Yönetmen: Joel Coen
Oyuncular
Tür: Komedi, Drama
Yapım Yılı: (116 dk)
Vizyon Tarihi: 5 Haziran 2002 Çarşamba
Senaryo: Joel Coen, Ethan Coen
Yapımcı Firma: Good Machine [us]
Yapım Ülkesi: ABD
Orijinal Dil: İngilizce
Orijinal Adı: The Man Who Wans’t There
Resmi Site: www.themanwhowasntthere.com/

Orada Olmayan Adam Filminin Özeti

Hayatından mutsuz ve tatminsiz bir adam olan Ed (Billy Bob Thornton), karısı Doris’in (Francis McDormand) kendisine sadık olmadığını farkettikten sonra, ortaya bir şantaj yapma fırsatı çıktığını ve böylece hayatını değiştirebileceğini farkeder. Ne yazık ki, yaptığı plan geri teper ve adam öldürmeye dek giden yolda çok daha karanlık sırlarla karşılaşır

1940’ların sonlarında Kuzey Carolina’da küçük bir kasabada yaşayan ve karısının kardeşinin berber dükkanında çalışan bir adamın hikayesi var filmde. Adamımız Ed Crane, hayatından tatminsiz ve mutsuz ama bunu nasıl değiştereceğini de bilmiyor. Tek bildiği sonsuza kadar saç kesmek istemediği. Bir müşterisinden kuru temizlemecilik yaparak zengin olmanın yoluyla ilgili tavsiyeler aldığında kafasında düşünceler beliriyor. Aynı sırada karısının da büyük bir mağazalar zinciri sahibi olan patronuyla ilişkisini öğrendiğinde, sonuçta işin içindeki herkesin trajik bir şekilde etkilenmesine sebep olacak bir plan yapıyor. Fakat herşey planladığı gibi gitmiyor

Çekim Bilgileri

İlk bakışta, Orada Olmayan Adam Joel ve Ethan Coen’in 1984 tarihli ilk filmleri “Blood Simple”a geri döndükleri izlenimini verebi... Devamı için tıklayın...
İlk bakışta, Orada Olmayan Adam Joel ve Ethan Coen’in 1984 tarihli ilk filmleri “Blood Simple”a geri döndükleri izlenimini verebilir. Ne var ki film, ilerledikçe bambaşka bir türe doğru ilerliyor: Coen kardeşlerin “James M.Cain’in dünyası” dedikleri türe doğru.

Cain’inkiler gibi Orada Olmayan Adam 1940’larda geçiyor. “Bu film Cain’in tarzından ve işlerinden ilham aldı. Bu onun türünden bir hikaye,” diyor Joel Coen.

“Tabi ana kahramanın aslında neredeyse bir beceriksiz, hatta aptal diye nitelendirebileceğiniz biri olması dışında,” diyor Ethan Coen. “Yine de, düşündüğünüz zaman, Cain’in hikayelerinde kahramanlar hep böyle adamlardı – kaybedenler, neredeyse varlığı bile banal olan insanlar. Cain insanların günlük iş hayatları ve para kazandıkları işler ile ilgileniyordu: o, sigorta satıcıları, veznedarlar ve inşaat işçileri hakkında yazıyordu. Bunu bir başlangıç olarak kullandık.”

Cain mükemmel bir “ucuz roman” yazarıydı. En ünlü romanları, 1940’ların üç önemli sinema klasiği haline gelmişti: Billy Wilder’ın “Double Indemnity” (1944), Michael Curtiz’in “Mildred Pierce” (1945) ve Tay Garnett’ın “The Postman Always Rings Twice” (1946).

Yine de Coen’lere Orada Olmayan Adam’ın ilhamı özel bir Cain ürününden değil de yıllar önce (1994) “The Hudsucker Proxy”nin Kuzey Carolina’daki setinde geldi.

Joel hatırlıyor, “Berberde çekilen bir sahne vardı. 1940 stili saç kesimlerini gösteren bir poster duvarda asılıydı. O hep oradaydı ve biz de sürekli ona bakıyorduk. Derken, gerçekte bu saçları kesen adam hakkında düşünmeye başladık ve hikayemiz şekillendi. Tüm bunlar gerçekten de bir posterden ilham alarak gerçekleşti.”

