, Bir Züleyha ve İki Yusuf

“Oğlumu başsız ve kolsuz doğurmadım ki bu şekilde gömeyim” Hatice Teyze / Üç Yol Mostar’dan Hasankeyf’e… Üç Yol filminde beni en çok etkileyen, hatta günlerce kulaklarımda yankılanan replik… Bosnalı bir annenin 90lı yıllarda Sırplar tarafından katledilen oğlu… 20 küsur yıl sonra oğlunun toplu mezardan çıkan kemik parçaları, cenaze değil, evlat değil, sadece kemikler… Annesine teslim ediliyor. Anne ölümü çoktan kabullenmiş ama oğlunu bu şekilde yarım yamalak gömmeyi reddediyor.

Üç Yol Türkiye’de Bosna savaşını işleyen ilk film. Filmde; Mostar (Bosna) , Saray Bosna, İstanbul, Batman, Hasankeyf, bol bol düş,, bulanık bir aşk, çokça bunalım ve acının her türlüsü var.

Hasankeyfli bir imamın küçükken medrese eğitimi almış bunalımlı ve bohem oğlu Bünyamin ile Bosna savaşında yakınlarını kaybetmiş savaş mağduru Bosnalı genç psikolog Zrinka (Züleyha) arasında gelişen adı konmamış aşk öyküsünü anlatılıyor.

Toplu mezarlar, ölümleri yakınlarının kemiklerini dört gözle bekleyecek kadar özümsemiş acılı aileler yukarda repliğini yazdığım Bosnalı Hatice Teyze karakteri ile hikayeleştirilmiş.Hasankeyf’e yapılacak baraj ve sular altında kalacağı gerçeği de Bünyamin’in medrese hocası babasının dilinden anlatılıyor.

Yönetmen Faysal Soysal’ın ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen ortalama üstü bir film olmuş. İzleyiciye kültürel anlamda çok şey katan, Bosna Savaşı, Hasankeyf’teki tarihi değerler, ölümler, kadın intiharları, doğunun aile yapısı, toplumsal değerler ve bunların toplum üzerindeki etkileri, gibi konularda farkındalığı artırıyor.

Yönetmenin, İran’da aldığı sinema eğitimi filme çok net yansımış. Üç Yol, tam bir İran filmi atmosferinde. Oyuncuların büyük kısmının Türk olmaması da avantaj katmış. Çoğu Türk filminde gördüğümüz sığ, ezberci ve yapmacık oyuncuların aksine bütün oyuncular gayet başarılı. Başrol oyuncular, Nik Xhelilaj (Bünyamin) ve Kristina Krepela (Zrinka) rollerinin hakkını çok iyi veriyor. Özellikle Nik Xhelilaj fiziksel özellikler olarak da Yusuf tasvirine uyuyor. Ancak Türkçeyi Boşnak aksanıyla konuşan Nik yerine, güneydoğu aksanı ile konuşabilecek veya aksansız konuşabilecek başka bir oyuncu filme daha iyi oturabilirdi.

Aksan demişken yıllardır Türk filmleri ve dizilerinde; Urfa’dan Van’a, Mardin’den Kars’a kadar tüm doğulu karakterler Şener Şen’in “Maho Ağa” aksanıyla konuşuyor. Faysal Soysal da Batmanlı olmasına rağmen aynı yanılgıya düşmüş ve Bünyamin’in babası gerçekte Batman-Hasankeyf bölgesinde hiç duyamayacağınız Maho Ağa şivesiyle konuşuyor. Zrinka’nın “Bünyamin ismini filmin ilk yarısında diğer Boşnaklar gibi telaffuz edip ikinci yarısında “Benjamin” olarak telaffuz etmesi de ayrı bir hata.

Film, ilham aldığı “Yusuf Peygamber” hikâyesinin derinliğini yakalayabilmiş. Ancak bence bu hikâyede önemli bir yere sahip “ayna” öğesi atlanmış. Zrinka’nın yatağından, sıçrayarak uyandığı bir sahnenin sonunda rüzgârın etkisiyle yere düşüp kırılmış bir ayna görüyoruz. O sahnede ayna daha iyi kullanılarak, daha etkili, çarpıcı ve izleyicinin kafasında yer edecek bir sahne yaratılabilirdi.

Ana karakterlerin geçmişi “özgeçmiş” şablonu ile hazırlanmış gibi hızlı, derli toplu ve basit bir şekilde verilmiş. İzleyiciye hissettirilmeden, filmin akışına sindirilerek anlatılabilirdi. Yönetmenin şair kimliğinden kaynaklanan gereksiz ayrıntılar ve tekrarlar filmi çok uzun ve biraz da sıkıcı hale getirmiş. Olay örgüsündeki ana kırılımlar yeterince özenli değil. İzleyici A noktasına konsantre olmuşken aniden kendini B noktasında buluyor. Bu tarz fantastik temaya sahip filmlerde izleyici ile oluşan bağın film boyunca devam etmesi gerekir ama korkarım Üç Yol filminde bu biraz gelgitli olacak.

Esra Şimşek tarafından yazılan diğer yazılar:

Vizyondakiler