“1940’ların sonlarında Kuzey Carolina’da küçük bir kasabada yaşayan ve karısının kardeşinin berber dükkanında çalışan bir adamın hikayesini yazdık. Adamımız, Ed Crane, hayatından tatminsiz ve mutsuz ama bunu nasıl değiştereceğini de bilmiyor. Tek bildiği sonsuza kadar saç kesmek istemediği. Bir müşterisinden kuru temizlemecilik yaparak zengin olmanın yoluyla ilgili tavsiyeler aldığında kafasında düşünceler beliriyor. Aynı sırada karısının da büyük bir mağazalar zinciri sahibi olan patronuyla ilişkisini öğrendiğinde, sonuçta işin içindeki herkesin trajik bir şekilde etkilenmesine sebep olacak bir plan yapıyor. Fakat herşey planladığı gibi gitmiyor.”

“Hikayede bir suç anlatılmasına rağmen aslında bizim ilgilendiğimiz, bir berberin kim olduğu ve neler yaptığıydı. Hergün bir saç kesiminden başka bir saç kesimine, günlerin nasıl geçtiğini düşündük ve bunu suç hikayemizin arka planında kullandık,” diyor Ethan.

“Pek çok suç hikayesi yeraltı dünyasında geçer. Küçük kötü adamların birbirlerine yaptıkları kötü şeyleri ve bundan herkesin zarar görmesini anlatırlar. Bu biraz bu filmin ne olduğu, biraz da değil. Orada Olmayan Adam sıradan orta halli Amerikalıların control dışı bir olayla karşılaştıklarında yaptıklarıyla ilgili. Buradakji suç, aslında neredeyse bir kaza. Kahramanımız olayın adeta içine düşüyor.”

Coen’ler o zamanlardan beri bu senaryo üzerinde zaman zaman çalışmışlar. Arada sürekli başka projeler çıktığından, bunu bir köşede bekletmişler. Ona asıl özel ilgiyi, Joel karısı Frances McDormand’a Dublin’deki oyunu için eşlik etmeye gittiğinde göstermişler. Ethan da onlara katılmış ve bu seyahatlerinde Joel senaryoyu tamamlamış.

Senaryo tamamladığında, hemen daha önce pek çok filmlerinin prodüktörlüğünü yapmış olan Working Title Films’den Tim Bevan ve Eric Fellner’a yollamış Coen kardeşler. Fellner, “ Ethan ve Joel ile neredeyse her filmlerinde çalışıyoruz. Büyük bir aksilik olmadığı sürece de gelecek bütün filmlerini de yapmak istiyoruz,” diyor.

Fellner senaryonun bitmiş halinden oldukça etkilenmiş. “ İlk yazmaya başladıklarında hikayenin bir kısmını okumuştum ve içeriği ve geçtiği dönem itibarıyla da bu filmin yapımcılığı konusunda çok heyecanlıydım. 1996 tarihli “Fargo”da çalışmış biri olarak, bu filmde aynı ışığı gördüm. Yine de bu film, tamamıyle kendi ayakları üzerinde duruyor. Tüm dünyada büyük izleyici toplayacağına inanıyorum.”

Orada Olmayan Adam artık çekimlere hazırdı (daha önce “The Barber Movie,” “Untitled Barber Project” ve “Untitled Barber Movie” olarak adlandırıldı) – ama Coen’ler için birden planlar değişti. George Clooney, Coen’lerin diğer bir projesi olan “O Brother, Where Are Thou?”da rol almayı Kabul etmişti ve birdenbire işe başlamak üzere boş bir zamanı oldu. Sonuçta “’O Brother’ Orada Olmayan Adam’ın önüne geçti ve büyük bir hızla yapımına başlandı. Coen’ler çekim ve montajı bitirir bitirmez tekrar tüm dikkatlerini Orada Olmayan Adam’da yoğunlaştırdılar.

USA Films, filmin finans aşamasında takıma katıldı ve artık 2000 yazında çekimlere başlamak için herşey hazırdı.

Joel yorumluyor: “Billy Bob Thornton uzun zamandır tanıdığımız ve sevdiğimiz biri. O, her rolde radikal değişimlere girebilen nadir aktörlerden. Bunun ilginç olacağını düşündük ve onun bu rolle neler yapabileceği bizi heyecanlandırdı.”

“Ed Crane karakteri çok pasif. Genelde sadece yüz mimikleriyle tepki veriyor, bud a bir aktör için çok zor. Genelde derin derin düşünüyor ve sonra da yüzüyle bir tepki veriyor. Karakterin dışardan konuştuğu pek çok sahne var fakat film içinde konuştuğu sahneler az. Rol, bunu kaldırabilecek birini gerektiriyordu. Bunu yapabilecek çok fazla aktör olduğuna inanmıyorum.”

“Billy Bob çok duygulu ve içten,” diye ekliyor Ethan. “İnsanın aklına Montgomery Clift geliyor: eğer bu film 1949’da çekilmiş olsaydı Clift bu rolü oynayacak adam olurdu. O ve Billy Bob’da aynı ışık ve yetenek var. Joel’in dediği gibi yokolmadan pasif olabilme yeteneği.” Joel de katılıyor, o ve Ethan “pasiflikten ilginç birşeyler çıkarmak” istemişler.

Thornton ona rol önerildiği zaman çok mutlu olmuş: “Aslında senaryoyu okumadan rolü Kabul ettim. Joel ve Ethan arayıp beni filmlerinde istediklerini söylediklerinde onlara ‘ Ne hakkında olduğu umurumda değil, kabul ediyorum,’ dedim. İyi birşeyler olacağını biliyordum. Bazı insanlarla yanlış birşey yapmanıza imkan yoktur.”

“Senaryoyu okuduğumda, sadece hissettiklerimden emin oldum. Çok iyiydi. Yazılış harika, karakterler müthişti. Ed Crane herşeyi içinde yaşayan biri olmasına rağmen, sonunda film sayesinde, garip bir şekilde, oldukça duygusal bir film.”

Berberin karısı rolünü yazarken, Joel’in karısı Frances McDormand akıllarındaymış. Frances McDormand, Doris Crane rolüyle, ona Oscar kazandıran “Fargo”daki Marge Gunderson karakterinden beri ilk kez Coen kardeşlerle birlikte çalışıyor. Doris Crane rolü onun diğer Coen kardeşler filmlerindekilerinden oldukça farklı, “Fargo”daki Marge ve “Blood Simple”daki Abby gibi sempatik ve kendilerini alakaları olmayan suç hikayelerinin çevresinde buluveren karakterlerden.

McDormand itiraf ediyor: “Ethan ve Joel bir senaryo yazdıkları zaman, akıllarında hep belirli aktörler vardır çünkü bu aktörleri zorlamak isterler. İtiraf etmeliyim ki bu rol benim için de zorlayıcıydı. Doris karakterini ilk kez sekiz yıl önce duydum. Daha sonra proje beklemeye alındı ve sanırım yaklaşık dört yıl önce tekrar üzerinde çalışmaya başladılar. Yine de çok yakın bir zamanda herşey toparlandı ve film ortaya çıktı.”

“Doris çok etkileyici ama onunla çok fazla ortak noktam yok. Onun stili bende yok. Hayatından çok mutsuz. Sıkılmış. Kendisini koparmaya çalıştığı büyük bir İtalyan ailesinden geliyor. Film pek çok sembolik karakterin içine düştüğü ve Ethan’la Joel’in onlara oynadıkları oyunlarla ilgili bir cinayet öyküsü. Doris tam olarak bir “femme fatale” değil. Bunun için biraz yaşlı. Ben ona ‘yosma’ diyorum- sevilebilir bir ‘yosma’.”

Coen kardeşler, hikayede önemli rolü olan, Doris’in patronu ve sevgilisi Big Dave için ülkemizde de gösterilen “the Sopranos” adlı dizideki rolüyle Emmy Ödülü sahibi James Gandolfini’yi seçmişler.

“Onun bu rol için mükemmel olduğunu düşündük. Son zamanlarda çok çalışıyordu ve biz ona bu teklifi götürdüğümüzde “The Mexican”ı bitiriyordu ve dizi çekimlerine geri dönmek üzereydi. Biraz kolunu büküp hırpalamamız gerekti ama sonunda rolü Kabul ettirdik.”

Gandolfini yorumluyor: “Senaryo daha önce hiç okumadığım gibiydi. Çok güldüm. Ayrıca Big Dave de daha önce hiç canlandırmadığım tipte bir karakterdi. Kendini göstermeyi seven, çok konuşan koskoca bir adam. Şantaj yapıldığında öfkesinden çıldırıyor. Şantajın arkasında kimin olduğunu öğrendiğindeyse, bu onun kaldırabileceğinden fazla.”

Doris’in erkek kardeşi, berber dükkanının sahibi Frank’i oynamak içinse Coen’ler Michael Badalucco’ya dönmüşler. Ülkemizde de gösterilen “The Practice” dizisindeki rolüyle Emmy ödüllü aktör, “O Brother, Where Art Thou?”da da Coen kardeşlerle çalışmıştı. Ethan Badalucco’yu “sahneyi heyecanla dolduran bir aktör” olarak övüyor.

Badalluco hatırlıyor:”Ethan ve Joel beni aradılar ve yeni filmlerinde benim için bir berber rolü olduğunu söylediler. Senaryoyu okuduğumda, ne kadar original olduğunu gördüm. ‘O Brother…’dan çok farklıydı. Hikayenin dönüm noktalarından etkilendim. Hikaye oldukça karanlık, ama iyi yönde karanlık.”

Derken, Coen kardeşlerin filmlerinin gediklilerinden Jon Polito ve Tony Shalhoub ekibe katıldılar. Son olarak da Adam Alexi-Malle, Katherine Borowitz, Richard Jenkins ve genç aktris Scarlett Johansson da katılınca, oyuncular tamamlanmış oldu.

Sıra teknik ekibe gelmişti. Coen’ler diğer filmlerinde çalıştıkları ekibi toplamaya başladılar. Aralarında altıncı kez bir Coen filminde görüntü yönetmenliği yapan ve bu filmdeki çalışmasıyla Oscar adaylığı kazanan Roger Deakins, beşinci kez bir Coen filminde çalışmalarıyla Oscar ödüllü set tasarımcısı Dennis Gassner ve kostüm tasarımcısı Mary Zophres, başlangıçtan beri Coen filmlerinde çalışan editör Roderick Jaynes, dördüncü kez Coen’lerle çalışan editor Tricia Cooke ve beşinci kez Coen’lerle çalışan yardımcı yapımcı John Cameron ekibi oluşturdular.

Hepsi için de Orada Olmayan Adam daha önce yapmadıkları bir çalışmaydı. Bu film siyah beyaz olacaktı. Daha doğrusu çekim renkli yapılacak ama kopyalar siyah beyaz basılarak tüm sinemalarda film siyah beyaz olarak vizyona girecekti.

Bu Coen’ler için büyük bir adımdı ama Coen’lere gore adeta malzemeyle birlikte gelmiş bir zorunluluktu. Joel Coen, “Anlatması pek de mümkün olmayan, tamamen içgüdüsel nedenlerle, bu hikaye siyah beyaza uygun bir hikaye diye düşündük. Eski zamanda geçiyor ve siyah beyaz bu hissi vermeye yardımcı oluyor. Siyah beyazın bu hikayede renklerden daha çok anlatabileceği şey var. Siyah beyazın günümüzde sıradışı olarak nitelendirilmesini çok üzücü buluyorum. Daha fazla insanın siytah beyaz film çekmemesi de utandırıcı. Artık herşey renkli. Siyah beyaz bütünüyle farklı bir çalışma gerektiriyor ve bunu kaybediyoruz. Yakında bunu yapabilecek kimse kalmayacak. Bunu yapmak ‘sanatsal’ olmakla eşdeğerde tutuluyor ve bu yüzden de istenmiyor.”

Görüntü yönetmeni Roger Deakins görevinin zorluklarını sevmiş. “Okuldayken siyah beyaz çalışırdım. En son da ‘Hurricane’filminde bazı siyah beyaz kareler kullanmak zorunda kalmıştım. Siyah beyazı çok seviyorum. İfadeyi zenginleştiriyor. Renkli çekimlerde bazı sahneler olması gerekenden daha canlı ve sevimli görünebiliyor. Burada renkler sizi sahneden uzaklaştırmıyor, görseli görünmesini istediğimiz şekilde yansıtabiliyoruz.”

“Hollywood yapımı eski siyah beyaz filmlerin çoğunda direct kullanılan ışık sonucu oluşmuş keskin kontrastlar var. Ben Avrupa tekniğini inceleyerek, Jean-Luc Godard’ın çalışmalarını izleyerek siyah beyazda daha yumuşak ışıklar kullanmayı istedim.”

Set tasarımcısı Dennis Gassner ve kostüm tasarımcısı Mary Zophres siyah beyaz ortamda, her türlü aksesuar ve giyimin karakterlere ne yönlerde kişilik kazandırabileceği konusunda oldukça detaylı bir çalışma yapmışlar.

Zophres, “Büyük kontrastlar yaratmayan renklere ihtiyacımız vardı. Mesela, Doris’in bir düğüne giyeceği kıyafeti çok önceden, gözalıcı bir kırmızı renkte tasarlamıştım. Fakat kırmızı rengin siyah beyaz ortamda iyi resim vermediğini öğrendikten sonra aynı tasarımı yumuşak ve soluk bir pembe renginde kullandık,” diyor.

Bu arada kamera önünde ise, aktörler renklerin kullanılmamasının avantajlarını yaşamışlar. McDormand, “Bir sahneyi çekerken siyah beyaz çekildiği aklınıza bile gelmiyor. Ama çekimleri ilk izlediğimde siyah beyazın ne kadar dramatik olabildiğini farkettim. Öyle bir ortam yaratıyor ki, bir aktör olarak katkınızı en azda bile tutsanız belli olmaz.Bir yakın plan zaten başlı başına büyüleyici, gölgeler, derinlik hissi. Bir göz kırpmanın bile inanılmaz etkisi oluyor,” diyor.

Böylece, bir posterden ilham aldıktan yedi yıl sonra, kamera önünde ve arkasında toplanan eski ekiple birlikte Orada Olmayan Adam’ın çekimlerine başlandı.

Coen’ler için en önemli sahneler Orange County’dekilerdi. Diğer mekanları gezdikten sonra, Orange County’ye neredeyse aşık olup bunun Orada Olmayan Adam’ın geçtiği yer olmasında karar kılmışlar. Böylece, filmin geçtiği Santa Rosa kasabası, Orange County’nin sokakları oldu. Filmin tüm dış çekimleri burada gerçekleştirildi. Çok da büyük bir uğraş vermeden hala 1940’lar görüntüsü verebilen bu kasaba, daha önce Alfred Hitchcock’un unutulmaz eseri 1943 tarihli “Shadow of Doubt”a da evsahipliği yapmıştı. Ethan ve Joel, büyük ustanın kişisel favorim dediği bu mekanı kullanarak filme bir Hitchcock klasiği havası vermeyi de istediklerini söylüyorlar.

Döneme ait gerçekçi bir görüntü almak için kasabada yapılan çalışmalar dışında, karakter tiplemelerine de özen gösterilmiş. Kostüm tasarımcısı Mary Zophres anlatıyor: “Billy Bob Thornton 1940’ların erkeklerine uygun bir fiziğe sahip ve bu filmde çok işimize yaradı. Kıyafetler onda tam olması gerektiği gibi durdu. Joel ve Ethan’a göre tüm hafta bir berber üniforması içine hapsolmuş olan Ed, kıyafetinden hiç memnun değildi. Bu yüzde iş dışında rahat giyinmeyi tercih ediyor. Ona şık bir kostüm veya ciddi bir kıyafet giydiremezdim, onun yerine o dönemde oldukça popüler olan spor ceketler ve rahat gömlekler giydirdik. Zamana sadık kalarak tepesi lastiksiz çorap giymesine dahi dikkat ettik. Kadınların detaylarına da özen gösterdik, sütyenlerin biçiminden çoraplarına kadar. Filmde birkaç saniye görünen bir figüran bile doğru siluete sahip.”

Zophres dönemden ilham almış: “Etkileyici bir dönemdi. İnsanlar giyimlerine çok özen gösteriyorlardı. Kadınlar şapka ve eldiven giyiyorlardı, bir angarya halletmek için yarim saat sokağa koştuklarında bile ellerinde minik üsülü el çantaları oluyordu. Santa Rosa fakir bir kasaba değil ve biz onun en ideal halini yansıtmaya çalıştık. Ne de olsa hikaye, Ed’in bakış açısından anlatılıyor.”

Doris’in kostümleri, McDormand ile birlikte tasarlanmış. “Fran ve ben kıyafetler üzerinde çok belirgin noktalarda anlaştık. Doris bir mağazada çalışıyordu ve bizce maaşının yarısını mağazadaki kıyafetlere harcıyordu. Ayrıca evlilik dışı ilişkisi flörtçü yanını ortaya çıkarmış olmalı. Bu cinsel uyanma sürecine uygun kıyafetler tasarladık. Göğüs dekoltesi her zaman açıktı, ten rengini vurgulayan pastel tonlarda giyiniyordu. Mesela kuzeninin düğününe gittiğinde, herkes koyu renkler tercih etmişken o, oldukça açık bir rengi seçiyor ve herkesin ortasında parlıyordu.”

Diğer karakterler için Zophres anlatıyor: “Big Dave iyi giyiniyor. Mağazasında satılan en iyi kostümlere sahip. Giydikleri Riedenschneider’ınkilerden çok farklı. “Riedenschneider’ın kıyafetleri de basit değil aslında. Terzi elinden çıkmış, çok fazla aksesuarlı. Riedenschneider’ın kostümleri için ilhamı Salvador Dali’den aldım. Her zaman sivri kesimli, üçlü takımlar giyerdi. O zamanlar için biraz sıradışı ama lüksün bir göstergesi.”

Thornton vurguluyor: “Ethan ve Joel, 1940’ların ruhuna sadık kalmaya kararlıydılar. Ben de öyle...Her filmimde, bütün bir değişime girmeyi severim, çünkü benim için önemli olan karakteri ön plana çıkarmaktır, aktörü değil. Ed bir nevi hayat gözlemcisi, sadece olayları bekleyen biri. Etkin değil. Onu canlandırmak için Raymond Burr, Humphrey Bogart, hatta Frank Sinatra’nın çalışmalarını ve canlandırmalarını inceledim. O hissi bir aldınız mı, rolü oynarken tüm tavırlarınız değişiyor.”

Karakterlere bürünmek adına, Thornton ve Badalucco berberlik eğitimi aldılar. “Gerçek bir berber beni eğitti. Nasıl saç kesileceğini ve stilleri öğretti. Birkaç kez saç kesimi de yaptım. Berber yaptıklarımı düzeltmek için hep oradaydı,” diyor Badalucco. Thornton da Dirty Dan’s Clip Joint adlı bir berberde eğitim görüp, birkaç saç kesimi yapmış.

Ethan Coen hatırlıyor: “Billy Bob ve Michael’ı saç keserken izlemek çok eğlenceliydi. Komik olan Billy Bob iyi saç kestiğini zannediyordu. Bu bir boks filmi için boksörlük eğitimi alan ve bundan sonra da herkesi dövebileceğini zanneden adam gibi birşey. Figüranların gerilerek Billy Bob’un önündeki koltuğa oturmalarını ve Billy Bob’un saç kesimine hazırlanmasını seyretmek bizi çok güldürdü. Bu arada gerçekten berbat saç kesimleri de gördük!”

Berberlik yetenekleri bir kenara, Coen kardeşler Thornton ile çalışmaktan mutlu olmuşlar. “Billy bu rolü aldığı için çanslı hissediyoruz. Onunla çalışmak çok eğlenceli. Filmde çok konuşmasıu yoktu ama ilginç olan normalde son derece geveze biri olması. Sete gelip durmadan konuşuyordu ama kamera sesini duyduğu anda neredeyse hiç konuşmayan karakterine bürünüyordu. Bu anlaşılmaz birşey.”

Coen’ler için Thornton, “Filmci olarak tam anlamıyla beklediğim gibilerdi. Tamamen eşit bir ortaklıkları var. İlk başta kend kendime ‘birinden birine, saygısızlılık etmemeliyim’ dediğimi hatırlıyorum. Ama asıl onlar birbirlerine o kadar saygı duyuyorlar ki, siz de buna kapılıyorsunuz,” diyor.

“Her zaman son derece sakinler. Sürekli yeni fikirler bulup, birbirlerine danışıyorlar. Birbirlerinin canını çıkaroyrlar ve senden de aynı şeyi yapmanı bekliyorlar. Espri anlayışlarına hayranım. Karakter hakkında konuştuğumuzda hep Ed’in modern biri olduğunu söylüyorlardı. Bir sahnede onlara ne yapmam gerektiğini sorduğumda ise bana “Ed gibi ol” diyorlardı ve demek istediklerini anlayabiliyordum. Onlarla çalışmak gerçekten büyük zevkti.”

Bayan rol arkadaşı için Thornton heyecanlı: “Herşeyden önce Fran ile çalışmak çok eğlenceli! Çok rahat biri, insan olarak onun etrafında olmak bile müthiş bir his. Diğer bir yandan, en iyi 5 aktrisi sayın deseler, o en tepede.”

İltifatı iade eden McDormand ise, “Billy Bob’un tek kelime etmeden bile bütün bir sahneyi oynayışına sürekli şaşkınlık içindeydim. Nefes alıyor ve sigara içiyor- bu kadar. Ama ifade ettiği duygular ve gelgitler inanılmaz. Orada Olmayan Adam’da her o göründüğünde kendime soruyordum: ‘Neler oluyor? Şimdi ne olacak?”’

“Billy Bob çok deneyimli,” diyor etkilenmiş Gandolfini. “Arada sırada bana rolüm konusunda ipuçları veriyordu, ve ben bunların hepsini dinledim.” Gandolfini için bu filmde oynamak tek kelimeyle açıklanıyor: muhteşem. “Ben televizyona alışığım, çabuk çalışıp, çabuk bitirmeye. Bu çekimde herşey daha sakindi. Ethan ve Joel neredeyse dinlenir gibi çektiler filmi. Çok zeki ve çok nazikler. Vahşi bir sahneyi çekerken bile sette en ufak bir gerilim yoktu.”

Katherine Borowitz da “Ethan ve Joel ile çalışmak müthiş. Gerginlik ve tartışma asla olmadı,” diyor.

Aldığı Ödüller

Orada Olmayan Adam 13 Mayıs 2001’de Cannes Uluslararası Film Festivali’nde izleyici önüne çıktı ve En İyi Yönetmen ödülüne layık g... Devamı için tıklayın...
Orada Olmayan Adam 13 Mayıs 2001’de Cannes Uluslararası Film Festivali’nde izleyici önüne çıktı ve En İyi Yönetmen ödülüne layık görüldü.(David Lynch’e “Mullholland Drive” ile birlikte)

Açıklar

“Hikayede bir suç anlatılmasına rağmen aslında bizim ilgilendiğimiz, bir berberin kim olduğu ve neler yaptığıydı. Hergün bir saç k... Devamı için tıklayın...
“Hikayede bir suç anlatılmasına rağmen aslında bizim ilgilendiğimiz, bir berberin kim olduğu ve neler yaptığıydı. Hergün bir saç kesiminden başka bir saç kesimine, günlerin nasıl geçtiğini düşündük ve bunu suç hikayemizin arka planında kullandık,” diyor Ethan Coen.
Orada Olmayan Adam siyah-beyazın ihtişamı içinde sunulan bir tutku, suç ve ceza hikayesi. Film, Coen kardeşleri eski filmlerinde de kamera arkası ve önünde sıkça birlikte çalıştıkları ekiple tekrar biraraya getiriyor.Bunların arasında başrolde Frances McDormand (Coen’lerin kendisine Oscar kazandıran “Fargo’sundan beri ilk kez birlikte çalışıyorlar) ve 2002 yılında bu filmle Oscar’a aday gösterilen ama onun yanında her yerden ödüllere boğulan görüntü yönetmeni Roger Deakins.
Filmde birçok tanıdık yüz var. Örneğin Doris’in patronu ve sevgilisi Big Dave rolünü ülkemizde de gösterilen “the Sopranos” adlı diziden tanıdığımız James Gandolfini; Doris’in erkek kardeşi, berber dükkanının sahibi Frank’i ise Cnbc-e ekranlarında gösterilen “The Practice” adlı dizide de oynayan Michael Badalucco üstleniyor.

Yorum Yaz




"Yorumlar küfür hakaret ve müstehcenlik içeremez. Bu kurallara uymayan yorumlar silinecektir."
İlk yorumu siz yapın...

Orada Olmayan Adam Filminin Oyuncuları


>> >> Orada Olmayan Adam

Vizyondaki Filmler

Hangi Film Nerede Oynuyor